Buruk Bir Serzeniş

yukselonacan22.jpg

Sen yavrucuğum, büyümüş ablalara özenip de, annene-babana yakası kürklü bir mont aldırabilmek için naz ederken, Güneydoğu’da iç çamaşırları olmayan, soğuktan çıplak ayak parmakları havuca benzeyen bir çocuk var. İri iri açılmış gözleriyle kah gökyüzündeki simsiyah bulutlara, kah altının közü azalmış ocaktaki içinde bulgur kaynayan tavaya bakıyor.

Baykuşun serçesine düşmüş serçe misali, körpe yüreği güp-güp...buruk mu, buruk...

Sen, genç kızım, geceleri diskoya gitmene izin vermeyen anneni, arkadaşlarınla birlikte boğarak öldürürken, şu dağların arkasındaki köyde senin gibi evlenme çağı gelmiş bir kız var. Yeryatağında bir deri bir kemik kalmış hasta annesinin soluk dudaklarıyla:”-çeşmeye doğru çık da biraz hava al kızım.” Dediğini sevgiyle okşanıyormuş gibi dinlerken, başucunda uyuyup-kalmamak için soğuk suyla yüzünü yıkıyor.

Hasta annesinin derdine derman bulamıyor olmanın çaresizliğiyle içinde yorgun. Buruk mu, buruk...

Sen delikanlım, diskodan çıkıp, eli başkasının cebinde olan babanın otomobiliyle, bilmediğin sokaklarda av(!?) ararken, biryerlerde senin yaşında bir asker var. Günlerdir yatak görmemiş, midesine sıcak bir şey girmemiş bu delikanlı, sırtındaki çantayla elindeki silahı bir tüy hafifliğiyle taşırken, kendi anasını can ve namusu kadar, kız kardeşinin de can ve namusunun müdafaasını yapıyor.

Tüm duyuları hain bir pusuya karşı duyarlı iken, ağzının acılı Türkmen Tarhanası isteğiyle, kalbinin sevdalara olan susamışlığını bastıramıyor.

Bu insanları birbirine düşürenlere karşı öfkesi büyük. Buruk mu, buruk...

Sen öğretmenin, evinden çıkıp, elli adım ötedeki dolmuşa kaloriferli okuluna gitmek için binip: “Evimin arkasında ki okula tayinimi yaptırmak için Ali Beyi, Veli Bey’i, Hasan’ı-Hüseyin’i devreye sokmak gerek.” diye düşünürken uzak bir köyde böbrek taşı düşürmekte olan bir öğretmen var. Çektiği ızdırabı çoluk-çocuğundan saklamak için göz çukurları simsiyah olmuş başını duvardan yana çevirerek sessizce ağlıyor ve kendisini en yakın sağlık merkezine ulaştırabilecek bir mucize bekliyor.

Kimseye kırgınlığı yok ama azrail canını hemen almadığı için küskün. Buruk mu, buruk...

Sen dilencim, onurunu, gururunu, şeref ve haysiyetini de yanına alarak şu köşebaşında tezgah açarken, muhannete muhtaç olmamak için senin tıkanan tuvalet borularını açan bir can var. Senin merhamet ve inanç sömürüsü yaptığını bilerek, -köpeğin duası kabul olsa, gökten kemik yağar- diye düşünüyor.

Senin gibi parazitlerden tiksiniyor. Ve seni taşıyan topluma kırgın. Yüreği buruk mu, buruk...

Add comment


Security code
Refresh