EMİRDAĞ’DA İZ BIRAKANLAR

Burhanettin ÇilEmirdağımızdan adları hâlâ unutulmayan kara yağız delikanlılar gelip geçmiştir. Dokuzuncu dönem mebusumuz Süleyman Kerman’ın dört erkek evladı, gençliklerinin baharında verem hastalığından ölmüşlerdir.Verem hastalığı, o tarihlerde en yaygın ve çok evlere ateş düşüren bir hastalıktı.Ayrıca sıtma hastalığıda halkı perişan ediyordu.Bilhassa ova köylerimizden Hamzahacılı, Pörnek, Veysel ve Çiftlik köylerinde akar suyun geçtiği, sivrisineğin yaşadığı yerlerde olurdu.Bu yıllarda ilçemizde görev yapan Doktorlar Tahir bey, Mender bey ve Cevat Günay’ın hizmetleri unutulamaz. At arabaları ile köy köy dolaşarak vatandaşa hizmet vermişlerdir.Hepsini rahmetle anıyorum.Bunlardan Ceylan Kerman’ı tanıyamadım, Mahir Kerman’ı iyice tanıyordum. Ceylan, rahmetli ile aynı yaşta amcam Halil’in Tayyer adında oğlu vardı.Ceylan ve Tayyer 1924 doğumlu idiler.Tayyer Çil ile samimilermiş.İkisi de dillere destan çok yakışıklı, yeni yetip gelirken verem denen hastalığa yakalanırlar.Süleyman beyin imkanları bizden daha farklı idi.Tedavide kusur koymamış. Ceylan, Memiller sülalesinden İzzet Akın’ın kızı Havva hanım ile evliydi.Bu ablamızda usul boylu, gözleri sürmeli ve iri, kirpikleri yuvasından çıkmış ok, yanakları tabak gibi, kaşları siyahtı.Bir yıldan biraz fazla evlilikleri ya oldu ya olmadı.Ceylan, Hakk’ın rahmetine kavuştu.Amcam oğlu yakışıklı, o güzel delikanlı da aynı yıl vefat etti.Her ikisinin ölümü 1947 yılı olduğu gibi mezarları da mezarlıkta

yan yanadır.Mahir Kerman’a aklım iyice erer.O da çok zarif, çok kibar, İzmir’de gazetecilik bölümünü bitirmiş, kültürlü münevver, örnek biriydi.Ancak, o da çok yaşamadı, genç yaşta kara toprağa gark oldu.Ceylan’ın eşi Havva gelin, çok uzun yıllar hatta ölünceye kadar Ceylan’ı unuttuğunu sanmıyorum.Onun ailesine yakınlarına saygıyı elden bırakmadı.Kayını Mahir’in ölümünde eski kayınvalidesi Ubeyde hatunun dizinin dibinde oturdu, acısına ortak oldu.Esasen onun acısı da yeniden tazelenmişti.
Eskiden yaylı arabaları bugünün faytonu gibi yolcu taşırdı.Kara kağnı ve dört tekerlekli arabalarda bugünkü kamyonların yaptığı nakliye işini görüyordu.Şöyle ki, Emirdağ Toprak Mahsulleri’nin silolarındaki yığılan mahsüllerin oraya buraya, tren istasyonlarına sevkiyatı yapılacaktır.Kağnısı, arabası olan çiftçiler gerekli müracaatını mal müdürlüğüne yapar, araba sayısını bildirir, ona göre ken-disine yük verilirdi.Buradan aldığı bildirge ile Toprak Mahsulleri’nden yükünü alır. Örneğin, Çay tren istasyonuna taşınacaktır.İşte böyle bir merasimin ardından babam, kardeşim Hakkı ve amcam oğlu Tayyer yüklerini alarak Çay istasyonuna hareket ederler.Aynı konvoyda Tayyer’in arasının açık olduğu Gözüler sülalesinden Hacı Sağlam da vardır.İkisi öküz arabalarının arka tekerlerini kendilerine siper alarak birbirlerine tabanca ile ateş ederler.Ne var ki Tayyer’in tabancasından çıkan kurşun Hacı Sağlam’a değil de,Yeni Mahalle’den çok fakir bir ailenin Tayyer adlı, akran çocuğuna isabet eder.Ancak ölmemiştir.Bu gencin yarasını orada sarar, ederler.Yükler istasyona indirilir ve yük bulamadan Emirdağ’a boş olarak dönülür.Babam, amcama bu genci davasından vazgeçirelim, ileride iş çıkmaza girer dediyse de, amcam bir türlü ikna olmaz. Babamı dinlemez karşı tarafa hastane vs. masraflarını vermeyip davasından vazgeçirmeyince iş adalete intikal eder.Tayyer, hem Hacı Sağlam’ı hem yaraladığı şahsı öldürmeye teşebbüsten Afyon Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanır ve ilk celsede tutuklanır.O güzel delikanlı bildiğimiz Sinop Cezaevi’nden sonra adını duyuran Afyon Hapishanesi’ne tıkılır.Adam öldürmeye tam teşebbüsten ceza verilir.Hapishanede Emirdağımızdan Münir Özkara, Hacı Veli Çınar, Demirci Kamil Eryörük, Cevat Abbas Erenoğlu’na eşini kaçırırken cebele (yardımcı) olmuşlardır.Afyonlu yerli mahkumlar ile aralarında bilinmeyen bir sebepten dolayı kavga çıkar ve birbirlerini yaralamışlardır.Mecburen Tayyer de hemşerilerine arka çıkar, kavgaya karışır.Çocuk, aklı sen on yılı aşkın giymişsin ağır mahkum grubundan olarak çekil köşene otur.Hapishane adabı böyledir.Amca oğlu, biraz hafif davranır ve hücreye atılır.Birkaç gün orada kaldıktan sonra çıkarılır, ancak ayağına pranga vurulur.Bir müddet sonra Nazilli Açık Cezaevi’ne oradan da Nazilli basmalarının dokunduğu Basma Fabrikası’na verirler.Cezaevi ile fabrikanın arasında tren istasyonunda görevli bir vatandaşın kızına gönül indirir.Kızın babası birgün bahçe duvarına gizlenmiş durumda Tayyer’i görünce sorar, ‘’Mahkum, sen ne gizlenirsin ne ararsın burada.’’ deyince,Tayyer meseleyi anlatır.Adamında tek bir kızı varmış.Tayyer’in güzelliğinden etkilense gerek hemen kızıyla konuşur ve kızının rızasını alır almaz Tayyer’i huzuru-na çağırır:’’Yavrum memleketine mektup yaz, anan baban gelsin, kızımı benden usulen istesinler.’’ der.Bu yönde çok geçmeden Tayyer’in mektubu ve kızcağızın da fotoğrafı gelir. Gelmişti, lakin amcam;’’ Nazilli kızı ne bilir, koyun sağmayı, yaylaya çıkmayı o memur bir adamın tek çocuğuymuş.’’ der ve konuya önceki gibi kafa yormaz Nazilli’ye gidilmez.Çok geçmez Tayyer amcam gelir.Evimiz, Küçük Gölcük yaylasındadır.Orada anam ve amcamın eşi Ayşe anam vardır.Yolda yaz yağmuruna yakalanmış ve lacivert ceketi eşeğin üzerinden düşer, farketmez.Yağmurda gömlekcek ıslanır. Annemler karşılar.Ayşe anamdan önce anama;’’ Aba ben çok ıslandım ceketimde düşmüş farkına bile varamamışım.’’ der.Anamlar yatırırlar, yeni gelmiştir, canı ne isterse yaparlar.Anama;’’ Aba yüreğimde Nazillili kızın yarası, Afyon Hapishanesi’nin lalası (pranga) vardır. Babam bu işe hiç yanaşmadı önemsemedi.’’ der.Aradan çok geçmez, verem hastalığına yakalandığı anlaşılır.İstanbul’a kadar götürmüşler, doktor çam havasını tavsiye edince, amcam evi çam ormanı olan köylerde, yaylalarda kalmışlardı.Bunların hiçbiri sonuç vermeyince o da vefat et-ti.Benim aklım erdi ereli, o kuşak ve daha önceki kuşaklar Tayyer ve Ceylan’ın güzelliklerini öve öve anlatırlar, bunlardan sonra Mahir’i meth ederler.
Bir bahar gününde bayanlar Çayderesi’nde kilim keçe yıkarlar Tayyer ve arkadaşı Latifler sülalesinden temel komşumuz Deli lakaplı Celal Koyuncu, Bolvadin yolu üzerindeki köprünün demirlerine yaslanmış etrafı seyrederler.Başlarında sekiz köşeli lacivert kumaştan kasket, ceket, içinde beyaz gömlek, altında haki külot pantolon ve kahverengi iskarpin ayakkabı vardır.Öteden de at üzerinde ilçenin Jandarma Karakol Komutanı onlara doğru gelmektedir.Oradaki gelinler kızlar, Tayyer ve Celal yerlerinden kımıldamayınca; ‘’ Eyvah şimdi yüzbaşı bunları alır götürür veya döver.’’ diye endişelenirler.Yüzbaşı yanlarına varır. Atını durdurur Tayyer’e hitaben; ‘’Tayyer şöyle yürü de sizi seni bir seyredeyim.’’ der.Tayyer de;’’ Komutanım biz bayan mıyız?’’ deyince Yüzbaşı, ‘’ Lütfen çocuklar yürüyün’’ der ve Deli Celal ile birlikte yukarı doğru yürürler .Yüzbaşı da atı ile çarşı istikametine doğru geri döner.Aradan yirmi yıl geçmişti ben de bir iki arkadaşımla birlikte aynı yerde, aynı mevsimde gezinti yapıyorduk. Her yerden güzel de yiğitte, çirkin de yetişir.Emirdağımızdan bunlara benzer nice yiğitler güzeller geldi geçti, hepsine Allah’tan rahmet diliyorum.

Add comment