Miras Paylaşımında Varislerin Tutumu

İnsanlardan kimin daha güzel işler ortaya koyacağını denemek için ölümü ve hayatı yaratan Allah’tır.(1) Ve her nefis hayat kadar gerçek olan ölümü tadacaktır.(2) Ölümle birlikte ortaya çıkan sonuçlardan birisi de mirastır. Cenab-ı Hakk ölen kişinin mirasının nasıl paylaşılacağını Kur’an-ı Kerim’de beyan etmiş ve miras paylaşımında varislerin tutumlarıyla alakalı emir ve tavsiyelerde bulunmuştur.

Mirasçıların ölen kişiye karşı yerine getirmeleri gereken sorumluluklarından birincisi, eğer kişi borçlu olarak vefat etmişse geriye bıraktığı malından cenaze namazı kılınmadan, borçlarının ödenmesidir. Diğer bir husus da vefat eden kişinin bıraktığı malın üçte birini geçmeyecek ölçüde yerine getirilmesini istediği vasiyeti varsa miras paylaşılmadan önce bu vasiyet yerine getirilmelidir. Peygamber Efendimiz  (sav), cenaze namazlarını kıldırmadan önce varislerine ölenin borcu olup olmadığını sorardı. Şayet borcu varsa, yakınlarına ödemelerini emreder, ondan sonra namazlarını kıldırırdı. Gerekçesini de şöyle izah ederdi: “Mü’minlerin ruhu, borcu ödeninceye kadar, borcu yüzünden bağlıdır.(3)

Bu gün miras paylaşımı hususunda toplumumuzda karşılaştığımız en önemli yanlışlardan birisi de, İslam öncesi dönemde olduğu gibi, kadınların mirastan mahrum bırakılmasıdır.

Yüce Rabbimiz: “Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır; ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır. Gerek azından, gerek çoğundan belli bir hisse ayrılmıştır”(4) buyurmuştur. Ayet, kadını ayrıca belirtmekle ve onu andığı yerde mirasa konu mal için az olsun çok olsun ifadesini kullanmakla, mirasa konu mal azdır gibi bahanelerle kadının asla mirastan mahrum bırakılmayacağını ve erkekler gibi kadınların da Allah’ın takdir ettiği ölçüde mirastan pay sahibi olduklarını bilhassa vurgulamaktadır.

Yine Rabbimiz: “Miras taksim edilirken varis olmayan akrabalar, yetimler, fakirler de orada bulunuyorlarsa, onlara da bir şey verin ve gönüllerini alacak tatlı sözler de söyleyin!”(5) buyurmak suretiyle mirasçı olmayan akrabaların ve muhtaçların da nasiplendirilmesini tavsiye etmiştir.

Ne yazık ki bazen bir karışlık toprak yüzünden kardeşlerin birbirine düştüğüne ve sanki kefenin cebi varmış da, onu yanında götürecekmiş gibi hareket edildiğine şahit olmaktayız. Unutmamalıyız ki miras taksim edenler de bir gün ölecekler ve kendilerinden geriye kalan mal da başkaları tarafından paylaşılacaktır. Her şeyin asıl sahibi Allah’tır ve her şey yine O’na dönecektir. Öyleyse geçici bir zaman için bize emanet edilen dünya malı için insanların ve özellikle de akrabalarımızın kalplerini kırmamaya çok büyük özen göstermeliyiz. Bütün dünyaya sahip olmanın, bir kalbi kırmaya değmeyeceğini aklımızdan çıkarmamalıyız.

 (1) Mülk, 2.

(2) Al-i İmran, 185.

(3) Tirmizi, Cenaiz, 76.

(4) Nisa, 7. (ayet metninin tercümesi)

(5) Nisa, 8.

Add comment