EMİRDAĞ’DA SİNEMA

Burhanettin ÇilBizlerin çocukluğunda Mehmet Çıldır’ın işletmiş oldukları Çilli Mahallesi, Çarşı merkezinde bir kışlık, bir de yazlık sinemaları vardı. Tuğluk Köyü’nden Abdil Ağaların (Ertorunlar) birkaç yıl işlettikleri İnkılap İlkokulumuzun yolunda kışlık sinema ile yine Cumhuriyet Meydanı’nda şimdiki Beyaz Saray İşhanı’nın yerinde Hacı Hüseyin Ağa Hanı olarak bilinen Emirdağ’ımızın ilk otobüs garajı olarak kullanılan eski malikleri Cemal Doğan ve Mehmet Doğan’a ait yerde, Cemal amcanın idaresinde yazlık sinemalar vardı. Sinemalar, bizim çocukluğumuzun en vazgeçilmez eğlence aracı idi. O yıllarda televizyon yoktu. Gramafon ve radyo ise belirli evlerde bulunurdu. Sinema tek seçenek olduğundan dolayı çok büyük seyirci kitlesi vardı. İnsanlar grup grup güzelce giyinerek sinemaya giderlerdi. Hatta evindeki yumurtayı satıp sinema biletine yatıranlar olurdu. Sinema muazzam bir sektördü. Çarşıda, pazarda ve mahalle aralarında boy boy film afişleri asılır veya çalışanlarca gezdirilir, ellerindeki boru şeklindeki alete bağırarak oynatılacak veya daha sonra gelecek filmin reklamını yaparlardı. Bunlar genelde yakışıklı artist ve çok güzel alımlı aktiristlerin rol aldıkları yerli film afişleri olurdu.


Duvarları briketten yapılmış kocaman bir salon ve birbirine yapışık ve yan yana dizilmiş ahşap sandalyeler ve karşı duvara gerilmiş, beyaz bir örtü. Salonun sağ veya sol köşesine ve görülecek bir yere “Belediye emri, kabuklu yemiş yasaktır.” yazısını da astınız mı olurdu size bir sinema. Film başla-dığında çekirdekçiler, simitçiler arada kol gezmeye devam ederlerdi. Filmin esasına girilse dahi, dışarıdaki çığırtkanlar “Reklamlar başladı!..” diye avazları çıktığı kadar bağırmaya devam ederlerdi. Film izlemekte başlı başına bir âlemdi. Başoyuncu (Jön) yakışıklı, güçlü ve akıllı idi. Baş aktirst ise en güzel, en alımlı, en ahlâklı idi. Çoğu kez zengin kız, fakir oğlana âşık olurdu. Sevgilisine ulaşmak için bütün engelleri yumruğu ile ya da silahı ile aşardı. Evvel Allah, yumruğunu bir salladı mı 8-10 kişi birden yere serilirdi. Kızın başı, dara düştü mü salonda bir ıslık tufanı, oğlan kızı kurtardığında ise bu sefer alkış tufanı kopardı. Elektrikler kesildiğinde ise toplu ıslık dinlerdik. Filmin bitiminde salon çekirdek kabuğu tarla-sına dönerdi.
Sinema toplumsal bir görevde üstlenmişti, o yıllarda. Gerçekten genç kızlar, genç oğlanlar sinemaya giriş ve çıkışlarda birbirlerini yakından görme olanağı yakalarlardı. Özellikle küçük ilçelerde ve kasabalarda sinema müdavimleri birbirlerini giriş ve çıkışlarda mutlaka görürlerdi. Herkes baş ar-tistlerin ve aktiristlerin isimlerini ezbere bilirlerdi. Ertesi gün gören görmeyene en küçük detayına kadar anlatırdı. Bu suret-le sinema ile birebir özdeşleşiyorduk. O dönemde izlediği filmlerin etkisinde kalarak gönlünün erkeğine kaçan pek çok genç kız olmuştur.

Add comment