Nostaljik Gerçek Bir Öykü...

emirdag.com.tr

Sevdalık…

Öykü'de yaşanan olaylar gerçek olup, isimleri deşifre etmemek adına değiştirilmiştir...

Yıllar önce Emirdağ’larını kara bulutlar kaplamış, Emirdağ Ovası bembeyaz kar örtüsüne bürünmüştü. Şehrin ileri gelen ve Hayvancılıkla uğraşan sülalelerinden birine çoban duran Ali (Kara Ali), yakışıklı, yağız bir yörük delikanlısıydı. Ali’nin Köyü, Emirdağ ilçe merkezine uzak olduğundan, çobanlık yaptığı evin avlusunda bulunan iki göz (Oda) yapılmış. Çoban damı diye adlandırılan ve içerisinde kuzine soba kurulu, birkaç maket yastık, zeminde Bolvadin’den getirilen hasır, eskimiş yaylı divan ve birkaç parça eşya bulunur. Soğuk kış gününün ayazına adeta çamurla sıvanmış duvarlarıyla direnmeye çalışan kendi halinde bir kuytuluktu.

Ali ile konağın ortanca kızı Dudu birbirlerine karşı ilgi duyuyorlar, fakat Ali’nin fakir olması, bu ilginin sevgiye ve aşka dönüşmesine engel oluyordu.

Dudu kızın zengin ve saygın ailesinin yanında onlarca hizmetkâr çalışıyor, yazın yayla, tarla, bağ, bahçe’de kışın ise Emirdağ merkezde, büyük avlulu içinde ahırları ve yem depoları bulunan, o zaman ki ilçe’de örnek sayılabilecek büyük bir konakta yaşıyorlardı.

Hizmetçilerin yazın yapıp kuruttuğu Türkmen tarhanası, soğuk kış günlerinin iç ısıtıcı başlıca yemeklerinden birisiydi. Yine bir gün evin baş hizmetkârı Fadime Bacı, tarhana çorbası pişirmiş, çalışanların yemek saati yaklaştığı için yer sofrası açılmış, sofrada yufka ekmek, kelle(Kuru)soğan, bir gün önce kesilen davarın kekik kokulu haşlama eti ve tarhana çorbası gibi yemekler bulunuyordu.

Bütün hizmetkârlar sofraya toplanmış ama besi Boğalarının sulama işi bitmediğinden çoban Ali sofraya yetişememişti. Aradan birkaç saat geçtikten sonra, Ali ahırda olan işini bitirmiş ve istirahat etmek için evine girmişti. Fadime Bacı yanında çalışan diğer hizmetkârlara seslenmiş, fakat hemen hepsi görev yerlerinde olduklarından dolayı cevap veren olmamıştı.

Dudu; Fadime Bacı’nın çağırışlarına karşılık verdi ”Fadime aba benden başka kimse yok”

Fadime Bacı “ Kızım çobanın yemeği kaldı, aç kalmasın garip!” daha Fadime Bacı’nın lafı bitmeden Dudu; “Bende zaten yeni doğan kınalı kuzuya bakmaya gidiyodum, verde götüreyim” dedi. Fadime Bacı diğer hizmetkârlara kızıp kendi-kendine söylenmeye başladı. İlaha topunuza gıran girsin, şemiği kirliler, görüyonmu bi, ilazım olduklarında heç ortada görükürler mi? Bir süre sonra Fadime Bacı tepsinin üstüne tarhana çorbası ve diğer yemeklerden koyup, Dudu kıza verdi ve şöyle devam etti “Gadın gızım şahan gibi ver gel! Ağa duyarsa bize darılır” Bu sözler tepsiyi alan Dudu’nun bir kulağından girip, diğer kulağından çoktan çıkmıştı bile.

Dudu, Ali’nin kapısını bir taraftan çalıyor, bir taraftan da tir-tir titriyordu. Ali yavaşça kapıyı açtı. Dudu’yu karşısında görence çok şaşırdı, adeta dili tutuldu, ne diyeceğini bilemedi. Dudu belli-belirsiz bir ses tonuyla “yemeğini getirdim” dedi. Kendini biraz olsun toparlayan Ali, Dudu’nun gözlerinin içine bakarak “Sağolasın zahmet etmişsin, hizmetçiler yok muydu? ” Dudu Ali’nin gözlerine utanarak bakıp “Yoktu ben getirdim işte” diyerek tepsiyi bırakıp koşarak oradan uzaklaştı.

Ali’nin içinde yanan sevda ateşi yeniden alevlenmişti. Ummanları döksen bu ateşi söndürmek mümkün değildi. Hem tarhana çorbasını kaşıklıyor, hem de goygun - goygun(derin-derin) hayallere dalıyordu. Diğer taraftan imkansız aşkına gölge düşüren fakirlik, aklına geldiğinde adeta çıldırıyor, Allah’a olan yüksek inancından dolayı isyan etmiyor, fakat adeta kendi-kendini yiyip bitiriyordu.

Aradan birkaç gün geçti. O gün günlerden salı yani Emirdağ’da pazarın kurulduğu tek gündü. Ağa ve oğulları erkenden mal (Hayvan) pazarına gitmişler, hizmetlilerin hepsi salı pazarına inip konağın bir haftalık sebze ve meyve gibi zorunlu ihtiyaçlarını almak için seferber olmuşlardı. Konağın büyük kızı Binnaz, oldu olası yüksek hayaller peşinde koşan, daha modern yaşama arzusu ile yaşayan, hayvancılıktan haz etmeyen, ilçede ki tüm sosyal oluşumlara katılan(Dikiş-nakış, kermes, gösteri vs.) burnu yükseklerde bir kişiliğe sahipti. Dudu’nun küçük kız kardeşi Esma o zamanlar küçük bir çocuktu. Havalı Binnaz okulun tiyatro kolunda ki gösteriye gitmiş, adeta koca konak Dudu ve Ali’ye kalmıştı.

Dudu Konağın arka penceresinden Ali’nin çalışmasını seyrediyor. Diğer yandan bu işin sonunun hayır olmayacağı aklına gelince çıldırıyordu. Öğle vakti yaklaştı, hava öyle soğuktu ki Adaçal’ın ayazı bile Ali ile Dudu’nun sevda ateşini söndürmeye yetmiyordu.

Dudu apar-topar çinko güllü tepsiye ocakta ısıttığı çorba ve yiyecek bir şeyler koyup, tuttu Ali’nin evinin yolunu, bu sefer sevdasını ona söyleyecekti. kapıyı daha kararlı çaldı. Ali kapıyı yavaşça açtı. Dudu beklemeden Ali’nin gözlerine bakarak heyecanlı bir şekilde “ Ben sana sevdalandım” dedi. Ali şaşkınlık ve sevinci bir arada yaşamanın verdiği heyecanla ne diyeceğini bilemeyip belli- belirsiz cevap verdi; “Bende”.

Hiç konuşmadan birkaç dakika bakıştılar. Ali şaşkınlığını üzerinden attıktan birkaç dakika sonra, sürmeli yeşil gözlerini yere eğdi ve Dudu’ya şöyle söyledi “Ah benim ela gözlü sarı çiçeğim, iyi diyonda sen kim? ben Kim? hiç seni bana verirler mi? Ben garip bir çoban, sen bir Ağa kızısın. "Davul bile dengi dengine döver" bizim sevdamız bu Dünya da yeşermez. Yaylalarda kardelen çiçekleri açtığında, yazın çiğdemler tavlı toprakları yarıp çıktığında, buz gibi esen deli rüzgarlar bağrıma vurduğunda sen geleceksin aklıma” dedi ve son kez Dudu’ya içli-içli ağlamaklı bir gözle baktı.

Bu işin başlamadan biteceğini anlayan Dudu kız, ağlayarak Ali'ye şunları söyledi ; “Sürmeli gözlü yiğidim; Dudu kız yeşil gözlerine kurban olsun! Ağa kızı olduysam bende insanım. Sevdanın hiç Ağa’lığı Bey’liği olur mu? Ne dersen başım üstüne, ölde öleyim ama beni sevda hançerinle yaralama! Emirdağ’larına her kar yağdığında, poyraz rüzgarların sesi yüreğimi dağladığında, yeşil yaylalarda pınarların çağladığında, bende sana yanıp ağlayacağım” Son kez Ali’nin gözlerine bakıp oradan uzaklaştı…

Ali aynı gün ikindi vakti gelmeden sevdasını yaralı bir kuş gibi geride bırakarak, bilinmeyen bir yolculuğa çıkmak için Konak’tan ayrıldı ve bir daha kendisinden haber alınamadı.

Dudu yıllar sonra Emirdağ'da zengin bir aileye gelin oldu.

Havalı Binnaz Evlenerek Belçika’ya yerleşti.

Esma Okuyup Memur oldu.

Kocakonak’ın yerini artık Apartman daireleri aldı.

Ağa çoktan vefat etti. Oğulları rehavete kapılarak işlerini takip etmediler ve koca serveti bitirdiler.

 

Bu ve buna benzer masumane sevda ve aşk olaylarının yaşandığı Dünya'mız da, sevdasını mahşere saklamış yüzlerce Dudu’lar Ali’ler Fadime'ler vardır. Sevda sadece sevgiliye duyulan özlem ve istek değildir. Allah’a, insana, doğaya, geçmişe, çiçeğe, yeşile daha yüzlerce nesneye duyulan sevdalıklar vardır. Fakirlik, zenginlik, konaklar, köşkler, hepsi gelip-geçicidir. Asıl olan tüm olumsuzluklara rağmen, erdem göstererek hayat penceresinden insanlara gülümseyerek bakabilmek, kısa süren zorlu ömür yolunda, hareketsiz duran miskin ve gamsız taş madundan kurtulup, karınca-kararınca bu Dünya'ya iyilikler ve güzellikler adına kalıcı eserler bırakabilmenin mutluluğunu yaşamaktır...

Hepinizi Saygıyla Selamlıyorum…

Rüştü Yüce 2008

Add comment


Security code
Refresh