ÇOCUKLUĞUM

943’ün Eylül ayında harman sonu Emirdağ Çilli Mahallesinde Çaydere’sine nazır 11 kapı numaralı, avlusu büyük, nüfusu oldukça kalaba bir çiftçi evinde Perşembe gü-nü doğmuşum. Babam, iki evli olup analığımın bir kız, yedi erkek çocuğu vardır. Annem bir kız, iki oğlan doğurur. Keza amcamda iki evlidir. Hanımının birinin çocuğu olmaz, ikinci hanım üç kız, üç oğlan doğurur. Aynı evde, aynı avluda, aynı bağda, bostanda birlikte yaşadığımızı çok iyi biliyorum.

Çiftçilik ve koyunculuk yaparak geçinen aile olduğumuz için ibibiklerle kıra çıkmaya başlardık.Bir yılın altı ayı yaylada yazıda geçerdi.Bunun için her sabah horoz seslerine, salda meleyen kuzuların seslerine uyanır, kaldırılırdık. Tan yeri ağarırken günün ilk ışıklarıyla arabada veya eşek üstünde, anne sırtında uyku mahmurluğu ile yola çıkardık.Sabah güneşi yüzümüzü sıvazlar, ağır ağır kendimize gelirdik.
Çocuklar beşikten kucağa, kucaktan sokağa indirilirdi.Burada yumuk yumuk ellerimizle ayaklarımızla doğaya toprağa dokunur, güneşin ışınlarına ağır ağır alışırdık. Tozla toprakla haşır neşir olurduk. Çaydere’sinin içinde sular kesi-lince ıslak kumdan evler, merdivenler, hamamlar, camiler ve minareler yapar, kendimize göre sokaklar kurardık.İyice ken-dimizi kaptırır ekmeği, suyu unuturduk ki, tam böyle bir anda;
Anam merak eder bizi arardı , Yana yana ona buna sorardı. Yavrularım kuzularım diyerek,
Bağrına basar tuz gibi yalardı.
Evimiz ana cadde üzerinde olduğu için gelip geçen vasıta-lardan zarar verir, diye korkardı.Ancak; yaylada yazıda sere serpe yaşadım, minicik ellerimle ayaklarımla doğayı okşadım, gözlerimle aşılmaz tepelere , masmavi bulutlara binip dolaştım.Yağmuru, sulu sepkeni , çıvgını, fırtınayı boranı gördüm. Ardından altın rengi güneşin, bulutların başımı ok-şadığını gördüm. Islak çimenlerde kuzularla seviştim, oynaş-tım.Birlikte ‘’ana’’ diye meledik, Koçların, keçilerin boynu-zundan sakındık. Soğuk pınarlardan çağlayan derelerden bir-likte sular içtik. Alıç ağaçlarından beraber meyvesini yedik. Gölgesinde efil efil esen yele karşı, sere serpe uyuduk .Kınalı buzağılardan, boğalardan darbe yedim.Ekin tarlalarında sarı sıcakta anadan, babadan biraz uzakta gölgelik ‘’çatma’’ veya kağnı altında suya hasret yaşadığımız saatler, günler oldu.Su arayan yılanlar ile kucak kucağa geldiğimiz yılları yaşadım.Ovanın düzünde tayyare gibi inip kalkan, kanat açan, yırtıcı koca kartallardan alır kanadına, takar götürür korkusuyla korunduk.
Amcamın oğlu merhum Tayyar Çil, kamıştan düdük, kaval yapar beni sevindirirdi. Kalabalık içine girme, sakin sakin oynamayı seviyorsun, hırpalamasınlar diye hasta yattığı odasından devamlı beni izlerdi.Zaman su gibi akmaya baş-lardı.Bir anda kendimizi okul bahçesinde bulduk okullu olduk.

Add comment


Security code
Refresh