H A V A M I Z B A T S I N

Milletçe işimiz gücümüz ‘hava atmak’ oldu.

Eskiden malıyla, giyimiyle böbürlenenlere ‘kizgin’ denilirdi. Kizginlerin havasından, artistik pozlarından geçilmezdi.

Kısa bir ziyaret için Eskişehir’e gitmek zorunda kalınca, oradan arkadaşıma telefon ettim:

- Sinop’ta ne var ne yok?

- Sokakların tozundan, arabası olanların pozundan geçilmiyor,” dedi.

Kendisinin de arabası olmasına, zaman zaman bu pozlara girmesine rağmen, aşırılıkları görmüş, rahatsız olmuş olmalı.

 

Yasak olmasına rağmen havalı ve hatta normal klaksonların devamlı gürültü kirliliği yapmasından, düğün sezonunun geldiğini kör bile anlıyor.

Otomobil, minibüs, motosiklet konvoyları, eninde sonunda zarar görecek pipi veya kutunun feryadını ediyor, herkes duysun istiyor her nedense.

Mutfak masrafından kırpılarak doldurulan benzin depoları, cayırdatılmaktan yanma derecesine gelmiş lâstikler, kuaförde yeni doğmuş kuzu postuna döndürülmüş saçlar, boya küpüne bandırılmış yüzler, gözler, birbirimize hava atmak için millî karakterimizin simgesi oldu.

Sağa-sola hava atarak yapılan düğünlerin daha çok mutluluk, boyanan surat ve saçların daha çok dünür getireceği inancı, esasında hava atarken mutluluktan da, gelecek dünürlerden de hava alacağımızın belirgin endişesinden kaynaklanıyor.

 

Evimiz, mobilyalarımız havalı olacak.

Giyeceklerimiz, makyajımız havalı olacak.

Arabamız havalı olacak.

Hele hele davranışlarımız havalı olacak.

Yoksa ekonomik ve sosyal kredimiz düşer. Hepimiz hem hayat pahalılığından şikayet edeceğiz, hem de korkunç bir tüketim yarışına gireceğiz.

Bunu, gelişmemiş bir zekânın yürütebildiği mantık bile kabul etmez.

Bir üretip üç tüketen fertlerin sonu uçurumdur. Dolayısıyla o fertlerin meydana getirdiği ve getireceği toplulukların da…

Add comment