Beynimize Sıkılan Kurşunlar

Düğün

Anadolu da her yaz; bütün kış boyunca bakışmalar, laf atmalar, şakalaşmalar, ana baba ile papaz olmalar yada evlatlarına hayırlı nasip bulma çalışmaları sonucu hemen hemen her gün bahçeli evlerin önlerinde yada sokak ortasında yada paraya kıyılıp tutulan ucube, bol direkli, sıcak,bunaltıcı ve çirkin salonlarda binlerce genç hayatlarını birleştirir.
   Ahali,kolu komşu,dost ve akraba,hısımlar ve düşmanlar, yine çirkin kirli ve pasaklı, sadece bu mevsimlerde açık bulunabilen, derme çatma iş yerlerinde kalem çekilmiş kem gözler yeni çiftlerin mutluluklarına ortak olma duygusundan mıdır bilinmez toplaşır, iki göbek atılır ve asli görev olan 2-3 sene evvel çiftin annesinin yada babasının kendi törenlerinde kendilerine verdikleri emaneti geri vermek amacı ile de olsa orda bulunurlar.

Ve asıl hüzünlü ve kahredici,bir o kadarda yıkıcı olay “düm teke” şeklinde meydana gelen yine çirkin,kara ve kaba kutulardan uğultu şeklinde ortaya çıkan ve orda bulunanlarca oyun havası yada büyük bir aymazlıkla müzik diye tabir edilen sesin etrafa yayılması ile başlar.Ve ortaçağ yazarlarının dediği gibi “Trajedi” işte şimdi başlamıştır.

            Ortaya kara kutulardan salınan bu garip uğultu eşliğinde gençler,yaşlılar, çocuklar, kadınlar ve erkekler kalabalıkta boş buldukları bir meydana çıkıp “düm tekeler” eşliğinde kalça ve ellerini sağa ve sola sallamaya başlarlar.Genellikle bu memlekete özgü bir dans çeşidi olan bu sallanmanın gerçekleştiği meydanın bir ucunda yine orda bulunanlarca müzisyen oldukları iddia edilen bir yada iki,bilemediniz üç kişiden oluşan bir grup bulunur.İşte beynimize kurşun sıkanlar bunlardır.

            Her mutlu olayımızda olmazsa olmaz ahdedip başköşelere koyduğumuz ve çıkarttıkları uğultu ile beynimizi öldüren katiller bunlardır.

            Serdar Ortaç’ın bile aklına getirip kullanamadığı altyapıları güzelim Anadolu insanın saf ve masum duygularını dile getiren türkülere geçiren bunlar değil midir.Türkünün tabiatında ve duygusunda olmayan metalik bir cızırtı eşliğinde yeşil başlı gövel ördek dinlemek ne kadar sağlıklı acaba …

            Güzelim türkülere müzisyenlikle alakası olmayan belki de doğal olarak bazı insanlara bahşedilen Tanrı armağanı o meşhur “kulak” dediğimiz yetenekten  yoksun olan ekmek parası niyetine bu işi yapan kişilerce çirkin altyapılarla ve çirkin ses ve yanlış icra etmelerle …

            Beynimize kurşun sıkıyorlar … Farkında değiliz ve bunu en mutlu anlarımızda biz bunu anlayamadan yapıyorlar.Koskoca bir kültür yok ediliyor.Halkın yüksek beğenisinden , o zor beğenen , ince eleyip sık dokuyan beğenisinden,o muhteşem kültüründen damıtılarak bu zamana gelmiş o asırlık,o canım türküler katlediliyor.Onları katlederek, bizi bunları dinlemeye mecbur ederek en yüksek kültürel değerlerimiz yerle bir ediliyor.Beğenilerimizin kalitesi düşüyor ve bu her yaz tekrarlanıyor.

            Bizi öldürüyorlar.Biraz komik bir şekilde … Kültürümüzde olmayan tamamen Avrupa kökenli olan şu çiftlerin birbirine sarılıp sallanmaları şeklinde ortaya çıkan evli ve nişanlı çiftler için sakınca oluşturmayıp henüz bekar olanlar için laf ve sözlere neden olabilen meşhur dans...Gözü kara müzisyen silahlarını kuşanmış, klavye denen silahına en populer altyapıları yüklemiş mikrofondan sesleniyor: genç yeni evli çifti sahneye davet ediyor… Ve genç çiftle birlikte birkaç çiftte onları yalnız bırakmamak için yada eşlerine olan sevgisini ortaya koymak,  romantik bir müzik eşliğinde dans etmek için piste çıkıyor ve gözü kara müzisyen çırtlak pes ve çirkin sesiyle romantik şarkısına başlıyor “Lanet olsun… Lanet olsun… Seni tanıdığım güne lanet olsun .. oyyy oyyyy”…

ve kimse kılını kıpırdatmadan sanki bir şaheser dinliyormuş gibi o yazın en romantik şarkısı eşliğinde sevgilisine , eşine sarılmış huşu içinde dans ediyor.Hatta bazıları şarkıyı bile mırıldanıyor : “Lanet olsun… Lanet olsun… Seni tanıdığım güne lanet olsun .. oyyy oyyyy”…

İşte beynimizden vurulduğumuzun resmidir.

Murat Kerçin

Add comment