Türk Aile Yapısı Sallanırken

“Bugünü dünün kısır döngüsü içinde olan insan, insan gibi yaşamamış ve yaşayamayacak olan bir canlıdır” diye ortaya felsefi bir düşünce atsak, sanırım bu felsefeye merakı olanlara iyi bir tartışma konusu olur.

    Bu tartışma konusunu ben ortaya attığıma göre, kimse benim mantıksız bir tutucu olduğumu söyleyemez. Zaten yazımı sonuna kadar okuma zahmetine katlanırsa (magazin haberlerinden fırsat bulup) tutucu olmadığımı anlayacaktır...

Toplum her türlü çalışmasını mutlu bir gelecek yaratma amacına yönelik planlamıştır. Ya da planlamak mecburiyetindedir. Sağlıklı toplumlar, yarının mutlu dünyasına gölge düşürecek gelişmelere karşı çıkar. Hiçbir ferdi vurdumduymaz, adamsendeci değildir.
    Aptalkutuları, dışımızdaki insanların dünyalarını, bizim dilimizle konuşturup gözlerimizin önüne sereli beri, pekçoğumuzun yaşama tarzı, hayat görüşü değişti.
Şeklen değişikliğe uğramamızın arkasından fantezilerimiz, daha bir renkli oldu.

    Saçımızın rengini değiştirmemiz modaya uymuş olmak için değil, gönlümüzdeki prens ya da prensese beğenilmekten kaynaklanır oldu.
Kızımızın-oğlumuzun arka sokaktaki komşunun çocuğuyla çıkması öğünç kaynağımız oldu.
On yaşındaki, ilkokulda kızımız, sınıf gününde sahnede masumane şiirini okurken, ona yaptığımız makyajdan dolayı, kadınca göründüğü için gurur duyar olduk.
    Kocasına pısırık dediği için kızımıza; karısına herkesin içinde şehvetle sarılıp öptüğü için oğlumuza alkış tuttuk.
Hayatını devam ettirebilmek için başka seçeneği yokmuş gibi vücudunu satan fakiri yasa ve toplum olarak yargılayıp cezalandırırken, sanatçı (!) ayağına yatıp babasız çocuk doğuran kızlarımızı magazin sayfalarının süsü yaptık...

....................... Bu sosyal sallantıların içinde ekonomik sallantıların olması da kaçınılmaz bir sonuçtu. Kendimize göre entel tektek çiler yarattık. Eşimiz bizi çocuklarımızla sofrada beklerken, çocuklarımızın kitap-defter parasını biz alkolle takas edip-içtik.

    Sorumsuzluğumuza kızan eşimiz, iki yakamızı biraraya getirmekten zaten yorulmuştu, o da ipin ucunu koyuverdi. Vitrinlerde boy gösteren, iki ton kömür parasına satılan parfümlere merak sardı.

    Eşinin tutumuna ve yokluğuna karşı direnen kadınlarımıza: “- boş veer, bu gençlik gelip geçicidir. Canı cehenneme. Hayatını yaşamana bak.” diyen komşular, anneler türettik.

    Çocuklarımızın BATI’nın yanlış yanlarını kopye etmelerine aşırı tolerans gösterdik.Ve nesiller arasında, bir öncekinin aleyhine uçurumlar girdi. Kendi kültürünü yeteri kadar alamamış bir milletin varabileceği sonuç, zaten farklı bir sonuç olamazdı.

    Ama bu süratli toplumsal değişiklikler, kültür kirliliği toplumumuzun bireylerini demir tekerlekleri arasında ezmesin.Kızını dövmeyen dizini döver” atasözüne sırt çevirirken, birbirimizin mutluluğuna da sırt çevirmeyelim.

    Tasada, sevinçte ortak diyen tanımlarımız varsa, BATI adına kesilecek faturaların vergilerini az ödeyelim.Yeni nesil, yeni değişik değerler doğuracaksa, bu doğular hem kendilerine, hem de bir öncekilere sancı vermesin.Türk aile yapısına hayran BATI ya, gülünç olmayalım. Onların bizim aile yapımıza özentiyle baktığı sırada bizim onları taklit etmemiz?

    Bu kültür kirliliği bu denli süratli yayılırsa, doğumlar mutlaka sancılı olacaktır.
Ne mi yapmalı?

Toplumsal sallantılarımız, fırtınaya yakalanmış gemi gibi. Ben de o gemide olduğum içim başım dönüyor, midem bulanıyor.
Ne yapılacağını bende bilmiyorum.


Add comment


Security code
Refresh