Peygamber Efendimizin Vefatı

Peygamber Efendimizin Kabri

Ölüm, kaçılınamaz ve inkar edilemez bir gerçektir. Yeryüzünde, göklerde, karada ve denizlerde bulunan her canlı ölümü tadacaktır. Yaratılmış her varlık, kendisi için takdir edilen sürenin sonunda, fani olan bu alemden ayrılıp baki olan Ahirete göç edecektir. Ölümsüzlük iksiri, ölümü kabullenmeyen insanoğlunun temennisinden başka bir şey değildir. Allah (cc) bir ayet-i celilede şöyle buyurur: “Nerede bulunursanız bulunun: Sağlam, yüksek kulelerde bile olsanız, ölüm mutlaka size yetişir.”(1) Mekke’nin fethinden sonra Nasr suresi inince “bu sure bana vefatımı bildiriyor” diyen en kamil insan Hz. Muhammed (sav) de bu ilahi kanundan istisna edilmemiş ve Yüce Dostuna kavuşmuştur.

Yaklaşık yüzbin sahabesiyle veda haccında vedalaştıktan sonra Sevgili Peygamberimiz, Medine’ye dönmüş, Uhud şehitliğini ve Cennetü’l-baki mezarlığını ziyaret ederek oradaki arkadaşlarına da dua ve istiğfarda bulunarak onlara da vefa göstermişti. Daha sonra ise rahatsızlandı ve son günlerini şiddetli ağrılar içerisinde geçirmeye başladı. Zaman zaman kendisinden geçip, baygınlık geçiriyordu.

Ama O, bu son anlarında bile irşad vazifesini ihmal etmiyor, yanındakilere: Aman namaza dikkat edin, kadınlara ve kölelere iyi davranın diye tavsiyede bulunuyordu. Mübarek başları Hz. Âişe'nin kucağında idi. Dişlerini son kez misvakla temizledi. Yanında su kabı vardı. İki elini suya batırıp ıslak ellerini mübarek yüzüne sürdü. Mübarek dudaklarından "Lâ ilahe İllallah." cümlesi döküldü. Sonra ellerini yüzünden kaldırdı. Gözlerini evin tavanına dikti. "Allah'ım, Refik-i Âlâ!(en Yüce Dosta)" diyerek 63 yaşında iken mübarek ruhu Refık-i Âlâ'ya yükseldi. Tarihler 8 Haziran 632 idi.

Bizler de ölüm gerçeği ile er ya da geç mutlaka karşılaşacağız. 0 halde ölüme hazırlıklı olmalıyız. En güzel hazırlık ise Rabbimizin emirlerine ve Peygamberimizin sünnetine uymak olacaktır. Hutbemi Sevgili Peygamberimizin vefatından önce verdiği son hutbe ile bitiriyorum: “Ey insanlar! Her kimin arkasına bir kamçı vurmuşsam, işte sırtım, gelsin vursun. Kimin bende alacağı varsa, işte malım, gelsin alsın. Benim yanımda en sevgiliniz, üzerimde hakkı varsa, onu bu dünyada isteyen ve helâl edendir. Böylece Rabbime yüz akıyla kavuşurum. Sonra şöyle buyurdu: Ey insanlar! Kimin üzerinde başkasına âit bir hak varsa, ayıplanmaktan çekinmesin, sâhibine ödesin. Burada ayıplanmak, âhirette mahcup olmaktan hayırlıdır.”

Add comment


Security code
Refresh