Siyaset Yapın, Irkçılık Değil

Yaklaşık 59 yaşımdayım ve 42 seneden beri Belçika´da yaşıyorum.
Belçika´nın bütün bölgelerinde yaşadım.
Belçika´nın 10 milyonu biraz aşkın nüfusunun yaklaşık % 10 u yabancı  kökenlilerden oluşuyor.
Yabancıların  çoğunluğu da, benim gibi, sonradan Belçika vatandaşlığına kabul edilmiş, çifte vatandaşlardan oluşuyor.
Bu ülkede doğan ve büyüyen yabancı kökenli Belçikalılar hukuken Belçika kimliğine sahip olsalar da, kültürel anlamda kabul görmüyor ve dışlanıyorlar.
Dolayısıyla kendilerine gösterilen mahallelerde veya semtlerde, kendi geleneklerine göre, kendi aralarında yaşıyorlar.
Sonra da gettolarda yaşıyorlar diye suçlanıyorlar.
Yabancı  kökenlilerin yoğunlukta olduğu semt okullarında eğitim seviyesi düşük ; gençlerin çoğu başarısız oluyor…
Bunun doğal sonucu olarak ta meslek veya sanat okullarına veyahut çıraklık eğitimine yönlendiriliyor.
Yani çocuklarımız yerleşik eğitim süreci sebebiyle geri kalıyor…
İstisnalar hariç !
***
Kuruluşunda üniter bir devler olan Belçika 25 yıldan bu yana federal sistemle yönetiliyor.
Anayasa Flamanya, Valonya ve Brüksel olmak üzere üç bölge öngörmüş.
Bir de Valonya içinde kalan Belçika Almanca Konuşanlar Toplumu bulunuyor.
Kuzeydeki Flamanya ile Güneydeki Valonya arasına sıkışmış küçük ortak Brüksel Bölgesi ülke ekonomisinin % 20 sini üretmesine rağmen bütçe olarak kendisine geri dönen pay % 8 lerde kalıyor.
Kuzey-Güney çekişmesi ve rakabeti yüzünden Brüksel hak ettiği para ve yetkilere ulaşamıyor.
Dolayısıyla para ve personel yetersizliğinden dolayı Brüksel´de kamu hizmetleri her alanda aksıyor…
Bunun yansıması  Brüksel´de yaşayan yabancı kökenlilerde eğitimsizlik ve işsizlik devasa boyutlarda.
Hastalık belli, reçete yazılı, ama ilaç alacak para yok ; ama hastayı eleştirenler diz boyu !
***
Kuzey´in siyasi partilerinin gözü Brüksel´de.
Çünkü Flamanca konuşanlar Brüksel´de % 15 lik bir azınlık.
Ve işin garibi, sanki Flamanya´da başka şehir yokmuş gibi,  Brüksel Flamanya Bölgesinin de idari başkenti.
Kalan % 85 lik çoğunluk Fransızca eğitim alıyor ve kendisini Fransızca dilinde ifade ediyor.
Ve Flamanlar yabancı kökenli Belçikalıların Fransızca konuşanlar çoğunluğuna katılmasını istemiyor.
Flamanya´da Flaman milliyetçiliği ve yabancı düşmanlığı rüzgarı  esiyor, rüzgar dalga dalga yayılıyor ve bütün demokratik partileri etkisi altına alıyor.
Oy kaybetme kaygısı sebebiyle milliyetçilik yarışı yapılıyor.
Flamanya nezle olunca, Brüksel hapşırıyor !
Ve bu direnç  yüzünden Brüksel sorunlarına çözüm üretip kendi ayaklarının  üzerinde koşamıyor.
Brüksel´de insanlar konuştukları dil (Fransızca veya Flamanca) yüzünden ayrılıyorlar.
Brüksel´de iki dilden birini seçmek zorunda kalıyor, kimlik kartları buna göre düzenleniyor, buna göre parti seçiyor, siyaset yapıyor veya oy kullanabilyorsunuz.
***
Nereden icap etti de yazdın bütün bunları diyebilirsiniz tabii…
30.01.2010 da Brüksel´de bir silahlı soygun teşebbüsü yaşandı.
Bir kambiyo bürosunu soymak isteyen silahlı üç zanlı, başarısız bu girişimden sonra otomobilleriyle kaçarken polisle silahlı çatışmaya girmiş, bir polis memuru yaralanmış (ameliyat geçirmiş ve çok şükür hayati tehlikesi yokmuş), helokipoter destekli bir kovalamacadan sonra gençler (yabancı kökenli) yakalanmışlar ve soruşturma devam ediyor !
Eeeee, daha ne olsun diyebilirsiniz !
Anlatayım.
İki demokratik Flaman partisi, yani yeşilci Groen ! ile sosyalist Sp.a partileri temsilcileri gençlerden gelen bu şiddete karşı hemen "sıfır tolerans" istemişler…
Groen ! partisi adına bay Luckas Vander Taelen "boğazıma bıçak dayanmadan Brüksel´de sokağa çıkabilmek isterdim" dedikten sonra Brüksel´in Orta Çağ´a döndüğünü ima eden sözler sarf etmiş.
Sp.a milletvekili Renaat Landuyt ise Brüksel´de daha fazla güvenlik talep ederek Flamanya´nın Tongres şehrindeki Gençler Hapishanesindeki boş hücrelerin derhal  Brükselli genç suçluları kapatmak için kullanılsın demiş.
01.02.2010 tarihli La Libre Belgique gazetesinin haberine göre de, Federal Başbakan Yves Leterme bu Flaman korosuna katılarak "Brüksel´deki güven(siz)lik sorunu hiçbir tabuya bağlı kalmaksızın incelenmelidir" buyurmuşlar.
İlgili partilerin Türk kökenli seçilmişlerinin düşüncelerini ben henüz duymadım !
Ya siz ?
***
Ben tam 30 yıldır Brüksel´de yaşıyorum.
Belçikalı  Frankofonu, Flamanı, Türkü, Arabı ve yetmiş iki buçuk milletiyle bütün Brüksellileri çok seviyorum…
Brüksel´de, diğer bölgelere oranla, hiçbir fazlalık sorunum yok.
Ne benim, ne de ailemin.
Brüksel´de mutluyum.
Türküm, Belçikalıyım, Brükselliyim.
Flamanya ve Valonya siyasetçilerinden de bir tek ricam var : Tribünlere oynamayı bırakın !
Elinizi Brüksel´den çekin…
Devlet adamı  olun, yerel cüceler kalmayın.
Yabancılar üzerinden siyaset yapmayı bırakın.
Irkçıların ekmeğine yağ sürmeyin.
Gölge etmeyin, başka ihsan istemez…
Brüksel´de sizin gibilere ekmek yok…

Yakup Yurt ©
Brüksel, 01 Şubat 2010
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Add comment


Security code
Refresh