VEKİL ÖĞRETMENLİK DÖNEMİM

Vekil öğretmenlik başvurusunda bulundum. Kendisini rahmetle anıyorum, hemşerimiz ata dostumuz, Afyon Vilayeti Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Kuruca Köyü’nden Celalettin Torun, aynı gün Emirdağ Gedikevi Köyü’ne atama emrini verdi ve göreve başladım. İki dönem görev yaptım. Özverili çalıştım. Okul, yeni inşa edildiği için Valilik makamı açılışa geleceklerini bildirdi. Hemen hazırlıklara başladım. Zira o yıllarda öteden beri gelen bir işleyiş vardı. Köyden yetmiş liraya bir adet erkek koyun aldık. Eli ayağı düzgün becerikli kadınlardan birkaç kişiye yemek pişirme işini verdik. Muhtar Hüseyin Topçınar, vazifeşinas, gönlü geniş, gönül kırmayan biriydi. Her işte yanımda olurdu.
Ağabeyim Ali Çil’in lokantasından tabak, kaşık, çatal, bıçak gibi gerekli olan malzemeleri getirdim. Ev ev dolaşarak öğrencilerimin mutlaka banyo yapıp temiz giyinerek gelmelerini sağladım. Okulu ve çevresini temizlettim. Köy korucusu Keçeliler sülalesinden Faslakçı adıyla anılırdı. Ayağına tetik, okula yardımda bulunmayı seven, cana yakın birisiydi. Yakın komşu okul müdürlerine haber saldım, gelenler oldu. Her şey hazırlandı, heyecanla beklemeye başladık. Sonunda Ocak aynın son günleri olsa gerek, köyün Kabaaağaçlar mevkiinde resmi otomobiller göründü. Vali Bey, Batı Menzil Komutanı Paşa, Milli Eğitim Müdürü Ahmet Naci Kahraman, Emirdağ Kaymakamı, Belediye Başkanı Münir Özkara ve Vali Beyin sevdiği birkaç kişi konvoy halinde geldiler. Güzel bir karşılamanın ardından, merdiven başına çıkarak konuşma yaptım. İstiklal Marşımızı söyledik. Yerimi, konuşmasını yapmak üzere muhtarımız Hüseyin Topçınar’a bıraktım. Sonra kurdele kesildi. Okulu ve çevresini gezdiler. Vali bey;

“Yavrum, lojmanı açar mısın?” dedi. Hemen koşarak kapısını açtım. Vali Bey, Paşa ve Milli Eğitim Müdürü birlikte girdiler, içerisini gezdiler, baktılar. Vali Şevket Gülesin, Emekli Paşa olup 1960 İhtilalinden sonra atanmışlardandı. O tarihte epeyce emekli paşayı bu ve buna benzer görevlere atamışlardı. Kendisi ve Alay Komutanı Malatyalı idiler. Her ikisini de bugünden önce tanımıştım. Babacan görünümlü, güleç, alçak gönüllü insanlardı. Vali Bey, yanındakilere; “İşte aslan yatağından belli olur, diye buna denir.” dedi.. Hemen Milli Eğitim Müdürüne; “Müdür bey, bu çocuğa yaz maaşı verilmesini istiyorum. Bunu önemlidir diye not al ve buraya müfettişin Mehmet Güneş teftişe gelmesin, siz de gördünüz.” dedi. Huzurda bana teşekkür etti. Çok beğendiler. “Yavrum, şayet vilayette herhangi bir işin olursa, mutlaka bana gel.” dedi. Muhtara da; “Hocaya iyi bakın, perişan etmeyin. Olur ya köyde bir genç kıza gönül düşürürse, bunun dedi kodusunu yapmayın.” diye espri yapmıştı.
Yemekler ikram edildi. Yediler, çok beğendiler Vali Bey, “Küçük Hoca, çok teşekkür ederim. Artık biz kalkalım mevsim kış.” deyince, köy halkından “Paşaoğlu” namıyla anılan Abdil Mavuk isimli vatandaş: “Vali Bey, gelmek sizin elinizdeyse, gitmeniz bizim elimizde. Buradan bakınca Afyonkarahisar’ı görünmüyor. Karlı sıra dağlar ardında kaldı.” deyince Vali Bey’in hoşuna gitti ve gülüştüler. Abdil Mavuk kıyafeti ile belinde acem kuşağı, ayağında dize çekilmiş kara yün çorabı, başındaki sekiz köşeli kasketi, siyah kadife ceketi ve külot pantolonu ve göbekli duruşuyla, Vali Bey’in huzurunda göz dolduruyordu. Güneş, Karadağ’ın eteğinden dingin dingin batarken el sallayarak misafirlerimizi uğurladık. Muhtarımız, korucumuz ve yanaklarında çiçekler güller açan sevgili öğrencilerim ile okulun bahçesinde arkalarından gidişlerini gözlerden kayboluncaya dek, seyre daldık.
Tek öğretmendim, hepsini ben okutuyor, onları çok çok seviyordum. Onlar da minik serçeler gibi beni çok seviyorlardı. Hepsi memnun olup olmadığımı merak edip ürkek gözlerle bekliyordu. Yüksek sesle “Çocuklar, sağ olun!..” diye seslenince en çok onlar sevindiler. Hep birlikte el çırparak etrafımda toplandılar ve beni daire içine aldılar, sevinci beraber yaşadık. 4. ve 5. sınıfların dışındakileri evlerine gönderdik. Kalanlar ile etrafı topladık. Komşu köyden gelenler ile köy halkını da uğurladık. Emeği geçenlere de teşekkür ederek dağıldık. Köy halkı, daha çok sevinmişti. Zira üç beş yıl aradan sonra köylerinde okul yeniden açılmış eğitime başlamıştı.
İkinci dönem başladıktan sonra İzmit il merkezinden 13 yıl hizmeti olan Ramiz Arıkan isminde bir ağabeyimizi müdür olarak atamışlar. Ailecek geldiler, göreve başladı. Son derece hürmetli davrandım. Ramiz Bey, her nedense öğrencilerle pek anlaşamıyor, sevgi veremiyor, onlara inemiyordu. Aksine hanımına yardım etmeleri için onları kullanmak istiyordu. Öğrenciler bundan hoşnut olmayıp sık sık bana şikâyet ediyorlardı. Hatta çoğu zaman ağlayarak bana geldikleri olurdu. İşte bundan dolayı Ramiz Bey, ile aramızda kırgınlık olmuştu. Ramiz Bey’in dağlarda define aramaktan başka düşüncesi yoktu. İlk geldiği gün ayağındaki ayakkabılarının altının kalınlığı dikkatimi çekmişti.
Okulun yapıldığı yer, eski mezarlık yeriymiş. Geceleri evde korkarlardı. İhtiyaçlarım için Emirdağ’a gitmek için izin istedim. “Sen gidince bizi kim bekleyecek, biz korkarız.” dedi. Ben de köy koruyucuları Musa ve Faslakçı’ya tembihte bulundum. Ben dönene kadar iki gece sabaha kadar evde pişti oyunu oynamışlar, başlarını beklemişler. Köylüye laf lazım ya, bunun epeyce şakasını yaptılar. Ramiz Bey’in eşi Sivaslı Çerkez bir ailenin kızı idi. Ramiz Bey’den daha güvenilir bir bayandı. Askerlik dönemi geldi, çok sevdiğim öğrencilerimden gözyaşları arasında ayrıldım. Ben onlara, onlar bana sarıldık, sarıldık, ağlaştık. İşte bu görüntü Ramiz Bey’in dikkatini çekmiş olacak ki; “Burhanettin Bey, sen bu sevgiyi nasıl ektin, nasıl kazandın?” dedi. Hanımı; “Ah Ramiz ah… Gördün mü? “diye bir şeyler mırıldandı. Bu görüntüleri köy halkı ile birlikte yaşadık. Gedikevi Köyü’nün halkı, kadını erkeği sevecen, hürmetli insanlardı, vedalaştık ayrıldık. Köy halkı, kıt kanaat geçinir, İzmir ve Eskişehir’e inşaat işçisi olarak harman sonu çalışmaya giderlerdi. Sırtını Karadağ’a dayamış, havası, suyu oldukça güzel bir köydü. Hele kızları daha da alımlı ve güzeldi.
Burada öğretmenlik mesleğinin ne kadar kutsal ve sevgi ırmağı olduğunu, yazında ve kışında solmayan, solmak bilmeyen en güzel çiçekler, güller arasında nesiller yetiştirmekten daha güzel bir şeyin olamayacağını gördük. Ben kıvrım kıvrım kıvrılan yollardan kayboluncaya kadar el sallayıp arkamdan bakakaldılar.
Emirdağ’a pazara veya resmi işleri için geldikleri zaman öğrencilerimden veya köy halkından yanıma ziyarete gelenler olurdu.

Add comment


Security code
Refresh