ALACA SANSAR

Burhanettin ÇilYıl 1954 henüz on bir yaşındaydım.Öküzlerimizi nadas yapacağımız tarlalarımızın bulunduğu Tabanlıyüzü mıntıkasına götürmek üzere Haziran sabahı, tan yeri ağarırken evimizden çıkmıştım.Güneş anadan, ağır ağır çıkmaya başlamış, ışılayan rengi yüzümü, gözümü okşuyordu..Ancak ben hâlâ üzerimdeki uyku mahmurluğumu atamamıştım.Şehir mezarlığını epeyce geçmiş, Karacaören ‘e yaklaşmıştım.Bizim hayvanlarda yayladan yenice geldikleri için olsa gerek, buraların yaylımını beğenmeyip, ağzını vurmadan gidiyorlardı. Otlar devamlı çiğnendiği için yemiyorlardı.Zira; ben onları Sinekli Yaylası’nda Haceloğlu Mehmet Köksal ‘a ait koruda yalnız otlatmış, soğuk sularda sulamış,baharlarını aldırmış, nadasa hazır etmiştim. Sabah güneşi yüzümü okşayadursun, az ileride yuvasından çıkmış, etrafı ürkek ürkek seyreden tüyleri sabah güneşi ile ışıl ışıl yanan ikide bir yuvasına girip çıkan, vücudunun yarısı siyah, yarısı beyaz bir hayvan gördüm.Hemen öküzlerin yönünü geriye çevirdim.Otların içine uzandım.Önce kimin tarlasında olduğumu keşfettim.Bu tarla Ahmet Ünver (Bey) isimli komşumuzundu.Henüz sürülmemiş hopsa idi, hatta birkaç yıldır da ekilmiyordu.Buna da sevinmiş bu alacalı hayvanın adını öğrenmek istiyordum.Bu güne kadar gelincik hariç böyle bir hayvan görmemiştim.Devamlı tilki ve kır sincapları görüyordum.Burada yarım saat kadar oyalandım, onun yuvasına giriş ve çıkışlarını iyice seyrettim, tarladan ayrılıp yoluma devam ettim.Babam yiyecek ve içeceğimizi almış, ardımdan yetişmişti. Neden geç kaldığımı sorunca gördüğüm hayvanı anlatmıştım. Babam fazla düşünmeden; ‘’ Alaca sansar’’dır, ayrıca benekli sansar ve kokarca sansar diye başka türleride vardır.Onlar buraları severler, bozkır ortasında yaşarlar.’’ demişti.Bir daha görme imkanım da olmadı.Şöyle ki, nadas yaptığımız tarlalarımız ile buranın arası 45 dakikalık yoldu.Gelip gitmeye dayanamazdım.Babam ağabeyin Hakkı ‘ya ‘’sakın söyleme’’ demişti.Çünkü o tilki ve buna benzer hayvanların yuvasında anızlardan ateş yakarak onlar kaçmaya yeltenince, yuvanın ağzına elindeki çuvalın ağzını açarak, hayvanın çuvalın içine girmesini sağlayıp yakalıyordu.Kürklerini Ankara’ya kürkçülere gönderiyordu.Bunu bildiğim için ben de söylememiştim.Nadası yaptıktan sonra tekrar öküzlerimizi de alıp yaylaya dönmek üzere babamla birlikte yola koyulduk.Alaca sansarın yuvası ana yola yakındı.Babamdan izin alıp merakla önden koştum ve yuvasının yakınına uzanıp yattım, beş on dakika kadar bekledim, ancak onu göremeden yolumuza devam etmiştik.Çocukluk bu ya alaca sansarın tüyünün ışıl ışıl oluşunu, vücudunun siyah ve beyaz renklerle iki bölümden oluştuğunu, böyle bir hayvanı ilk olarak gördüğümü, o an yaşadığım heyecanı daha sonra arkadaşlarımla paylaşmaktan büyük mutluluk duymuştum.

Add comment


Security code
Refresh