Rakı, Balık, Bir De Kayık

Yeni yılın bu ilk saatlerinde –ki; ayarlı saatler 02.29'u gösteriyordu,- apartman giriş kapısı açıktı. Dört ve altıncı katların salonlarından ışık taşıyordu sadece.
"- Ayyaşlar uyumamışlar hâlâ," dedi, onu asansöre ulaştıran üç basamağı çıkarken.
Asansör düğmesine basmasına gerek yoktu. Asansör kattaydı. Açtı, girdi. Üçüncü katın düğmesine basacağı sırada yayvan yayvan gülümsedi. Sonra sağ ayakkabısını çıkardı; asansörün kapısını açtı ve kapanmasın diye ayakkabıyı pervaza koydu. Asansör katındaki dairelerin zillerine basarken:
"- Rakı, balık, bir de kayık," diye, bir makam tutturdu.
İlk bastığı zilin olduğu kapının gerisinden bir ses gelince koşarak asansöre bindi, ayakkabısını çekti aldı; katının düğmesine bastı.
Kapıyı açan karısı önce elindeki ayakkabıya, sonra ayaklarına baktı hoşnutsuzlukla. Onun geçmesi için kapıyla beraber duvara çekildi.
"- Rakı, balık, bir de kayık; bakma hanım alık alık."
Elindeki ayakkabıyı bıraktı, lastiği patlak otomobil gibi salona yöneldi.
"- Rakı, balık, bir de kayık; yap bi kahve be analık! Pardon hanımcık!.. Ama olmuyor, uymuyor böyle! Bakma öyle alık alık!"
Uykulu ve uykusuz iki çift göz taşıyan bir çift baş uzandı salona. Oğlanla ablası arasında hayli yaş farkı olduğu belliydi.
"- Oooooo, kızım gelmiş. Nassı dersler kızım?"
Kız öğrenci yurdu işletmecisi peşinde binlerce lira borç bırakıp kaçınca, üniversiteli onca kız ortalıkta şaşkın ördek gibi kalmış, üniversitede ilk yılı olan Buse de ne yapacağını sormak için ani bir kararla eve, babasına gelmişti.
"- Baba, hani bana bira içirecektin?" dedi, 'babasının evinin erkeği.'
Baba, cebinden rakı şişesini çıkarırken:
"- Bira olmaz da rakı olur be evimin erkeği," derken, üzerinde soğumuş pilav içli tavuk, üzerinde 2010 yazan beyaz bir pasta, mumlar, meyveler ve kendini koyuvermiş koca bir tabak salata olan masaya doğru yürüdü.
Rakı bardağına rakısını koyarken:
"- Rakı, balık, bir de kayık! Bakma hanım alık alık, buz getir buz!"
Kadın bezgin bezgin mutfağa geçerken, bir yatakta kardeşine sarılmış kızının ona fısıltıyla anlatmakta olduğu masala kulak verdi:
"- Yorgun olan baba, doğruca evine gelirmiş. Evde onu bekleyenler, …"
"- Rakı, balık, bir de kayık! Sallanma be hanım alık alık! Hani buuz!"
Kadın, elinde buzlarla mutfaktan çıkarken neredeyse kocasıyla çarpışıyordu. Kocası, iki eli de ağzında, lavobaya koşuyordu.
Öğürmeler daireden koridora taştı. Her öğürtüde, nakarat yarıda kesiliyordu.
"- Rakı, balık, …"
Kadın, masadan örtüyle birlikte düşen yiyecekleri toplarken nakarat değişti:
"- Tövbe, tövbe, içmem, içmem, ööööööööööö!"
"- Her gece aynı tövbeler," diye, mırıldanırken kadın,  öğürtüler arasındaki kelimeler farklılaşıyordu:
"- Yanlış kayığa bindim yine. Ah bu arkadaşlar. Esas kayık dururken, …"
Kadın, salonu temizleyip, lavobaya girdiğinde kocası sızmıştı. Bir bezle ağzını silip, kızına seslendi. Birlikte yatağına taşıdılar.
Sonra kadın, komodini açıp, kızının teşvikiyle aldığı kırmızı iç çamaşırları çıkardı. Bir süre ana-kız gözgöze bakıştılar. Kadın, acıyla gülümsedi. Mutfağa yürüdü. Siyah bir poşetin içerisine kırmızı iç çamaşırları koyup, çöpe attı.
Ezan sesiyle birlikte hava ağarıyordu.

Add comment