Hicret

Yüce Allah, emir ve yasaklarını insanlara tebliğ etmek üzere peygamberler göndermiştir. Görevleri sadece insanları doğru yola ulaştırmak olan bu kutlu elçilerin hemen hepsi, pek çok işkence ve zulme maruz kalmışlardır. Bazısı öldürülmüş, bazısı yurtlarından göçe zorlanmış, bazıları da toplumdan soyutlanarak baskı altında tutulmuşlardır. Hâlbuki bu kutlu elçiler, gönderildikleri toplum için rahmet, şefkat ve sevgi kaynağı idiler. Onlara gönül kapılarını kapatan toplum, aslında insanî fazilet ve erdemlere  kapısını kapatmaktaydı.

Allah elçilerinin sonuncusu, âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz (sav) de insanları, şirki ve küfrü, vahşet ve zulmü terk edip sadece Yüce Yaratana ibadete, adalete, merhamete, insanî erdemlere davet etmekteydi. Mekkeli müşrikler bütün insanlığa rahmet olarak gönderilen bu Yüce Elçi’ye akla hayale gelmedik işkence ve zulmü reva gördüler. O’na kucak açma, O’nunla insanlık onuruna yeniden ulaşma yerine; O’nu dışladılar, hayatına kastettiler. Bu ağır baskılar altında tebliğ ve davet görevini yerine getiremeyeceğini anlayan Kâinatın Efendisi, Miladi 622 yılında Mekke’den Medine’ye hicret etti. Bu hicret asla bir kaçış olmadığı gibi; sıradan bir göç de değildi.

Hicret, tevhit inancının kalplerde kökleşmesinin, gerektiğinde mallardan ve canlardan feragat etmenin sembolüdür. Başka bir ifadeyle hicret, dalaletten hidayete, zulümden adalete, nefretten sevgiye, kötülüklerden iyiliklere, günahlardan sevaplara göç etmektir.

Hicret, bütün maddi varlıklarını geride bırakıp terk eden muhacirler ile her şeylerini onlarla paylaşan Ensar’ın yüceliğinin ve Allah’ın rızasına erişlerinin bir şahididir. Rabbimiz: “İman edip hicret edenlerin ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihat eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir" (1) buyurmaktadır.

Hz. Peygamber Efendimiz (sav): “Hakiki muhacir, Allah'ın yasakladığı şeylerden kaçan, onları terk eden kimsedir” (2) buyurmaktadır. Bu manada hicret bitmemiştir ve devamlıdır. O halde, bizler de Allah’ın yasakladığı şeylerden kaçınıp nefsimizin kötü isteklerini frenleyerek her an hicret halinde olabilir ve hicret sevabına nail olabiliriz.

(1) Tevbe, 20.                         
(2) Buhari, İman, 4

Add comment