Halis ErenoğluMemleketimin tok gözlü, güzel insanları Abdallar!

Onlar beni, ben onları çok severdim. Emirdağından ayrılırken hep onları düşünürdüm. Çoğu Emirdağından ayrılmış, Antalya’da muhannete muhtaç olmadan çalışıp yaşıyolarmış. İyi olduklarının haberini alıyorum, çok memnuniyet ve mutluluk duyuyorum. Hepsine Allah sağlık dolu güzel birer ömür nasip etsin.

Memillerin İhsan evleniyor. Düğünü yapılıyor. Memillerle hısım oluyoruz. Yattıkları yer nur olsun, Rahmetli Ayten Ablam İhsan’ın Abisi Rahmetli Şükrü AKIN’la evli. Hayırlı olsuna vardım. Evlerinin önünde Abdallar çalgı çalıyor. Rahmetli Irıza klarnet, Musa Rahmetli keman çalıyor. Hatırlarını sormadan geçemedim. “Halis kafamız boş, sabahtan beri bir yudum bişey içmedik” dediler. Çocuğun birisine para verdim, 70’lik rakı getirttim. Ayten Abama “Bizim gız! Bir sürahi su, iki çay bardağı, bir dilikli sarma yolla.” dedim. Sağolsun gönderdi. Rakıyı kardeş payı, bir Irıza bir Musa koyup koyup içiyolar. Bana “Sen niye içmiyosun?” dediler. Baktım, “Bi rakı daha getirteyim de ben de eşlik edeyim” deyip bi rakı daha getirttim. Üçümüz içiyoz. O akşamda gençler karşılanacak, kına yakılacakmış. Biz çekmeye devam ederken gençler tek tek gelmeye başladılar. Bu arada gençler geliyo diye içmeyi sıklaştırdık. Irızaynan Musa acele içtiğimize olsun çarpıldılar. Gençler çoğalmaya başladılar. Irıza’nın Musa’nın koltuklarından tutuyom, “Aman bi çalın…” diyom. Musa “Gıy Gıy” diyor üstüme düşüyor, Irıza “Düt Düt” deyip üstüme yığılıyor. Gençler kırılıyo gülmekten. Yazık çok sarhoş oldular. Bende onları gençlerin yemek yediği odaya çıkardım, kapının yanına

sızdılar. Gençlerin neşesine diyecek yok. Ben Ayten Abamın Kayınpederi İzzet Emmi bişey der diye korkuyom, “bizimkiler kına öğülene kadar ayıkırlar inşallah” diye dua ediyom, ama nerde? Gençler yemeği yedi, kına yakılacak, zar zor uyandırdım, çalgının yanına indirdim, aralarına oturdum, “Aman bir çalın…” imkan mı var? Irıza gene “Düt Düt” deyip bi tarafıma yığılıyo, Musa “Gıy Gıy” deyip bi tarafıma yığılıyo, gençler gülmekten kriz geçirecek. Korktuğum başıma geldi. İzzet emmi “İbik geldi, Abdalımı sarhoş etti.” diye söylenmeye başladı. Onlar sıza dursun, işi çözmem, İzzet Emmiyi susturmam lazım. Hemen Rahmetli Ali Başkaya’yla kardeşi Haydar’ı getirdim. Kınayı yaktık, gençleri oynattık, epey para basıldı. Haydar basılan paraları topladı. Gençlere Cezayir'i vurdular, gençler oynayıp dağıldılar. Hayatları boyunca gençler böyle neşelenip gülmemişlerdir. Ali’yle Kardeşi Haydar, basılan paraları saydılar, yarısını Irızanın iç cebine yarısını da Musanın iç cebine soktular. Ben “Ali ne yapıyonuz?” dedim, “Ağbim biz senin hatırın için geldik, bu onların hakkı edem” dediler. Bir yaşıma daha girdim. Ali ve gardaşı

haydar müsaade istediler, “Sen Musa ağbiyi Irızayı götürürsün” dediler, bende “ona ne şüphe, müsaade sizin” dedim. Ekmek tekneleri kemanı, klarneti kabına koyup, arabaya yerleştirdim. Bir Musa’yı, bir Irıza’yı omuzlayıp taksiye attım. Irıza’nın eve geldik, hanımı çıktı. Önce klarneti sonra “bacı iç cebinde para var” diyerek Irıza’yı eve teslim ettim. “Sağol Halis Ağam” dedi. Musa da benim evin karşısında oturuyodu, kapının önünde durdum. Oğulları ve hanımı çıktı. “Komşu iç cebinde para var” deyip kemanını da teslim ettim. Dualarını aldım. Düğün olur, hep davet edilir, türkü söyler neşe saçardım, tabi Abdalların eşliğinde. Rahmetli Irıza beni hangi düğünde görse, klarneti kulağıma dayar, “Edem gurban oluyum şu Al Fadimemi, Zalım Poyrazı bi söyle.” der bana eşlik ederdi. Gönülleri kırılmasın diye kaç düğüne gittiğimi hatırlamıyorum.