Camilerin Birlik ve Beraberliğimize Katkısı

Camiler

Cami, Müslümanları toplayan, birleştiren anlamına gelir. Camilere devam eden cemaat, sadece bedenen bir araya gelmiş olmazlar. Aynı zamanda ruhen ve kalben olduğu gibi fikren ve hissen de birleşmiş olurlar. Camide kabile, aşiret, ırk, zengin-fakir, soylu-sıradan gibi sınıf ayırımı olmaz. Tüm cemaat aynı inancı, aynı düşünceyi ve aynı duyguyu paylaşan bir tek vücut haline gelmiştir.

Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını,

Orada görür varlığının bir yere toplandığını.(1)

Günde beş vakit namazlarda cemaatle başlayan birlik şuuru ve hidayet nuru, merkezi nokta cami olmak üzere halka halka genişleyerek yayılmaktadır. Yüce Allah Kuran’ında, "Nurunun; içinde adının anılmasına ve yüceltilmesine izin verdiği evler olan camilerde parladığını"(2) haber vermektedir.

Müslümanların sosyal yapılaşmasında cami, bir cemiyet ve cemaat dini olan İslam’ın temel taşı durumundadır. Peygamberimiz (sav) cemiyet planında İslam’ı kurumlaştırmaya camiden başlamıştır. Sosyal kurum olarak İslam’da inşa edilen ilk bina mescit olmuştur. Müslümanlar burada toplanmış, cemaat şuuru ve cemiyet ruhu burada gelişmiş, meşveret meclisleri burada kurulmuş, kararlar burada alınmıştır. Kur’an ve sünnete göre  şekillenecek olan İslam toplumunun oluşmasında cami; cemiyetin tezgahını teşkil etmiştir.

Kültür ve seviyeleri ve meslek grupları ne olursa olsun, her kesimden insanın aynı inanç ve duygularla toplandığı camiler, kardeşlik, birlik ve beraberlik ruhunun pekiştiği müstesna mekanlardır. İnsan kalabalıklarının içinde toplandığı hiçbir mekan, mabetler   kadar arınmış ve  yürekten gelinen yerler değildir.

Aynı inanç atmosferinde yaşayanların birliği bozulmaz. Bütünlüğü parçalanamaz. Hiçbir unsur iman kadar birleştirici olamaz. Nitekim Kur’an’ı Kerim’de “Sen yeryüzünde ne varsa hepsini harcasan, yine de onların gönüllerini birleştiremezdin. Fakat Allah onların aralarını birleştirdi”(3) buyrulmaktadır.

Tarih boyunca mabetler, hem dini hem de sosyal hayatın merkezi olmuşlardır. Bütün medeniyetler mabetler etrafında kurulmuştur. Tarihin hiçbir döneminde ma’budsuz millet ve mabetsiz şehir görülmemiştir. Yerleşik medeniyetin tarihten günümüze yaşayan en eski merkezi olana Mekke, bu düşüncenin en canlı şahididir. İnsanlığın ilk mabedi burada kurulmuştur. Yüce Allah kitabında “Biz beyti (Kabe’yi) insanlara bir yerleşme ve emniyet yeri kıldık”(4) buyurmaktadır. Böylece mabetlerin dini ve sosyal hayatın merkezini teşkil ettiği tezi, Kur’an’la doğrulanmaktadır. Bu Kur’ani değerlendirmenin ışığında diyebiliriz ki, camiler yıkılmaz yapılarıyla yurdun yıpranmaz tapularıdır. Mabetsiz yurt, mühürsüz yazı gibidir. Kimin olduğu tescil edilemez. Tarihimiz bize göstermiştir ki, toprağın kazanılması kanla, vatanlaşması imanla olmuştur. “İnancın yerleşmediği yurt vatan değildir” gerçeğini bilen Müslümanlar, gittikleri her yere mabetleriyle mekan  tutmuşlar, inançlarının işareti minarelerini dikmişlerdir.

Bu bakımdan, milli ve manevi kültürümüzün merkezleri olan camiler takva ile atılmış temeli, ihlâs ile karılmış harcı, inançla örülmüş duvarları, sanatla yontulmuş taşları, sabırla işlenmiş mermerleri, sevgiyle süslenmiş çinileri ve hikmetle yazılmış yazılarıyla, yaşadığımız toprakların bizim olduğunu ebediyete kadar kanıtlayacak olan tapu belgelerimizdir. Gök kubbesinde yankılanan ezan ve Kur’an sesleri imanımızın şahadeti, dinimizin istiklal sesidir.

 

Ruhumun senden, İlahi, şudur ancak emeli;

Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.

Bu Ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli-

Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

  

(1) Y.K.Beyatlı, Kendi Gökkubbemiz, 10.

(2) Nur, 36 (ayet metninin tercümesi).

(3) Enfal, 63.

(4) Bakara, 125.

Add comment


Security code
Refresh