ORTAOKUL DÖNEMİM

Burhanettin ÇilOrtaokula, aynı okulda başladım.1956 yılının Ağustos ayında hava çok sıcak, Karacaören’den saman arabası ile saman taşıyorduk. Samanı samanlığa boşaltınca, babamla Ortaokul’a vardık.Okulun müdür muavini Osman Yamak, kayıt işlemine başlar başlamaz;’’ Çil'in biri bitirmeden birisi geldi.’’ diyerek kayıt işlemini tamamlayıp, ‘’ Haydi hayırlı olsun.’’ dedi.Babam da; ‘’ Osman bey, önce Allah’a sonra size güveniyoruz.Bizleri görüyorsun, okusunlar kendilerini kurtarsınlar.’’ dedi. Osman bey, amcamın oğlu Muzaffer'den memnun olmadığını belirtmiş oldu. Muzaffer de esasen daha kayıt için gitmeden önce öğretmenlerimizin yapılarını bana anlatmış, Osman beyin çok titiz, çok iyi bir Türkçeci olduğunu söylemişti. Zira; Osman bey iyi bir idareci muntazam biriydi. Okulun Müdürü Hasan Sadri Ener bey, Şimşir diye anılırdı.Alkol alırdı.Suçunu görünce şimşir sopası ile çok kötü döverdi.Bizlerin yaramazlığını görse de dokunmazdı.Onun son sınıfa gelmiş, iri yarı gece gündüz karşılaştığı yaramazları belliydi.Muzafferlerin devresi pek yaramazdı.Hasan Sadri bey, Şimşir Hasan Sadri diye iz bırakmıştı.Çeketinin iç cebinin birinde her gün bir ufak şişe rakı götürüp taşıdığı için omzunun bir tarafı düşüktü.İnce zarif esmer, vazifesine ziyadesiyle düşkün, ilçe halkıyla anlaşabilen, disiplinli bir idareceydi.Birinci dönem bitmeden Hasan Sadri bey, tayinen başka yere atandı.Yerine Teoman Tuncer bey geldi.Teoman bey, Kıbrıslı Müdür diye anılan çok

disiplinli, sert öğrencisini takip altında tutan, çalışkan iyi bir beden eğitimi öğretmeniydi. Sinema gibi eğlence yerlerinde ansızın arama yapar, bizleri tek tek bulur, dışarı çıkarır, evlerimize gönderirdi.Rana isimli bayan öğretmenimiz, tarih dersimize girerdi.Giyinimine kuşamına son derece özen gösteren, ders anlatımı güzel teraziyi doğru tartan iyi bir öğretmendi. En sevdiği renkler kırmızı ve siyahtı.Üzerine kırmızı bluz, altına dizinde siyah kaliteli kumaştan etek giyerdi.İnce gayet zarif bir bayandı.Tabiat dersimize Veteneriner Hekim Nejdet bey girer çok uysal bir insandı.Nejat Paksever ve Adanalı Fatma Karagenç, Fransızca öğretmenimizdi Nejat Paksever çok verimli olmuş, onun sayesinde tüm okul bu dersten bayağı ilerleme kaydetmiştik.Bir çift beyaz bakır işlemeli güğümü vardı, her gün akşam serinliğinde Eski Çeşme’ye gelir, su doldurur ve çarşı içinden geçerek evine giderdi.
Birinci sınıfta bütünleme sınavlarına gelmeden yaylada , bağda, bostanda doyasıya yaşadım.Çocukluğumun tadını çıkardım.Annem, babam daha doğrusu çocukları şimdiki gibi pek sıkmazlardı.Çocukların ergenlik çağına özen gösterirlerdi.O yıl sınıfta kaldım. Ertesi yıl, resim dersi hariç tüm derslerim iftiharlık derecesine yetecek şekildeydi, resim dersine bütünlemeye kaldım.Müdürümüz Teoman Tuncer ve yardımcısı Osman bey tayinen başka yerlere atandılar.Onların yerlerine Müdür Nurettin Yüksel, yardımcısı Erdoğan Sokullu atanmıştı.
O yıllar öğretmen kıtlığından olsa gerek , İlkokul Öğretmenlerimizden Mehmet Şahin Alp, İbrahim Yüksel, Nihat Çimen, Cevat Çimen, Niyazi Aksoy, Emin Ören ve başkaları ile Emirdağ Jandarma Astsubay Yetiştirme Okulu’ndan subaylar derse gelirdi.İçlerinde çok iyileri, öğrenciyi bağda filiz görüp çiçek diye sevenler vardı.Bunlardan resim dersine Kani Ermiş, müzik dersine Firuz Hekimoğlu girerdi. Kani Ermiş inadına kaba saba öğrencinin seviyesine inmeyi ar meselesi sayan, askeri elbiseye bürünmüş, herşeyin o elbisenin altında içinde olduğunu var bilen biriydi. Firuz Hekimoğlu da inadına saygısız, kendini beğenmişin biriydi.
Birgün arkadaşlarım düşünmüşler, üç beş arkadaş Kani Ermiş’e varırlar; ‘’Hocam, şayet siz Burhanettin Çil'i bütünlemeye bırakmaz, geçirirseniz ailesi ona bisiklet alacak, onu mükafatlandıracak.’’ derler. O kabul etmez, merhum Aliihsan Biçer, Mustafa Demirci, Aliihsan Özgüler eline sarılırlar.O sırada ben de yanlarına yaklaştım. Arkadaşlarıma hitaben ; ‘’Bu ayının eşek neyine yetmiyor.’’ dedi.Ve her zaman ki yaptığı gibi hayvanca acımazsıca zülüfümden acıtarak, bir kıl çekti.O anda gözümden yaş geldi.Bu sevimsiz, ruhsuz adam hem hakaret etti, hem de bütünlemeye bıraktı.Oysa ben çok zarif, estetik yapılı, okulunda çevresinde sevilen öğrenciydim.Bu kaba öğretmene sinirlendiğim için yaz döneminde resime çalışmadım.Sırf onu kızdırmak için arkadaşım Kemal Çopur ile rahmetli Öner Avcı'ya ikişer lira verip öküzleri ile döven süren adamı çizdirdik. Ben Öner'e iyice özenmesini söyleyince, Öner güldü, olmaz iyice anlaşılır dese de sen özenerek yap, dedim.Bütünleme imtihanı günü okulun bahçesinde söğütlerin altında resimleri topladı. Verdiğim resmi görünce;’’Ulan ayılar, benimle dalgamı .’’ diyerek üzerimize yürüdü ve her zamanki gibi zülüflerimizden birer kıl çekti.Sonunda mecbur kaldı, bizi geçirmeye, işte bu iki sevimsiz subayın yüzünden okuldan soğudum ve ayrıldım.
Komşumuz Hüseyin Güner’in yanında terzi çırağı oldum.Okullar açıldı.Arkadaşlarım ikinci sınıfa başladılar.Annem onları gördükçe; ‘’ İlla okuluna dön.’’ diye diller dökse de kabul etmedim.Aynı çarşıda , ağabeyim Celal benim küçüğüm Nurettin de terzi idiler.Onlarda okula dönmem için ısrar ediyorlardı.Bazen de , bir evde üç kişi birden terzimi olur, diye gülüyorlardı.Erdoğan Sokullu hocam, sabah akşam okula gider gelirken beni görüyordu.O, gelirken ben pek görünmek istemiyor, ütü masasının altına saklanıyordum.Dışarda isem içeri giriyordum.Aradan tam dört hafta geçti.Annem ekmekten, aştan kesildi.Karaları bağlamıştı.Burhanettin'im okuyacak adam gibi adam olacak derdi.Artık benden ümidini kesmiş, iyice yasa boğulmuştu.Kimselere bir şey diyemiyor, hep içine atıyor.Kani Ermiş, denen subaya kızıyor elinden bir şey gelmiyordu.Benim okumak istediğimi, okulumu sevdiğimi bildiği içinde incitmiyordu.Babam beni hiç bir zaman sıkmadı; ‘’ Gönlün neyi seviyorsa o işi yap, canın sağolsun, yeter ki yüz kızartıcı iş yapma , yalan söylemek günahtır.Hayatta her şey Allah’ın ikrarı ile olur.İki cihanda yüzünüz ak, ikbaliniz parlak olsun.’’ diye dua ve niyazlarda bulunurdu.Esasen benim yanından ayrılmamı da pek istemez, koyunculuk yapmamı isterdi.Babam hayatın inişlerle yokuşlarla , gecelerin herşeylere gebe olduğunu bilen, bunların hepsini yaşamış birisi olarak; ‘’ Senin bu durumun hayatın sonu değil. Allah, seni senin kısmetin olduğu yöne sen istesen de istesemesen de yönlendirecektir.Bu husus sen doğmadan ana rahmine düşmeden gerçekleşti.Senin meselende yüzbaşı Kani Ermiş dediğin adam küçük bir sinektir.Hiç canınızı sıkmayın, işi oluruna bırakın.’’ derdi.Hayatım boyunca beni yönlendiren sözlerinden hiç çıkmadım.’’Elin binasına imreyipte kendi kerpiç evinizi taşlamayın, hakkınıza razı olun.’’ derdi. Birgün, Erdoğan Sokullu çıkageldi. Hüseyin Usta’ya hitaben; ‘’ Yahu Hüseyin Usta, koca Emirdağ'da başkaca çırak bulamadın mı? Benim öğrencimi buraya kapattın, ver benim öğrencimi.’’ dedi. Hüseyin Usta ve ortağı Aliihsan Karagül gülerek;’’ Erdoğan bey, kardeşim Burhanettin benim komşum olur. Ben de okuluna dönmesini istiyorum ancak, bu Kani denen hocaya iyice kızmış, tiksinmiş fırsatını bulsa onu okuldan uzaklaştıracak, o zaman okula dönecek.’’ dedi.’’Ne yapalım soba küreği, süpürge ile mi çıkarayım.’’ diyerek tekrar güldü, güldürdü.Erdoğan bey, öğrencisini gönülden seven onun seviyesine inen, onu takip eden disiplinli, estetik yapılı mesleğini seven iyi bir idareciydi. Coğrafya ve Türkçe dersimize giriyordu.Ve bana;’’ leride avukat veya iyi bir edebeyatçı olursun.’’ derdi.Tam bu esnada ütü masasının yanına gelerek, hızla kolumdan tuttu; ‘’ Haydi gidiyoruz.’’dedi. ‘’Efendim bugün okul açılalı otuz gün oldu.’’ dedim. ‘’Onu bize bırak.’’ dedi.Birlikte okula vardık.Müdürümüz Nurettin Yüksel,benim döndüğüme sevindi.İşlemlerimi tamamladılar. Ben de ertesi sabah arkadaşlarımla birlikte okula gittim.Eski futbol sahasının kenarındaki; söğüt ağaçlarına yerleşip yuvada kalan göçmen kuşun lakırtısı, yuvalarına telaşla ot, çöp taşıyan serçelerin ötüşü, havada dönüp duran güvercinlerin kanat sesleri ve okula giden bizlerden daha küçük çocukların neşeli bağırışları… Bütün sesler birbirine karışıyordu, bu sabah.annemin sevincini izah etmeye gerek var mı bilmem, hareketleri değişti. Yeniden gelin gibi iş tutmaya başladı, güldü, oynadı morali düzeldi.Erdoğan bey’e dualar etti.Evimizin önü Dereboyu’ndan giderken önüne çıkıp teşekkürlerini bildirdi.
Saygıdeğer öğretmenim Erdoğan Sokullu bu ve buna benzer hareketleriyle ilçemizde iz bıraktı.O öğrencisinin en yakın dostuydu, kendisine buradan en derin saygılarımı sunar, uzun ömürler dilerim.İşte öğretmen, öğretmenlik budur.

 

Add comment