Eskici

O yıllar, eskicinin iki eli ve iki eski bisiklet tekerinin taşıdığı arabasında çinko taslar, sahanlar bulunuyordu. Daha sonra çinkoların yanında alüminyum tas, tabak, hamur ve çamaşır leğenleri görülmeye başladı.
Eskici:
"- Taslar, tabaklar, leğenler!" diye duyulduğunda kadınlar, ellerindeki işlerini bırakır, daha önceden hazırladığı süvarilikli (dizleri ve kıçı yamalı) hatta yırtık bir pantolonu, ceketi, gömleği, ya da kalaylanması gereken bakır bir kap-kacağı koltuğunun altına sıkıştırır, eskicinin arabasının başında toplanırdı.
Mutfaktaki kap-kacağını yenilemek isteyen kadınların arasından biz sümüklüler başımızı uzatır, kenarlarında mavi ya da siyah çizgisi olan sahanların ortasındaki sedef gibi parlayan, başımızı aşağı-yukarı hareket ettirdikçe renkleri değişen gözalıcı altıgen süse bakardık. Henüz oksitlenmemiş alüminyum leğenlerde de tekdüze renkler değişirdi ama çinko sahanların ortasındaki kadar albenisi olmazdı.
Bası-kesi, çelik-çomak, yazı-tura, kütük, kaçak-polis, hatta çaput bir topla futbol oynayan çocuklar bile oyunlarını bırakır, eskiciyle analarının ya da komşu teyzelerin yapacağı değiş-tokuşa tek tek odaklanırdı.
Duvarın birisini boydan boya katetmiş sergendeki bakır siniler, 'dilikli' denilen yine bakır sahanlar, kapaklı çorba tasları zamanla kayboldular. Çinko ve alüminyum bakıra galip gelmişti.

Çinko ve alüminyumun bu zaferi fazla sürmedi.
Önce naylon tas, tabak, leğenler, kovalar eskicinin arabasında yerlerini aldı. Hemen sonra da melamin tabaklar naylonlara arkadaş oldular.
Süvarilikli pantolon ve tersyüz edilmiş ceketler çoktan kaybolmuştu. Az rengi atmış elbiseler, yün kazaklar, başka bakır kap-kacak kalmadığından bakır hamur leğenleri eskiciye sunulur olmuştu.
"- Kız bacım, o hamur leğeni kaynanandan miras; herifin kızmasın sonra?" diyen komşusuna:
"- Çok ağır bacım. Fırına gidesiye tepemi deliyor," diyebilen birileri, yedi-on kilo gelen bakır leğenleri verip karşılığında kırmızı bir hamur, mavi bir çamaşır leğeni alabiliyor olmuştu.
Yandanoyna Hatça, kocasının bayramdan bayrama giydiği takım elbisesini verip karşılığında altı melamin tabak almak istediğinde yan komşusu Topal Eşe:
"- Kız kocan kızar bak. Adamın yepyeni urbasını niye veriyon?" diye uyarmasına:
"- Aman! Senede iki sefer giyiyor; giymese n'olacak sanki," demiş ve değişimi gerçekleştirmişti. Akşam kocası Gostak Arif eve gelip de duvarda asılı beyaz bir örtünün altındaki elbisesini göremeyince sormuş, Yandanoyna aldığı melaminleri sırıtarak kocasına gösterdiğinde yedi sülalesi ağır hakaretlere uğramış, sırtında tahta bir sandalye kırılmış ve soluğu babaocağında almıştı. Anası olacak Bolkeseden, damadına bayram öncesi yeni bir elbise yaptıracağına söz vermişti de Yandanoyna Hatça evine öyle dönebilmişti.

Günümüze kadar çeşidi az da olsa tahta ve toprak yerini koruyabildi. Cam, kağıt, çelik ve emaye kaplı saçlardan oluşan mutfak araç ve gereçleri diğerlerine savaş açmış durumda. Bu savaşta yavaş da olsa zafere ulaşacakları kesin.

Comments are now closed for this entry