Bir hikaye "Ayyas"

İstanbul Martılar emirdag.com.tr15 eylül 1995, soğuk bir İstanbul sabahıdır; hava yeni, yeni aydınlanmak üzeredir. Bir taraftan ezan sesleri, diğer taraftan martı sesleri denizin dalga seslerine karışmıştır. Görüntü yavaş, yavaş sahildeki emekli olmuş sandallara iner ve eski bir sandala takılır. Sandalı yıllar önce içilmiş içki şişeleri doldurmuştur. Güneşin doğmasıyla beraber sandalda bir kıpırtı görülür. Kıpırtının görülmesiyle beraber şangır şungur şişe sesleri de duyulur. Kirden rengi kahve rengine dönmüş, saçı sakalına karışmış, 40 yaşlarında giysisi kir, pas içinde tek renge dönmüş bir adam sandalda beline kadar doğrulur. Elindeki dün akşamdan kalan şarabından iki yudum içerek sabah kahvaltısını yapar. Ayak ucunda, şişelerin altında bulunan boya sandığını çıkarır. Sandığını omzuna asarak rıhtımda yürümeye başlar. İşlerine yetişmek için koşturan insanlar, okula giden çocuklar, dükkanlarını yeni, yeni açan esnaflarla beraber yeni bir gün başlamıştır.
 Onu tanıyan oradaki esnaflardan biri ‘‘günaydın Sessiz, bugün konuşursan şarap beleş’’ diye ona doğru seslenir ve arkasından kıs, kıs güler. Uykularından yeni uyanmış sokak çocukları da onunla dalga geçmeye başlarlar. Sokak çocukları kendi aralarında bahse girerek       ‘‘ Sessizi bugün kesin konuşturacağız’’ derler. İçlerinden en küçük yaşta olan Piç Nemci, ‘‘ Olum konuşmaşşa kafaşına taş atay bağıytıyım; iddeayı ben kajanajam’’ der ve Sessize taş atmaya başlar. Diğer sokak çocukları da saati sorarak konuşturmaya çalışırlar; fakat Sessiz hiç istifini bozmadan yürümeye devam eder; yolun sonunda, asırlık çınar ağaçlarıyla dolu bir park’ a gelir, oturur ve işine başlar. O anda yanına hızlı adımlarla bir adam yaklaşarak, ayakkabısını boya sandığının üzerine koyar ve ‘‘çabuk boya acelem var’’ der. Sessiz hemen boyamaya başlar; adam tekrar seslenerek ‘‘Hadisene be adam çabuk, ol okula yetişmem lazım, bugün 15 eylül okulun ilk günü, öğrencilerimden evvel okulda olmam lazım’’ der. Sessiz birden kaskatı kesilir. Kalın siyah kaşlarının altındaki parlak gözleriyle adama doğru bakar; sanki gözlerinde şimşek çakmaktadır. Birden ayağa kalkarak boya sandığını omzuna asar ve hızlı adımlarla oradan uzaklaşır. Buna şaşıran adam arkasından bağırarak: ‘‘nereye be adam diğer ayakkabım boyasız kaldı’’ der. Sessiz hiç arkasına bakmadan yoluna devam eder.

Boya sandığını yattığı sandala bırakarak rıhtıma mal indiren gemilere doğru koşar. İşine yeni başlamış işçiler, gübre çuvallarının altında yeni, yeni terlemeye başlamışlardır. Sessiz birden işçilerin arasına karışır. Bunu gören işçilerin patronu ‘‘hey sen çekil bakalım oradan, burada şarap yok’’ diye bağırır; fakat cevap alamayınca işçilerine seslenerek ‘‘şuna birkaç kuruş şarap parası verinde gitsin, zaten işim başımdan aşkın birde bu ayyaşla uğraşamam’’ der. Sessiz, bozuk para uzatan işçilerden kurtularak, gübre çuvallarına doğru koşar. Çuvalları çifter, çifter geniş omuzlarına atarak koşar adım çalışmaya başlar. Bunu gören patron ‘‘ey Allahım bunun gibi üç adamım olsa köşeyi dönmüştüm’’ diye mırıldanır. Ardından ‘‘herkez işine baksın’’ diye bağırır. İki saate kalmadan yük indirilir. Bütün işçiler paralarını almak içir sıraya girerler. Sıra Sessize geldiğinde patron, ‘‘mallar buradan başka bir tıra yüklenecek iki saatte işi bitirebilirsen işi sadece sana vereyim’’ der. Sessiz kafasını sallayarak işi kabul ettiğini belli eder. Beş dakika sonra yanaşan tır’a uzun kalasları dayayarak koşar adım çuvalları yüklemeye başlar. İki saate kalmadan işini bitirir; sıcak ofisinden çıkan patron Sessizin yanına yaklaşarak avucuna bir tomar para sıkıştırır. Ve ‘‘üç gün sonra yine gel, sen bana lazımsın’’ der. Arkasını döner ve ofisine doğru yavaş adımlarla giderken, yanındaki yardımcısı na  gülerek ‘‘malı yarı fiyatına yüklettim, adam kerizmiş’’ diyerek dalgasını geçer. Sessiz parasını elinde sımsıkı tutarak, az ileride bulunan pazar yerine doğru koşar adım ilerler. Pazaryeri çok çeşitli ve ucuz giysilerle doludur. Sessiz, takım elbise satan bir satıcıya doğru yaklaşır. Tezgahta asılı duran takım elbiselerden beyaz olanı seçer ve paketlemesi için satıcıya doğru uzatır. Satıcı, ‘‘bunu alacak paran varmı?’’ diye sırıtarak sorar. Sessiz elindeki paraları gösterir. Satıcının gözleri birden fal taşı gibi açılır ve parlar; hemen ‘‘başka bir ihtiyacınız varmıydı efendim?’’ diye sorar. Sessiz, önünde duran beyaz ayakkabı ve gömleği işaret eder. Satıcı da bunlara kıravat ve çorap ta ekleyip, tam takım düzerek bir poşede koyar. Sessiz, aldıklarının parasını ödedikten sonra, pakedi alır ve mahallenin yaşlı berberine doğru yürümeye başlar.

Dükkanın önünde mahalle kasabı ile tavla oynayan yaşlı berber, birden burnunu tutarak ‘‘bu kokuda ne’’diye söylenerek kafasını kaldırdığında sessizi görür. Sessiz  yaşlı berbere saçı ve sakalını işaret eder. Yaşlı berber ‘‘hadi oradan zaten işler kesat birde senin gibi bir ayyaşla mı uğraşacağım’’der. Sessiz, elindeki paraları uzatarak tekrar saçı ve sakalını işaret eder. Yaşlı berber ‘‘neyse gel bakalım, eskiden mebuslar gelirdi şimdi ayyaşlara kaldık’’ diyerek söylenir. Burnuna mandal takarak işine başlar. Mahallede herkezin geveze berber diye bildiği yaşlı berber, tek kelime bile etmeden işini çabucak bitirir. Saç sakal ve sinekkaydı tıraş olan Sessiz, berbere parasını verdikten sonra hızla dükkan dan uzaklaşır. Yaşlı berber siftah parasını keçi sakalına sürdükten sonra, dükkanını saran pis kokudan kurtulmak için kapıyı ve pencereyi açarak dükkanı havalandırır. Sessiz, Yolda giderken, birden avuçlarına bakar ve parasının bittiğini anlar. Bu arada her zaman önünden geçtiği tarihi hamamın önünde yığılmış durumdaki odunlara gözü takılır. Koşar adım odunlara doğru yaklaşır. Hemen odunların yanında duran taşıma sepetine odunları doldurarak içeri doğru taşımaya başlar. Bunu gören hamam işletmecisi içeriden çıkarak, Sessizin yanına gelir ve ‘‘depoya taşınacak ama fazla para vermem ona göre’’ der ve geri döner. Sessiz hiç istifini bozmadan odunları depoya taşımaya devam eder. Hamam işletmecisi içeriden Sessizi seyretmektedir. Yanındaki Tellaklara dönerek ‘‘Görüyormusunuz, mahallenin ayyaşı nasılda çalışıyor, sebebi ne acaba!’’ diyerek dudak büker. Sessiz, işini bitirmek üzere iken, hamamda çalışan Tellaklardan birisi yanına gelerek, ‘‘patron sana yemek söyledi işini bitirince yersin’’ der. Sessiz işini bitirdikten sonra yanındaki poşetlerini alır ve hamama girerek bir güzel temizlenir. Temizlendikten sonra pazardan aldığı yeni giysileri ve takım elbisesini giyerek patronun odasına gider. Patron ‘‘paranın yarısını kestim, senin yıkandığın suyla tam on kişi yıkanırdı’’diyerek kalan parayı sessize uzatır. Sessiz parasını alarak oradan uzaklaşır. Sessizin arkasından bakan patron ‘‘vay be bizim ayyaştaki karizmaya bak!’’ diye şaşırır. Sessiz, insan denizini andıran kalabalık ana caddeden, yokuş aşağıya doğru ilerlemektedir. Bu arada, dikkatini çeken bir parfümeri mağazasına girerek, eliyle erkek parfümlerinin olduğu rafı işaret eder. Mağazada çalışan bayanlar birbirlerine dürterek, ‘‘adama bak’’ derler. Ve sessizle ilgilenmeye başlarlar. Sessiz, parfümlerden birini seçerek parasını öder ve orada hepsini üzerine sıkarak mağazadan çıkar. Mağazada çalışan bayanlar Sessizin ardından baygın gözlerle bakarak ‘‘böyle yakışıklısı da bize pas vermez zaten’’ diyerek apışıp kalırlar.

Image

Sessiz köşe başındaki çiçekçiye doğru ilerler. Rum asıllı yaşlı çiçekçi Maria, onu görür görmez diğer müşterileri ile ilgilenmeyi bırakarak ona doğru yavaş adımlarla yürür. Yaşlı çiçekçi Maria, sessize, ‘‘hos geldin pasazadem bu yıl gelmeyeceksin sanmıstim sefalar getirdin, sen otur bir sayımı is, ben senin her zamanki siseklerini hazırlayayaım beyzadem’’ der. Sessiz çayının son yudumunu içerken yaşlı çiçekçi Maria, özenle seçtiği çiçeklerle dolu buketi hazırlamıştır bile. Sessiz, çiçeklerin parasını ödeyerek oradan ayrılır. Orada bulunan bir müşteri, ‘‘bu adam bana hiç yabancı gelmedi kim acaba?’’ diyerek yaşlı Maria ya sorar. Maria derinden bir of çekerek: ‘‘onu 10 sene oldi tanirim; her sene bu saatte gelir, aslında sende tanırsın, her gün bu mahallede gördüğüne eminim’’der. Müşteri, şaşkın gözlerle bakarak, ‘‘tanıdık geliyor ama çıkaramadım, kimmiş?’’ diyerek tekrar sorar. Yaşlı Maria: ‘‘hergün bu semtte gördüğün o ayyaşı hatırladınmı? İste bu ta kendisidir’’ der. Müşteri donuk gözlerle bakakalır. Sessiz, bu arada yoluna devam etmektedir. Her gün onunla dalga geçen sokak çocukları iş başındadırlar.

Sessizin etrafını sararak para isterler; ama onu tanıyamazlar. Sessiz, cebindeki bozuk paraları çıkarıp,  hepsine dağıttıktan sonra gülümseyerek yoluna devam eder. Bir eli cebinde, diğer eli çiçek buketinde yoluna devam ederken herkezin de dikkatini çekmektedir. Mutlu gözlerle havaya bakarak ilerler. Yarım saat boyunca durmaksızın yürür; yolun sonuna geldiğinde önüne bir mezarlık kapısı çıkar; yavaş adımlarla mezarlık kapısından içeri girerken yüzündeki tebessüm biraz daha artar; kalp atışları hızlanmıştır. Köşeyi döndükten sonra on adım daha ilerler. Gül bahçesini andıran bir mezarın önünde durarak diz çöker; ve yüzündeki tebessüm daha da artar; fakat göz yaşları da yanaklarından süzülmeye başlamıştır. Mezar taşını okşayarak öper. Mezar taşında sessizin karısının ismi yazmaktadır. Doğum 15 eylül 1965, ölüm 15 eylül 1985, sessizin konuştuğunu sadece oradaki martılar duyar. ‘‘doğum günün kutlu olsun aşkım.’’

 
 

SON

  

Yazar: Cihangir BORAN

 e mail: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Add comment