Sohbet Evleri

Asırladır içimizden birisinden bahsederken huyundan, ahlakından, alışkanlıklarından, prensiplerinden söze ederiz de, programlı yaşayıp yaşamadığından söz etmeyiz. Demek ki içimizden bir tane bile kendi yaşayışına yön vererek yaşayan çıkmamıştır.

                İzmir de kolej öğretmeni bir Amerikalı çiftin misafiri olmuştum yıllar önce. Evlerine adım atar atmaz önüme bir haftalık bir program sürdüler. Her günün saat saat, dakika dakika yaşama dilimi vardı. O programlı hayata ki; gezmekten başka bir şey yaptığımız da yoktu, iki gün dayanabildim ve özür dileyerek ayrıldım.

                Biz, toplumumuzu ve kendimizi bizden büyüklerin sohbet toplantılarını dinleye dinleyerek tanıdık. Eskiden bu imkân pek çoktu.

Bir babanın veya annenin şimdi bile çocuklarına söyleyemediği pek çok şeyi, o kendi aralarında yaptıkları muhabbetlerden kaptık.

                Öğretmenliğimin o ilk yıllarında ki köy odaları sohbetlerinin doyumsuzluğu ve özlemi var hâlâ.

Ne var ki APTAL KUTULARI evlerimizi işgal edeli beri, atalarımızın yaptığı o muhabbetleri bizler yapamaz, onlardan aldıklarımızı çocuklarımıza değil, birbirimize bile satamaz olduk. Ve eriyen zamanımızın yanısıra pek çok değerlerimiz de yok olup gitmekte.

Konuşmayan dil, üretmeyen beyin, gerçek işlevlerini yapmayan vücutlar taşır olduk.

Sevinilecek tek yan, bu şekilde bir ömür tüketiyor olmamızdan çoğunluğumuzun memnun olmayışı ve bir arayış içinde bulunuşumuz.

“Güne doyabilme, yaşadığımızı hissedebilme arayışı.”

Belirli günler ve geceleri değerlendirilebilir eskilerin yaptığı gibi. Bu bir nostalji olarak düşünülmemeli; günümüzde insanları bir araya toplama vesilesi olarak görülmelidir.

Yöneten durumda olanlar önce kendi birimlerinde bu amaca yönelik çalışmalar yapmalıdır. Kulüp, yuva, dayanışma derneği, …Sevenler Derneği, vs. adı altında fikir üreten, ürettiklerini topluma yansıtan SOHBET EVLERİ açılmalıdır. Ya da avcıların, güvercin sevenlerin spor kulüplerinin çatısı altında toplanmalıdır. Ve öyle yerlere ONSEKİZ YAŞIN ALTINDAKİ ÇOCUKLARIMIZ DA GİREBİLMELİDİR.

Sözde kıraathanelerde, cafélerdeki geçen zamanı, Avrupalı kafasıyla değerlendirmeye kalksak, bunca boşa giden zamanı yönlendirmek için sorumluluk almaktan kaçınan yöneticilerin bu tutumunu protesto etmek için pek çoğumuz vilayet meydanında harakiri yapmaya kalkar.

Bu konuda sorumluluk duyan aydınlarımız, bu toplumu uygun olduğu seviyeye çıkarmak için, emekletmeden yürütmeğe, hatta koşturmaya çalışmaktadır.

Vatandaşımızın şimdiki kıraathane(?!) ruhundan kurtarılması GEREKİR. Zaten ONSEKİZ YAŞINDAN KÜÇÜKLER GİREMEZ tabelasının asılı olduğu yerler, kendi değerini kendisi belirlemektedir. Toplumumuz bunun ne olduğunu anlamayacak kadar bön değildir. Sadece çaresizliğinden öyle yerlere takılmaktadırlar. Fikir ve düşüncelerini gıdıklayan bir insan topluluğunun bulunduğu yer bulamayınca zamanını mecburen ıstaka üzerine fayans döşemeye harcamaktadır. Aslında Böyle yerler SOHBET EVLERİNE DÖNÜŞEBİLİR.

Yeter ki birilerimiz bir araya gelip bu fikir-düşünce-sanat üreten çatıların temelini atsın.

Göreceksiniz o çatıların altında oluşturulan sohbet gazeteleri, bu toplumu iyi yönde eğitme işlevini, hem radyodan hem televizyondan hem de tüm basınımızdan daha iyi yapacaktır.

Add comment