Bizim Sokaklar 1

 
burhanettincil Hudutlarımız Bolvadin Caddesinde Tekbıçaklar’ ‘’Çıldırlar’’ ın evin önündeki demir köprüden taa aşağıda Sadık Doğan köprüsü, buradan da Bosna –ı Cedid sınırlarında, İnkılâp İlkokulu yanındaki Ferhat’ın köprüye kadar, Dereboyu’nun iki yakası bizlerin oyun ve koşu alanıydı. Bosna-ı Cedid’in çocukları genelde esnaf ve zanaatkar çocukları olup mazlumlardı. Kavga dövüş bilmezler, daha doğrusu sevmezlerdi.Ayrıca Ünver, Eşrefler, Hacıömer sokakları ile Çıldırlar’ın Çiçek Sinama’nın civarı devamlı oynadığımız yerlerdi. Bu mesafeler, ileride saçlarımız uzayıp serpildikçe daha da genişlemeye başladı.Cadde boylarında delikanlı sıfatıyla kendimizi ispatlamaya, düğünde düzgünde görünmeye başlamıştık. Bizim sokaklar, eski İstanbul sokakları gibi Arnavut taşı döşeli dar ve serindi.Çocukluğumda her köşeye Belediye tarafından sokak fenerleri asılır, her iki güne bir gazyağı ve fitili kontrol edilirdi.Feneri yanmayan sokaklardan korkar geçemez, geçmek isteyince de hızlıca son sürat koşarak geçerdik veya geçecek birilerinin gelmesini bekler, onun yanında geçerdik. Emniyet teşkilatı yoktu. Kaymakamlık bünyesindeki üniformalı, kahverengi elbiseli, beli palaskalı, ellerinde bir metre uzunlukta sopa, boyunlarında panzat (bekçi) düdüğü asılı olan görevlilerce güvenlik sağlanırdı. Bunlar, çocukları çok sıkar, göz açtırmazdı. Çarşıda, pazarda, sokakta dolaşmamıza akşamdan sonra izin vermezler, hemen kovalarlar, panzat düdüğünü çalarak gerektiğinde arkamızdan sopalarını atarlardı. Bizlerde bunlardan çok korkar kaçardık. İçlerinde mülayim olanı vardı. Dikdikoğlu ve Mesli Yaldızkaya bizleri fazla sıkmazlardı.Çarşının emniyeti güvenliği ise, halkın itimat ettiği Erenoğlu sülalesinden Koca Veli Erenoğlu ve Karaoğlanlar sülalesinden Mustafa Urfalı tarafından sağlanırdı.Her ikiside esnafın sevgisini kazanmışlardı. İlçemize henüz elektirik verilmemişti. Evlerde lamba, ahır ve samanlığa inilince kandil yakılırdı.Yaylada yazıda gemici feneri veya lüks kullanırdık.Bilhassa genç kızlar, bulgur çekerken lüks yakılırdı.Lamba ve gece fenerinin sık sık camları nemli tülbent ile silinirdi. Ev kadınları, o tarihlerde sabah erken kalkardı.Önce avlusunu, sonra sokak kapısının önünü süpürürdü. Karşı komşu da, aynı işi yapınca, sokağın tamamı temizlenmiş olurdu.Belediye’nin atla çalışan iki tekerlekli tenzivat (çöp) arabaları vardı. Atlar, oldukça iri ve hepsi de yağızdı.Arabanın tekerleri ve kasası çok yüksekti.Bunlar, sabah erkenden mahallere ve sokaklara çıkardı. Kadınların süpürgesinden toplanan çöpleri kürekle alır, arabaya atarlardı.İşte aileler ve Belediyece yapılan bu işin sonunda sokaklar hergün temiz olurdu. Esasen o yıllarda şimdiki gibi çöp ve atık yoğun değildi, herşey doğaldı. Yine şimdiki parkın yanında ilçenin mezbahanesi bulunmaktaydı. Kesilen hayvanların etleri de kasap dükkanlarına tek atlı arabayla dağıtılırdı. O yıllarda parkın bahçıvanı Halaç Esat Ural’dı. Çok iyi bir bahçıvandı. Çeşitli güller yetiştirir, elinden makas düşmezdi.Biz çocuklara fazla yüz vermez, dalından gül aldırmazdı. Ondan sonra gelenler onun gibi yapamadılar. O güzelim parkın baştan başa düzeni degisti.Parkımızın güzelliğini hiç unutamam. Oturma grupları, güllerin hemen yanı başında olur, onları koparmadan koklar, otururduk. En güzeli de ortada bir baştan bir başa yürüyüş yolu vardı.Tepedeki havuza kadar devam ederdi. Bazen havuzun başından aşağı Postane’nin arkasına kadar yarışmacı arkadaşlarla koşu yapardık. Ancak Askeri Okul yapılırken havuz kaldırıldı ve parkın alanı küçüldü. (Devam edecek)

Add comment


Security code
Refresh