Parmağını Şıklatma

Bilmem bileniniz var mı, Dursun'un ikinci karısı Duriye, Sinoplu.
Duriye, "-Kurbanı anamın evinde keseceğiz," diye tutturunca Dursun, Fadime'yle bu sıralar arası açık, bu yüzden de morali bozuk olan Temel'i de alıp Sinop'a gelmişler.
İkisini Yalı Cafe'de gördüm. Almanya'dan tanışıklığımız var; sırlarını da benden saklamazlar.
Temel suskun ama Dursun Fadime'yle Temel'in aralarının neden bozuk olduğunu anlattı.
Baktım, Temel'in gözyaşları elindeki yarım çay bardağını dolduruyor. Orada az daha otursak Temel hıçkırıklara boğulacak.
"- Kalkın sizi şova götüreyim," dedim.
Sıkılmaz Erboğan'ın bayram öncesi son şovu.
Basın mensuplarına ayrılan yere oturduk. Temel'in gözü ayakkabılarının ucundan başka bir yere bakmıyor; Dursun, dirseğiyle beni dürtüp, onun zavallı, çaresiz durumunu gösteriyor.
On dakika sonra Erboğan sahneye çıktı.
Seyircileri şööyle bi süzdükten sonra sağ elinin parmaklarını şıklattı.
Bekledi; bir daha, bekledi bir daha...

Dedi:
"- Ben parmağımı niye şıklatıyorum biliyor musunuz?!"
Kimsede çıt yok.
O, devam etti:
"- Afrika açlık çekiyor! Ben parmağımı her şıklattığımda oralarda bir çocuk ölüyor!"
Sağımda oturmakta olan Temel, birden fırladı ve de bağırıyor:

"- .......mına goduğumun çocuğu, o zaman sende şıklatma!"

Görevliler zor tuttu Temel'i.
"- Yüksel Bey, lütfen götürünüz bu arkadaşınızı; sarhoş sanırım," dedi görevlinin birisi.
Ve seyircilerin alkışları arasında şovu terkettik.

"-Bayramda küslük olmaz," deyip, Temel'i ikna ettim. Az sonra Fadime'ye gitmek için yola çıkacağız.

Siz siz olun parmağınızı şıklatmayın; Temel'in kulağına gidebilir haa!..

Bayramınız kutlu, her saniyeniz sağlıklı ve mutlu olsun...

Add comment


Security code
Refresh