Emirdağa Bir Obama Lazım?

Emirdağ’da Hiçbirşey Değişmeyecek?

 

Aslında şöyle de diyebiliriz: “Neden değişsin ki?”

 

Yaklaşan yerel seçimler öncesi Emirdağ, yine çok hareketli, adaylar bitmez tükenmez vaatlerle seçim propagandalarını süslüyorlar. Üstelik, daha önce seçime girmeyen partiler de adaylarını açıklayınca durum tam bir muamma oldu. Çünkü bu durum seçimlerde başarılı olacağı Türkiye genelindeki anketlerle belirlenen AKP ve CHP’nin yerel anlamda oylarında az da olsa “azalma “ yaratacak. 

Derken, 29 Mart’ın ertesi günü yani 30 Mart sabahı olacak, yeni başkan tebrik telefonları kabul ederken; yenilgiyle tanışan adaylar telefonlarını kapatarak bir süre evlerinde dinlenecek, seçimde hile olduğu, seçimlerin haksız olduğu vb söylentileri en fazla bir ay ilçe gündemini belirleyecek, akrabalar arasında “oy vermedin” “başka partiye oy verdin” iddialarıyla kısa süreli dargınlıklar yaşanacak.

 

Ve Yeni Başkan, devir teslim töreninden sonra Emirdağ Belediye Binası’ndaki o büyük kapının ardındaki makam koltuğuna oturacak ve tam keyfini sürmeye başlayacakken “zaferin ve de rahat koltuğun” telefonlar ardı ardına çalmaya başlayacak. Belki Bay Başkan “şu an toplantıda , Ankara’ya gitti, Belçika’da ” denilerek ilk zamanlarda ulaşılamayacak ama bu tebrik telefonlarının altında yatan sebep sadece “Başkanım çok yaşa” sloganları olmayacak elbette…

 

Ne olacak peki? Hiç kuşkusuz, seçimi kazanmak için  işsiz oğlunun Belediye’ye alınacağı sözünün arkasını arayan  Emirdağ’lı yaşlı, dul bir anne olacak… Belki de “Emirdağ’da seni ve aileni rahat yaşatacağız, iş bulacağız” diyerek Doğu’nun ücra bir kasabasından getirilen Kürt Vatandaşımız olacak… Tabii bunun yanında “bilet parası ödenen özel uçakla gelip oyunu kullanma bahanesiyle ailesiyle hasret gideren “hem oyumu attım hem anamı babamı gördüm” diyen  umutlarının tükenmeye başladığı Belçika’daki “somaj” parasıyla geçinen işsiz bir genç olacak…. Bu tür sahnelere birçoklarını ekleyebiliriz elbette ama asıl önemli olan 30 Mart  sabahında Emirdağ’da nelerin değişmeye başlayacağı?

 

Emirdağ, 1867 yılında ilçe hüviyetini kazanmış o tarihten bu yana gelen geçen Belediye Başkanları, neden Emirdağ’dan göçü engelleyememiş? Neden Emirdağlı gençler Avrupa özentisiyle yetişirken, “Elin yabancısı” dediklerimiz ilçemizde “parayı kırarken” gençler için bir kültür merkezi kurulmamış? Yer mi yoktu? Yıllarca atıl vaziyette bekletilen Huzur evi binası da kullanılabilirdi ya da hangi Emirdağlı ensesi kalına deseniz “ Abi, gençler için kültür merkezi kuracağız, onları kahve köşelerinden kurtarıp, okumaya, araştırmaya teşvik edeceğiz” deseniz en kralından bir bina hibe eder emin olun. Neden hala doğru dürüst bir otogarımız yokken, neden hala Türkiye’de en fazla boşanma oranına sahip ilçesi ünvanını elimizde bulundururken, bir şeylerin bir gecede değişebileceğine inanalım ki?

 

Bizler ancak Emirdağ girişindeki “At, Vur Övün” yazısıyla övünebiliriz, ya da yumurtalı pidemizle, haşhaşlımız, güvecimizle, kültürümüze ait sembollerle… Pınarbaşına gider karpuzumuzu keseriz, 7. Ay’ın gelmesini dört gözle bekler oğlumuza münasip bir kız ararız, Belçika’da bir hemşerimizi görünce kafamızı çaktırmadan mağaza vitrinlerine çeviririz, Ankara’da ki Emirdağlılarla Aksel’de otobüste 3 saat boyunca dertleşir geri dönünce telefon dahi etmeyiz… Biz Emirdağlıyız, biz böyleyiz, lafda binlerce peynir gemisi yürütenleriz, kendimizin çok farklı bir millet olduğunu sanan “Emirdağlı akıllıdır, zekidir, iş bilendir, kurnazdır” cümleleriyle kendimizi avutan İç Anadolu’nun kıraç topraklarında işsizlikten Avrupa’ya giden gurbetçi milletiz… Biz Cumhuriyet kuruldu kurulalı adam akıllı bir milletvekili dahi çıkaramayan ilçeyiz, TRT’de canlı yayında ilçemizi tanıtma fırsatını yakaladığımızda Başkan’ın minik sevimli kızını ekrana çıkaran Emirdağlıyız….

 

Lütfen bir kez daha düşünün! Emirdağ’da bir şeylerin değişmesi için evvela fert olarak kendimizi değiştirmeliyiz. Bu yazıyı dahi kaç Emirdağlı’nın okuyacağı muamma, okuyanın “Amaaaannnn sıktın be sende” demesi ise büyük ihtimal. 

 

Emirdağ’da bir şeylerin değişmesi için bir Obama lazım! Göreve geldiği andan itibaren hatır işlerini, akraba ilişkilerini, içki masasındaki kıramayacağı dostlarını bir tarafa bıracak bir Obama.

 

 Yeşil alan ilan edilen Belediye arazilerini tanıdıklara kimsenin duymayacağı ihalelerle “3-5” kuruşa peşkeş çekmeyecek, zenginin düğününde nikah şahidi olmak için mesai bulan; garibanın düğününe davet edilince “Yurt dışında” olmayan Bir Obama…

 

Evet, söylenecek daha çok şey var, lakin sıkmamak lazım okuyanı yerel seçimler öncesi kafası karışmasın diye…

 

Bu yazıyı 30 Mart sabahı da bir kez daha okumanız dileğiyle…

Add comment


Security code
Refresh