Nefis Muhasebesi

Yüce Allah, imtihan dünyasına gönderdiği insanı, hem hayrı, hem de şerri işlemeye kabiliyetli olarak yaratmıştır. Daha sonra peygamberler ve kitaplar göndermek suretiyle doğru ve yanlışı açıkça beyan ederek; helal ve haram ölçülerini koymuştur. Helal ve güzel olanı yapmanın iyi olacağını bildirerek, insanı daima hayra teşvik etmiştir.  Sonra da imtihana tabi tutmak üzere, akıl ve irade verdiği insanı, hayır veya şer yolunu tercih etmekte serbest bırakmıştır. Ne var ki; çoğu zaman insanın nefsi, şeytanın da saptırması ve süslemesiyle, helal ve meşru olanlardan ziyade haramlara heves eder. Haramlar ve yasaklar ona daha cazip ve güzel gelir.

Bu sebeple insanoğlu, ölüm anı gelinceye kadar, nefsinin aşırı ve çirkin istekleriyle mücadele etmek ve İslamın emirlerini yapmakla görevlidir. Bu hal müminin en önemli vasıflarından biridir. Fakat bunu gerçekleştirmek o kadar da kolay değildir. Her şeyden önce, sürekli ve bilinçli bir nefis muhasebesine ihtiyaç vardır. Bu anlamda nefis muhasebesi; kişinin kendi ile yüzleşmesi, kendisini kontrol etmesi ve hesaba çekmesidir. Rabbimiz, Kur’an-ı Kerimde kendilerini hesaba çekip, gönüllerini günahlardan arındıran ve takva yolunu tercih ederek nefislerini terbiye eden kullarına şu müjdeyi vermektedir: “Kim de Rabbinin huzurunda duracağından korkar ve nefsini arzularından alıkoyarsa, şüphesiz, cennet onun sığınağıdır.”(1)

Nefis muhasebesi yapmak, aynı zamanda akıl ve irade sahibi olmanın bir gereğidir. İnsanların Allah’a kulluk görevini hakkıyla yerine getirebilmesi, dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşabilmesi için bu zorunludur. Nitekim Kur’an-ı Kerimde: “Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder.”(2) buyrulmaktadır. Nefis, sorgusuzca kendisine tabi olan sahiplerine, hem sürekli yanlışlıklar yaptırır, hem de ahirette kurtulabileceğine dair ümitler verir. Bu durumda kişi, hem dünyada Allah’a isyan eder, hem de ahirette cennete girmeyi ümit eder. Yanlış yolda olduğunun farkında olmasına rağmen, ‘kalbinin temiz olduğunu zanneder ve buna güvenir. Sevgili peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır. Aciz kişi ise, nefsinin arzularına tabi olan ve Allah’tan (olmayacak şeyler) temenni edip duran kimsedir.”(3)


Yeni bir yıla girdiğimiz bu günlerde, ömür sermayemizden koca bir yılı nasıl tükettiğimizin etraflı bir muhasebesini yapalım. Her an yüce Allah’ın, gözetiminde olduğumuz bilinciyle, geçmiş hata ve günahlarımızı hatırlayıp, bunların hesabını nasıl vereceğimizi düşünelim. Hutbemi bir ayetin mealiyle bitirmek istiyorum: “Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının ziynetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.”(4)

(1) Naziat, 40-41

(2) Yusuf, 53

(3)  İbn Mâce, Zühd, 31

(4) Kehf, 28.

Add comment


Security code
Refresh