O'nu Altın İmparatoru Olarak Biliyorduk,"Gönüller Fatihi"Olarak Uğurladık

İlhami ÖzerDünya A-lem O'nu, kaybettiğimiz gün daha iyi tanıdı. Bilmeyenler, Ömer Halaç Kardeşimizin memleket için büyük bir kayıp olduğunu, ancak öğrendi o gün anladı. Emirdağ’lı hemşerilerimiz O'nun eşi bulunmaz bir cevher olduğunun ciddiyetini, O'nun ebediyete gönderdiğimiz 12 Mayıs Salı günü kavrayabildik. Çünkü o, kendi başına ve kendi istikametinde, büyük başarılara imza ata ata sessiz sedasız konuşturuyordu. Disiplinli, vakur, saygın, alçak gönüllü, gelişimci, girişimci, büyük işler yapmak için yaratılmış, seçkin iş adamlarımızdan birisiydi. Koştura koştura kendi mesleği ve işi istikametinde büyük işleri kucaklamaktaydı. Son zamanlarda Türkiye bile O'nun erişilmez iş yeteneğine dar gelmeğe başlamıştı. “O” 25 m2'lik bir işyerini büyüte büyüte, Türkiye'mizin altın damarı haline getirmişti. Artık dış ülkelerde bulup keşfettiği altın kaynaklarını Türkiye ekonomisi için işletmeğe girişmişti. Birden bire altın sektörümüz, O'nun yüreğindeki, kabiliyetindeki, öz cevherin farkına varıp O'nun arkasına düşerek Türkiye Kuyumculuk Sektörünün güçlendirme kararı alıp O'nun liderliğini kabullenmişti. Herkes ve bilhassa altın sektörümüz O'nun liderliğinde altıncılığın Dünya Zirvesine yükseleceğini anlamıştı.

Ve gerçekten de Altıncılık Dünyası, O'nun liderliğine Dünya Devi olmağa doğru yol almağa başlamıştı. Mayıs ayı ihracatında altıncılık sektörü, O'nun liderliğinde, umulmadık seviyelerde altın ihracatına ulaşmıştı. Hülasa Rahmetli Hemşerimiz Ömer Halaç öylesine bir düzenek kurmuştu ki bu düzenekte, zenginde, fakirde, işçide, işveren de, işleyende, işletende, görülmedik bir güzel yakalayıp sür'atle hedeflere, güzel amaçlara koşturmaktaydı. O'nun kaybı altın sektörünün kaybı, dolayısıyla memleketin finans kaynaklarının kaybı demekti.

    O'nun bu üstün özelliklerinin yanında başka bir meziyeti daha vardı. CÖMERTLIK... Cömertliği şuradan belliydi: O'nun lügatinde O'nun sözcük kavramında ''YOK'' . Veya ''HAYIR'' veya ''OLMAZ, BAŞKA KAPIYA'', veya cimrilikte ifadesi olan, hiçbir kelimeyi telaffuz etmek adeti değildi. O adeta insanların HACET KAPISI gibi bir algılamanın içinde yer almaktaydı. Her tür insanla el ele verip, yurt ekonomisinde söz sahibi olmayı lüx saymayan bir tevazu sahibi idi. O'nun tepede de tabanda da sapasağlam dostları vardı. Vefatı sırasında işçilerinden bir tanıdığımla konuşmak istedim. Hâlbuki o işçi, ise henüz başlayanlardan birisiydi ama ENGIN adındaki işçisi ile AĞLAMASINDAN dolayı bir türlü konuşamadık. Ayrıca ki Altın ve kuyumculuk sektörü yokluğunu içine sindiremeyip kan ağlamıştır.

 

     Cenazesinin ebediyeti intikali sırasında yaşananları hep birlikte izledik. Kaybından üzülmeyen Emirdağlı da, İstanbullu da, Eskişehirli de zengini de, fakiri de, yoktu. Cenazesi hiçbir Emirdağlı Faniye nasib olmayan düzeyde gerçekleşmişti. Bütün bunlar, genç yaşta çok şeylere muktedir olan hemşerimiz Ömer Bey'in yüce kişiliğin vesikası sayılmak icabetmezmi? Başlangıçta O'nun herkes Türkiye'nin Altın imparatoru olarak uğurlamağa gelmişti. Ama bu sıfat rahmetliye yetersiz geldi. HALKIMIZ O'NU GÖNÜLLER FATIHI olarak Vuslata erdirdi. İnsan düşününce sanki Allah'ım O'nu, özel olarak elimizden aldı. O Ömer Hemşerimiz Allah'ın sevgilisi gibi genç yaşta ve akıl almayacak bir sebeple ve de kaşla göz arasında aramızdan ayrıldı. Şaşılacak Bir şey doğrusu... Onca imkanla o kadar basite alınan bir nedenle Ömer vuslata eriverdi... Sevgiliye kavuşuverdi. Kimsenin diyeceği Bir şey yok. Herkes çaresiz... O'nu sevgi seliyle uğurladık, tek tesellimiz bu sevgi seli.

 
     Ama arkada üç tane küçük küçük çocuklar... Gözü ve bağrı yaşlı ana-baba. Engin sevgilerle seçip, beğenip, aşık olup evlendiği hanımefendi kardeşimiz ILKNUR... Eşi dostu-akrabası, yakınları, can gibi sevdiği dolu dolu dostları. Bizim sözlerimiz onların acısını teselliye yeter mi sanıyorsunuz. Asla asla... Ama tevekkülden başka çare olmadığını bilecek kadar hepsi de aklı başında seçkin kişiler... Yine de son sözümüz '' Başımız sağ olsun''. '' Allah geride kalanlarla o'nun yerini doldursun'' diye niyaz ediyoruz

 

    Aziz dostlarım,

 

    Sözlerimi Rahmetli Ömer Bey'in sevgili eşi ILKNUR hanımefendinin kocasının arkasından yazdığı name ile bağlamak istiyorum. Ben bu mektubu '' GOLDEN DERGISINDEN ALDIM.'' Okurken benim duruma düşmemek için şöyle bir ruh halinize çeki-düzen verin. Ağlamamak için hazırlayın kendinizi. Bana göre, Ömer Bey Rahmetli'yi en iyi anlatan, en güçlü cümlelerdir bunlar...

 
    Mektup, yani Ömer beye yazılan name, şöyle başlıyor:

 
    Canım Kocacığım,

 
    Hiç bitmeyecek gibi düşündüğümüz, gözümüzden bile sakınıp nazara gelmesin diye dile getirmediğimiz mutluluğumuz, senin çok ama çok acı, yürekleri dağlayan, bizi kasıp kavuran, kabullenip içimize sindiremediğimiz acı kaybından aniden gökyüzünden yere çakıldı. Gerçekle karşı karşıya olmak hiç bu kadar zor olmamıştı.

 

    Bu bir hikmet! Bu bir kanun!

 

     Biz isteyerek ayrılmadık. Yüce Allah böyle istedi. Sen meleklerin bile imreneceği bir güzellikte yaşadın ve yaşattın. İçindeki güç hepimizi destekledi, nurun dünyamızı aydınlattı. Şu kısa hayatında tüm insanlığa ders olacak biçimde yaşadın.

 

     Egemenlilik, ölçülülük, adaletlilik, mükemmellik, girişimcilik, programlılık, disiplinlilik, canlılık, inançlılık, bağlılık, sevgi ve saygılılık, yardımseverlik, güler yüzlülük, cömertlik, cesaretlilik, gözü peklik, ikram ve misafir severlik ve daha nice muazzam özellik! Hepsi sende toplanmış.

 

     Sen evren ağacının en güzel meyvesisin. Gecenin sabaha, kışın yaza ulaştığı gibi kavuşacağız bir tanem. Aramızdaki boyut farkını ölümle aşıp sana geldiğimde '' Hoş geldin Karıcığım'' nidanı duyar gibiyim...

 

     Çok mutluyum ki seninle tanıştım, seni sevdim ve evlendim. İlker, Can ve Bora. Henüz küçücük yaşlarında senden ayrı düşen üç dünya tatlısı, minik oğullarımız, bana bıraktığın en kutsal emanetlerindir, onlara en iyi şekilde bakacağım ve sana layık olacağım. Mademki yaşıyorum inşallah yaşadığıma değsin. Ve mademki sen aramızdan ayrıldın, Allah sana öyle mükemmel bir cennet versin ki bu genç yaşta her şeyi yarım bırakıp gittiğine değsin.

 

   On yıl gibi kısa bir sürede bana otuz yıl hatta kırk yıla denk bir mutluluk ve güzellik yaşattığın için Allah senden razı olsun.

    Seni hep sevecek olan '' karıcığın'' (sen hep öyle derdin) 

                                                                                İLKNUR

 

   Gerek İLKNUR HANIMEFENDİ'nin, gerek ana-babasının bu mevzudaki dayanılmaz hislerini belki de, benden iyi kimsecik değerlendirip yorumlayamaz. O'nu bir ben bilirim bir Allah'ım... Şimdi bir de onlar... Böylesi hazin yaşam tarzını Allah'ım, kimseciklere yaşatmasın. ''Beterin beteri var'' diye teselli olup Allah'ın şefkat ve merhametine sığınmaktan başka da yok yok. Söylemesi benden... Hislerinizi kontrol altına alamazsanız Dr. Hüseyin ÜNLÜ'nün de Dr. Sefa Halaç'ın da çırpınışları boşa gider. Saygılarımla...

 

                                                                   İlhami ÖZER ( EMİRDAĞ )

Add comment


Security code
Refresh