Oğlun Mu Var, Derdin Var

Masmavi gökyüzünde yüzen güneş, yorgun yorgun arkadaki apartmanların arkasına sarktı.

Güneyin, Akdeniz'in o boğucu sıcak ve nemi yok Sinop'ta.

"İkindiyle şu akşamın arası, yaktı beni kaşlarının karası," diye bir türkü takılıyor dilime. Oysa hayalini kurduğum bir kadınım yok; kuracağım birisi de olmadı bu zamana kadar.

Hafifçe penceremden giren rüzgâr, tülleri şöyle bir salladıktan sonra odaya hafif bir serinlik serpeleyip, arka balkon kapısından çıkıp gidiyor.

Ana cadde paralı otopark olalıberi, benim bulunduğum dar cadde, sağlı-sollu park etmiş otomobillerle süslenmiş, süsün çok olduğu yerlerden tek araç zor geçiyor. Yayalar mı? Yayalar söz konusu bile değil; bedenine göre açıklık bulan bir şekilde geçip, gidiyor.

Bir otomobile monte edilen radyo, dilimdeki türküyü siliyor:

"- Ararım seni her yerde," diyen bir kadife ses.

İngiltere'deki oğluyla telefonda konuşmakta olan misafirim, dinlemem için telefonun hoparlörünü açıyor:

"- Anne, sen gurbette yaşamanın ne demek olduğunu bilmezsin! Ayrıca İrina ile anlaşamıyoruz! Beni buraya bağlamak için hamile kaldı benden habersiz! Ben döneceğim İstanbul'a!"

"- Vatandaşlık hakkını al da öyle dön bari! Burada ne iş yapacaksın? Emekli maaşı bana yetmiyor! Pişman olur da geri dönersin! İngiliz pasaportunu al, öyle gel geleceksen!"

Anne, haklı. Oğlu aklısıra burada on-line pazarlamacılık yapacak.

Benim telefonum çalıyor, açıyorum. Makine mühendisi, beş numara küçük oğlum:

"- Baba, Diyarbakır'dan arıyorum."

"- Ne işin var bu sıcakta orada?"

"- Ayın sekizinde askerlik için başvuruda bulundum. Ayın onunda, onbirinde Şırnak'ta birliğime teslim olmam istendi. Uçakla ancak gelebildim. Anlayacağın baba, askerim!"

"-Allah, hayırlı teskereler nasip etsin oğlum. Soyumuza ve de adına (Alper Tunga) yakışır bir askerlik yapacağına inanıyorum."

"- Sağol baba; hakkını helal et!"

"- Helal olsun oğlum!"

Arka sokakta balkondan balkona iki kadının sesi geliyor:

"- Babasına diretiyor, ille de araba al, diye."

"- Kaç yaşında senin Hasan?"

"- Onatlısında. Arkadaşının arabasını kullanmış güya. Onsekizine kadar da şoförlüğünü pişirecekmiş. Oğlan çocuğu isteyenlerde hiç akıl yok! Kızlara kurban olayım!"

Ev telefonum çalıyor, çalışma odama geçiyorum. Belçika'daki iki numara oğlum arayan:

"- Eskişehir'e indim baba! Ann'dan (birlikte yaşadığı Belçikalı bayan) ayrıldım. Stres atmak için Sinop'a geleceğim. En kısa zamanda nasıl gelirim?"

"- Hoş geldin oğlum. Hızlı trenle Ankara'ya gel. Otogardan saat yirmi iki suları Sinop'a direk otobüsler var. Sabah burada olursun; ben seni gelince alırım."

Allah, eksikliklerini göstermesin kimseye.

Misafirim, kucağına köpeği Kıtmir'i almış, gezintiye çıkmak için kapıda beni bekliyor.

Ve akşama adımımızı atıyoruz.

 

KONUNUN ÖZÜ:

"Eğer bir gün yolunuzu kaybederseniz, bir çocuğun gözlerinin içine bakın. Çünkü bir çocuğun bir yetişkine her zaman öğretebileceği üç şey vardır: 1. Nedensiz yere mutlu olmak, 2. Her zaman meşgul olabilecek bir şey bulmak, 3. Elde etmek istediği şey için var gücüyle dayatmak... " -Paulo Coelho-

Comments are now closed for this entry