Emirdağ Ağıtları

Ölenin arkasından yapılan hayır-hasenat, ağıt yakma, yasa girme Emirdağ’da insana verdiği değeri ortaya koyar. O ağıtlar ki, insanın yüreğinden kopup gelir. Ağıdı dinleyen her insan o haykırmalar ve ciğer delen sözler karşısında mutlaka duygulanır ve gözleri yaşarır. Hele karşılıklı ağıt yakmada bu duygu fırtınası zirveye çıkar. Karşılıklı ağıt yakma da belki de sadece Emirdağ’da rastlayabileceğimiz bir durumdur. Ölümün anası, karısı, kızı, gelini arasında geçer. Sıra ile karşılıklı olarak sırayla bir bir söylenir. Ağıtı yakıldığı ve söylendiği tören içinde tespit etmek ve ağıt türünü o törenlerdeki yerine yerleştirmek gerekir. Ağıtların sosyal işlevleri vardır. Ağıtların incelenmesi sonucu birçok halk edebiyatı türünün doğuşu daha kolay açıklanmaktadır. Ağıtların yakılışı trajik bir olaya dayalıdır. Geleneklerle ağıtların ne denli sıkı bağları olduğunu anlıyoruz. Ağıt, toplumun manevî değerlerindendir. Toplum içinde oluşan sosyo-ekonomik yapı ve bunun sonucunda geleneklerin değişme ve gelişme etkileri ağıtlara da yansır. Ağıtın amacı acıyı dile getirmektir. Ayrıca ağıtlarda ekonomik yapılardan kılık - kıyafete, yaşama biçimine kadar kesitler sunulmaktadır. Ağıtların geleneğin taşıyıcısı olmalarının yanı sıra ağıdın, söylendiği dönemin özelliklerini de yansıttığı söylenebilir.
    Emirdağ Türkmenleri arasında yas tutma geleneği halen devam etmektedir. Ölünün çok yakınları yasa girerler ve kırk gün boyunca bazı gündelik işlerinde kısıtlamalara giderler. Bunlar, çamaşır yıkamamak, kına yakmamak, yemek yapmamak, düğüne-derneğe gitmemek…biçimindedir. Ölü sahipleri mümkün mertebe derbeder gözükmeye çalışırlar. Hısım-akraba ölü evinde her gün yemek yedirirler. Düğün-dernek gibi önemli işlerde hısım-akraba ölü evinden icazet alır. Konu-komşu ölüye ve ölü evine karşı son derece saygı-lıdır. Emirdağ’da yas ve ölüm adetleri ile ilgili ritüellerin bazıları unutulmuş, bazıları halen yaşatılmaktadır:
-    Ağıt yakmak, ak çıkarıp kara giymek
-    Haykıra haykıra ağlamak
-    Yüz yırtmak, yaka parçalamak
-    Ölü çadırının etrafında yedi kez dönmek
-    Dizlere vurarak dövünmek
-    Börkü toprağa çarpmak
-    Yas tutmak
-    Ayakkabı çıkarmak
-    Kına yakmamak
-    Saç yolmak
-    Gülmemek, konuşmamak
-    At kuyruğu kesmek, kalpağı ters çevirmek
-    Ölü aşı vermek
  Ölü evinde ve komşu evlerde süpürge yapılmaz.
Ölü evinde  “ölünün ağzı açılsın, ölünün ağzının tadı gelsin” diye helva yapılarak dağıtılır. Ölüm vuku bulunca gözleri kapatılır; çene ve ayakları bağlanır.  Ölenin  elleri ayakları yeşillenirse  iyi biri olduğuna inanılır. Ölünün çenesi ve ayakları tülbentle çatılır. Naaşın üzerine şişmesin diye bıçak konur.  Ölünün giysileri üzerinden bıçakla kesilerek çıkarılır. Ölünün üzerinden çıkarılan giysiler ve diğer giysileri “canı elbiselerin içinde kalmıştır” inanışından dolayı hemen yıkanmaz.  Ölü bir kilime sarılır. Kilim defin işleri bittikten sonra camiye bağışlanır. Hastanın öldüğü döşeğe “ölü döşeği” denir. Ölü, ölü döşeğinden indirildikten sonra, döşek dışarı çıkartılarak üç gün bekletildikten sonra yünü dökülerek yıkanır. Anlatılara göre, bazen döşek, ölünün canı içinde kalmıştır diye hemen yıkanmaktadır. Ölüm odasında ve ölünün yıkandığı yerde üç gün ışık yakılır. Ölünün ayakkabıları evin dışarı konur.
  Emirdağ ağıtları ölüm töreninin bir parçasıdır. Ağıtların çoğu zaman içerisinde türküleşir. Emirdağ’da uygulanan ölüm törenlerindeki ritüellerin çoğu eski Türk adetlerindendir. Eski yuğ töreni  az değişiklikle günümüze kadar gelmiştir.

Add comment