Bulgarlar'ın Ettikleri / 2

Türkiye'ye tatile gelip de belini inciten beni bulur nedense.

"-Ağabey," dedi Şükrü, "bel fıtığı oldum burada. Çocukları uçakla göndereceğim, kendim arabayla gideceğim mecburen. Belçika'ya gitmeyi düşünüyorsan,…"

Brüksel'deki bir dernekten orada üniversiteli öğrencilere iki konuda konferans vermem için zaten davet de almıştım. Sovyetler yeni dağılmıştı; güzergahtaki ülkeleri görmek istiyordum.

"-Romanya üzerinden gidersek olur," dedim. Çaresiz, kabul etti.

Gurbetçilerin çoğu Bulgaristan'da yaşadıkları garipliklerden bıktığından uçakla geliyorlar, Türkiye'de satın aldıkları otomobilleriyle tatillerini yapıp, sonra garajlarına kilitleyip, ya da satıp, uçakla geri dönüyorlar daha.

Bulgaristan'a girişte yeşil pasaportumun onlar için özelliği olmadığını, 25 DM transit vize, 5 DM toprak bastı, 5 DM çöp vergisi vermem gerektiğini söylüyor gümrük kapısındaki görevli yılışık kız. Pasaportumun ayrıcalığı, bagajımızın boşaltılmamasını sağlıyor.

Kuzeye yöneliyorum. Yol, bomboş. Otoban ve 130 km. hızım var. Bom boş yolda kilometrelerce sonra sağdaki polis arabasını görüyoruz. Ziftlenen iki polis durduruyor.

"-Kırk Mark komşu," diyor, birisi. Yol arkadaşım devreye giriyor. O, bu yollarda daha tecrübeli.

"-Hifti hifti(Yarı yarıya)."

20 DM verip, devam ediyoruz. Makbuz falan istesek dokuz dereden su getirtecekler; ben de biliyorum.

Tüm trafik işaret levhaları Kiril Alfabesi. O zamanlar henüz navigasyon sadece Amerika'da var.

Romanya'da duvarına Türk Bayrağı resmedilmiş bir yere giriyoruz. Çorbacı. Türk TIR şoförleri karşılaştıkları zorlukları anlatıyorlar.

Romanya'dan feribotla Tuna'yı geçip, Macaristan'a gireceğiz. Tuvalete giren İngiliz turist kızlar çığlık atarak kaçışıyor. Bakıyoruz, her taraf göl.

Romanya gümrük çıkışı karşıda. Tüm otomobillerin bagajları boşalttırılmış. Pasaportumun garipliği derdine düşüp, bizimkini boşalttırmadılar. Benimki gibi pasaport görmemişler; müdürü çağırıyorlar. Müdür de görmemiş, iyi sigara soruyor. İki paket 2000 veriyorum.

Benzin deposunu doldurduktan sonra Macar gümrüğüne giriyoruz. Yine tüm bagajlar boşaltılmış, saatlerce bekledikleri belli. Pasaportum için bir yere telefon ediyorlar. Bagajımızı boşaltmıyorlar ama depodaki benzinin ne kadar olduğunu soruyorlar. Diğer otomobillerin depolarını ölçüp, vergi alıyorlar. "Tarant litr(otuz litre)" diyor, arkadaşım. Vergiyi ödüyor, yemyeşil Macar topraklarına giriyoruz.

Ormanlık bir alandan geçerken iç çamaşırlarıyla iki kız yolumuzu kesiyor. Duruyoum.

"-Normal zehn Mark, saksafon zwenzig(normal on mark, saksofon yirmi,)" diyor birisi Almanca. Yorgun olduğumuzu söyleyip, yola devam ediyorum.

 

O yönden gidecek gurbetçilerime uyarımdır.

Ve navigasyonsuz zorluk çekersiniz.

Hayırlı yolculuklar.

Add comment