ÇATALLI KÖY FİLMİ ÇEKİLDİ

Burhanettin ÇilYazarımız Ali Yürük’ün eseri Çatallı Köy filminin çekimleri ilçemizin değişik yerlerinde yapıldı. Başrol oyuncuları Tugay Toksöz ve Zeynep Aksu idiler. Ben o tarihte Emirdağ Ağır Ceza Mahkemesinde yazman olarak çalışıyordum. Ali Yürük’ün ağabeyi Nurettin Yürük, Asliye Ceza Mahkemesi Yazmanı, Ceza Mahkemeleri Başkatibi ise Yusuf Boz’du. Refik Polat, Sulh Ceza Mahkeme Kâtibi, Hasan Çetin, Abdullah Kürkçü ve Yüksel Düzkaya lacivert urbalı Mübaşir idiler. Sinema oyuncularının çekimleri bittiğinde, Ali Yürük bunları mutlaka bizim yanımıza getirir, onlarla sohbet ederdik.
Henüz eserini sahneye aktarmadan Emirdağ’da, Başkonak ve Çatallı köylerinde öğretmenlik yaptığı sırada babam ile de ilişkiye geçmişti. Bu ve buna benzer olayları dinlemiş türküler almıştı. Kadir Savun, Hakkı Haktan, Sami Hazinses, Aliye Rona ve başkaca oyuncular ile rejisör Ülkü Erakalın gelmişlerdi. Öncelikle bizim Çilli Mahallesi, Dere boyundaki avlulu, gösterişli rençber evimize talip oldular. Ben Ali’yi kıramazdım. Ancak iki gün sonra babam yayladan gelince durumu anlattığımda; “Hayır. Olmaz! Filmin çekimleri sırasında avlumuzun duvarlarına çocuklar zarar verirler. Ali’ye durumu söyle.” dedi ve bizim evde filmden bir bölüm çekmelerini kabul etmemiştik. Elbet babam haklıydı. Zira Emirdağ’a ilk olarak böyle bir oyuncu kadrosu sinema

yapmaya gelmiş, büyük küçük herkes meraklı gözlerle kalabalık oluşturuyordu. Kızı (Zeynep Aksu) kaçıran Tugay Toksöz (Ali) elbet yakalanarak mahkemeye getirileceklerdi. Adli yargılama sorgulamaya göre önce sorgu hâkimliğine çıkarılması ve oradan duruma göre cezaevine gönderilmesi veya serbest bırakılması gerekirken Yazar Ali Yürük’ün vesilesiyle burada filmin sahnelerin-de boyunu göstermek isteyenler vardı. Esasen Ali Yürük de onlara bir jest yapmak istiyordu. Ağır Ceza Mahkemesi baş-kanımız merhum Fuat Köseoğlu, Rejisör Ülkü Erakalın’a; “Mahkeme salonunu size bir şartla veririm. Eğer memurumuz Burhanettin Çil filmde yazman olarak görünecek ise.” dedi. Rejisör Ülkü beyle bu şartla anlaşmışlardı. Çünkü projeksiyon makinaları ayaklı ve ağırdı. Salondaki mahkeme heyetinin ve benim oturduğum kürsüler o tarihte Eskişehir Açık Cezaevindeki mahkûmlarca yapılmış ve yeni kurulmuştu. Çizilip zarar görmesini istemiyorduk. Ülkü Erakalın bana; “Lacivert takım elbise, beyaz gömlek giyinip gelirseniz memnun olurum.” dedi. Çekim sabahı erkenden Adliye’nin önünde mahşeri kalabalık oluşmuş, içeri girmek zorlaşmıştı. Zorlukla içeri masamın başına varabildim. Henüz soluklanmadan Aliye Rona, “Beyefendi sizinle bir şey görüşeceğim.” dedi ve söze başladı. “Benim yanımda getirdiğim kızım sizin rolünüzü üstlenmek istiyor. Gece otelde (Doğan Oteli) uyuyamadı. Rica etsem, vazgeçer misiniz ve bunu mahkeme başkanına bu şekil rızanız dâhilinde olduğunu izah eder misiniz? Zira başkan bey sizi çok seviyor.” deyince hemen kabul ettim. Esasında memnun olmuştum ve küçük kız benim kürsüye yazman olarak oturmuştu.
Yusuf Boz, “Ben mahkemenin asıl başkatibiyim.”, Öğretmen Remzi; “Ben de yazarın eniştesiyim.” diyerek salonda bayağı münakaşa başlatmışlardı. Halis Erenoğlu, ta başından beri çekimlerin içindeydi, minibüsü ile onları taşıyor, götürüp getiriyordu. Filmin bazı bölümlerini asker kıyafeti ile Tugay Toksöz ‘ün yerine elinde sazı Emirdağ türkülerini söylüyordu ve hepsinden çokta ona yakışıyordu. Ali İhsan Erenoğlu, Ördek Cemil, Kalender Halis’in ve Nurettin Yürük ‘ün samimi arkadaşları oldukları için onlara da geçmiş gün şimdi pek hatırlamıyorum ya savcı makamı olarak veya avukatlık görevleri dağıtılmıştı. Başta Ülkü Erakalın ve oyuncu kadrosu şaşa kalmışlardı. Yukarıda dediğim gibi tek hâkimlik olan Sorgu Hâkimliğince kız ile oğlanın sorgulaması yapılmış olsaydı, böyle bir kriz yaşanmayacaktı.
Çatallı Köy, sahneye kondu aradan birkaç yıl geçmesine rağmen bizler Emirdağ Adliyesinde bu olup biteni, yaşanan krizi, Nurettin Yürük’ün askerliğini Hatay ilinde 36 ay Jandarma çavuş olarak yaptığını biliyorduk. Kızı kaçıran Ali’yi yakalama görevi de Nurettin Yürük’e verilmişti. Filmin bu sahnesinin çekileceği gün Jandarma Karakolu’ndan sahici iki er ve başlarında Nurettin olmak üzere geldiler. Nurettin, Jandarma çavuş olarak giyindi, kuşandı ve Ali’nin takibine çıktılar ve Başkonak Köyü yolunda Ali’yle kızı gördüler. Nurettin, her nasılsa Ali’yi bir müddet sessizce kovaladı, ancak; “ Dur, kaçma, kanun namına teslim ol! Yoksa seni vururum!..” diyemedi, heyecanlanmıştı. Eskiden Emirdağ’ımızda bu ve buna benzer olaylar çok olurdu. Yüzlercesinin sorgulamasını yaptık, duruşmalarına çıktım. Zira bizim işimiz bu idi.
Savcılık makamı hemen Jandarmaca alınmış beyanlar üzerine, “küçük mağdureyi zorla kaçırıp alıkoymak ve manevi cebirle ırza geçmek” şeklinde iddianame tanzim eder, mahkemeye gönderirdi. “Küçük mağdure rızası ile teslim olmuştur.” Meselenin tez elden halline gidilir ve evlendirilirlerdi. Salonda Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ortada, sağında birinci üyesi, solunda ikinci üyesi, kürsünün sol köşesinde iddia makamı (Savcı) olarak kürsüde herkes yerini almıştı. Birisi kızı kaçıranın avukatı, diğeri de kızın babasının avukatı görevini üstlenmişler, her şey hazırdı. Ali rolünü oynayan Tugay Toksöz‘ün savunması alındı. Ali; “Efendim ben evlenmek, yuva kurmak için sevdiğimi kaçırdım. En ufak kötü niyetim olamaz, evleneceğiz; ancak babasını başlık meselesinden dolayı razı edemediğimizden bu yolu seçtik.” diyerek savunmasını rahatça yaptı. Sıra kızın rolünü oynayan aktrist Zeynep Aksu’ya geldi. Rol paylaşımı önceden verilmesine rağmen o alımlı, güzel, usul boylu, kara kaş, kara gözlü Yeşilçam’ın adı anılan oyuncusu rejisörü pek kızdırmıştı. İfadesini, jest ve mimik hareketler yaparak; “Hakim Beyim, ben Ali’yi, Ali’mi istiyorum.” diyerek ağlamaklı bir ses tonu ile Ali’ye doğru hafiften mahzun mahzun yürümesi ve salondakilerin, özellikle babasının acıma hislerini harekete geçirmesi gerekirken, o Yeşilçam’ın kızı bu rolü birkaç kez tarif edilmesine rağmen yapamadı beceremedi, iyi kötü tamamlamış oldu. Ancak rejisör kendisine bayağı yüklenmiş, azarlamıştı. Sonunda babası razı olmuş, Ali serbest kalmıştı. Esasen kız kaçırmanın cezası, dokuz aydır.
Oyunculardan Hakkı Haktan, masum yüzlü bir insandı. Herhalde eski göçmenlerdendi. Babamla Salı günü pazaryerine atılan sergilerden yemiş alırken Kadir Savun’a rastladık. İnciri pek seviyormuş o da incir seçmişti. Kendisine; “Kadir Abi, bu kadar inciri ne yapacaksın?” diye takılınca, “Bizim haytalar gece otelde bunu yerler.” demişti. Gerçekten sahnede görüldüğü gibi babacan, kabadayı bir adamdı. Aliye Rona ve ikisi; “Eğer bizim işe merakın varsa, sana yardımcı oluruz, tipin çok müsait, buna benzer konular seninle kolayca işlenir, perdeye aktarılır.” demişlerdi. Kadir Savun ve Aliye Rona’nın görkemli duruş ve yüz hatları babamın epeyce dikkatini çekmiş olacak ki; “Amma babacan bu adam ve bu ka-dın. Nereliler ki?” demişti. Emirdağ’ımıza böyle bir oyuncu kadrosu 1943 yılından sonra ilk olarak geliyordu. Onun için halk filmin konusundan önce oyuncuları görmek istiyordu. Durumu iyi olanlar sık sık davet edip yemek veriyordu. Yemeklerini Aşçı Kâzım’ın orada yiyorlardı.
Bir müddet sonra eser, beyaz perdeye aktarıldı ve filmin galası için rejisör Ülkü Erakal’ın Çıldırlar’ın yazlık Çiçek Sinemasına gelmişti. Yazlık sinema büyük olmasına rağmen çoğu seyirci ayakta idi. Film başladı, rejisör benim arkamdaki makinist dairesindeydi. Kızın babasının, oğlanın babasıyla el sıkışarak, mal satar gibi pazarlık yaparmış şeklinde gösterilince, çoğu genç, rejisörün üzerine yürümüştü. Hepimiz biliriz bunların âdetidir. İlla yazılan konuyu yazıldığı gibi işlemez, oynamazlar. Sözde seyirciye heyecan verecekler. Evet başlık parası vardı amma öyle olmuyordu.
Ben yine de Türk sinemasından çok şeyler öğrendik, diyorum. Güzel konuşmayı, adab-ı muaşeret kaidelerinin çoğunu, karşılıklı tartışma şekillerini ve boyutlarını, arkadaşlık ilişkilerini, hapishane hayatını, bar - pavyon gece hayatının kötülüklerini ve sonunda düşülen bataklığı en ince detaylarına kadar sinemaya aktarıp oynadılar. Bunlardan hisse kapanımız, kapamayanımız elbet olmuştur. Sevdiklerimize daha yeni yetişirken nasıl davranacağımızı bunlarda görüp öğrendik. Eğer bizler şimdi bir şeyler yazıp çiziyorsak onların bunda payı büyüktür. Eğer onlar sinema hayatımıza girmeseydi, yazdıklarımızın çoğu sandıklarda, tozlu dolaplarda çürümeye mahkum olacaktı. Sonuç olarak onlar bize öncülük ettiler seyircisine çok şeyler verdi diyorum.
İki aklı eren gidip, arayı bulup, kızın babasının rızasını alıyordu. Büyükler anlatırdı Halk Evleri faaliyet gösterirken tiyatro oyuncuları gelmiş, iki gün kalmışlar. Halk, büyük bir edep içinde çıt dahi çıkmadan, ıslık çalmadan onları izlemiş. Oyuncularda çok memnun olmuşlar. Dayım Nazmi Barlas anlatırdı halkın o tarihteki görgüsünü saygısını. “Bu ıslık çalmalar ve bağrışmalar sonradan çıktı.” derdi. Ben de buna benzerini gördüm. Çocukluğumda ağabeyim Hamdi Barlas, Şoförler Cemiyeti Başkanı idi. Şoför Çil Sabri, kaza yapmış, onun yararına Çiçek Sineması’na sanatçı getirmişlerdi. Bugünkü çığrışmalar, ıslık çalmaların hiçbirisi yoktu, olmamıştı. Halk efendice ses sanatçılarını dinlemiş, yararlı yapılmış, ayrıca güzel bir gece yaşanmıştı.

Add comment


Security code
Refresh