Düzenden Düzensizliğe

Bazı yanlışları yapabilmek için ikinci sefer şansımız olmayabilir.

                Genelde şansızlıklar trafikte karşılaştığımız durumlardır.

                Dikiz aynalarımıza bakmadan, sinyal vermeden yolun kıyısında dinlenmekte olan aracımıza “haydi yürü!” dersek, aracın kıçının dağılma yüzdesi hayli yüksektir.    Yine sinyaller kimseyi rahatsız etmesin(!) diye şerit, yön değiştirirsek ya kafadan, ya yandan, ya da yine kıçtan darbe, hem aracımıza, hem de bize soluğu hem hastanede, hem oto tamircisinde aldırabilir.

                Ara yollarda sağdan gelen araca öncelik tanımazsak, bir sonraki sol yoldan çıkacak tecrübeli(!) sürücü de bize öncelik tanımayabilir.

                Dönüşlerde yayaya, bisikletliye öncelik tanımazsak, yargıç karşısına çıkmakta bize öncelik tanıyacakları kesindir.

                Yaya geçidine yaklaşırken hızımızı kesmez, geçmekte olan yayaya yol vermek için zınk adan frene basarsak, arkadan gelen sürücü, “ne durursun arkadaş,” diye tampondan iteleyebilir.

                Girme yasağı olan yola girer de, karşıdan gelen araç burnunu kırarsa başına geleceği düşünmek için çok zamanın olabilir.

                Zaten düzenden yoksun yaya kaldırımlarına aracını park edersen, birileri aracının boyasına, “kral sürücünün kral arabası” yazarsa, başın göklere ermese bile, oto boyacıya erer.

                Düşünüyorum da;

                Trafikte hiçbir konuda hatanın olmadığı bir ülkede dokuz sene araç kullandıktan sonra, düzenden düzensizliğe girersem,

                Ben, araç kullanabilir miyim?

                Bunca ‘yolların fatihi’ varken,

                Sanmıyorum.

Add comment