EMİRDAĞ’DA KIYAFET

Emirdağ insanı şimdi olduğu gibi kılık ve kıyafetine öteden beri oldukça önem verir, temiz giyinmeye özen gösterirdi. Benim çocukluğumda yaylada yazıda çalışan erkek kesim üzerinde, genelde kadifeden veya lacivert renkli gabardin ceket, altında haki kumaştan külot pantolon, başına sekiz köşeli kasket veya fötr şapka giyerlerdi. Ayrıca o yıllarda praşova marka kalın kışlık kumaşlar vardı. Lacivert veya kahverengi olurdu. Bundan takım elbise giyerlerdi. Kimileri bunun pantolonunu külot, kimileri geniş paça diktirirlerdi. Esnaf ve zanaatkâr grubun pantolonu, düz paça olurdu. Ayrıca erkekler kışın kadife sako veya kastor kumaşlardan palto giyerlerdi. Genelde ağa menendi insanlardı.
Bayanlarımız Emirdağ’ın mahalli kıyafeti olan üç etek denilen saya giyerdi. Bunun dışında esnaf ve memur eşleri etek döpiyes veya fistan giyer, çalışan kadınlarımız keza fistan ve şalvar ile dolaşırlardı. Bu kıyafetlerin hemen hemen hepsi de kadın için

rahat giysilerdi. Çok pahalı kumaşlardan diktirenler çoğunluktaydı. Zira Emirdağ kadını, erkeği gibi kılık kıyafetine düşkündür. Kıyafetin durumuna göre üzerlerine beyaz car veya kaşe kumaştan yapılan atkı örtünürlerdi.
Çocukluğumda genç gelinler, sayanın altına siyah renkli yuvalı kundura veya dışı gıslavet lastik içine lapçın giyerlerdi. Erkekler iskarpin, yemeni veya gıslavet lastik giyerlerdi. Karasaban veya pulluk arkasında gidip gelen, çift süren kesim, hafif olsun diye yumuşak deriden çarık giyerlerdi. Çocukluğumda bu işi komşumuz Göncü Bekir yapardı. Ayak ölçüsüne göre deriyi keser, bağcık yerlerini deler, iplerini takar, müşterinin ayağına giydirirdi. Çocukluğumda bu adamın çalışmalarını merak eder, izlerdim.
Hiç unutmuyorum Bolvadin avukatlarından Orhan Neslioğlu, bir gün aynen; “Sebze ve meyve halinin önüne dikilip Uzun Çarşı’yı, Atatürk’ün meydandaki büstüne doğru seyrettim. Gezen insanların kıyafetlerine dikkatlice baktım. Umumiyetle takım elbiseli ve pantolonları ütülü, beyaz gömlekli, kravatlı insanların çoğunlukta olduğunu gördüm.” demişti.
Gerçekten öyle idi. Pazar günleri başta demirci, kalaycı, arabacı esnafı takım elbiselerini giyerler, arkadaş grubu oluşur. Kahvehaneler ve lokantalar dolardı. Hafta içi yorgunluğunu atarlardı. Çocukluğumun Emirdağ’ı daha hareketliydi. Zanaatkârlar iş yetiştiremezdi. Terziler aralığı diye sokağımız vardı. Gençleri, sırf güzel giyinelim diye terzi olmaya merak sarardı. Bu çarşılardan nice namlı terzi, kunduracı, berber, arabacı ve demirci ustaları geldiler geçtiler. Ayrıca yine isim yapmış bayan terzilerimizde vardı. Bunlarda yıllarca Emirdağ kadınını giydirmede hizmet verdiler. Ayrıca gani gönüllü kalender bayan ve erkek terzilerimiz vardı. Bunlar imkânı olmayan fakir insanımızın iyi kötü getirmiş olduğu kumaşlarını kendi imkânlarıyla değerlendirir ve onları giydirir sevindirirlerdi. Zira saya kıyafeti birkaç parçadan oluşan oldukça uğraşı gerektiren kıyafetlerdendi.
Öğretmenimiz Erdoğan Sokullu: “Çocuklar, elbiseniz dok denilen kumaştan olsun, ancak temiz olsun, yamalı olsun, yırtık olmasın.” derdi. O yıllarda dikilen kumaşın, gömleğin markası belli, kaliteli, katkı maddesi yoktu. Şimdi ise her şeyler değişti. Bir caddeyi bir baştan bir başa seyretsen, gördüğün kalabalığın fotoğrafı insanın içini karartıyor. Cumhuriyet kadınının kıyafetinden eser kalmamış. Ucuz giysiler, kalitesiz parfüm kokuları hastalık saçıyor, neşeni kaçırıyor. Nerede? Kekikli su ile yunmuş, saçları kemik dişli taraklarla taranmış, örünmüş ince belikli güzeller. Nerede al yanaklı, kudretten boyalı, kızıl dudaklı güzeller.

 

Add comment


Security code
Refresh