Selçukluların Uç Siyasetinde Emirdağ Yöresi -3

Ahmet Urfalı  Selçuklular, batıya doğru ilerleyişlerindeki Bizans sınırlarını ‘’uç’’olarak tabir eder ve doğudan gelen göçleri özellikle  bu bölgelere yerleştirirdi.
 Selçuklu sultanları, ilk fetih yıllarından itibaren, Moğol istilasının sebep olduğu göçlerde dâhil, Anadolu'ya gelen Türkmenleri, genel iskân politikası çerçevesinde, daha ziyade uçlara, devletin sınır bölgelerine yerleştirmeyi ön görmüşlerdir. Türkmenlerin uçlara yerleşmesi doğrultusunda gelişmiş olmasının verdiği kolaylıklar yerleşmelerin daha çok uçlarda yoğunlaşmasına sebep olmuştu. Bunun yanında Ege bölgesinde teşekkül etmiş olan uç sahasının Türkmenler için arz ettiği hayat şartlarının, Marmara ve Karadeniz bölgesi ile mukayese edilince, daha elverişli olması, batı ucundaki yığılmayı daha da arttırmıştı.
Moğol işgali sırasında iskân sahası olarak uçlar daha çok önem kazandı. Moğollardan kaçan farklı sosyal sınıflara mensup kitleler, kedileri için sığınacak yer olarak uçları görmüş ve eskisine oranla

çok daha kalabalık Türkmen zümreleri uçlarda toplanmaya başlanmıştı, öte yandan Moğolların hâkimiyetini uçlara ulaştıramamaları, Uç Türkmenlerinin bağımsızlıklarını elde etmelerine sebep olmuştu.
 Emirdağ yöresi de Amuriye’nin fethinden sonra bir uç bölgesi kabul edilerek Bayat, Emir dağ eteklerine Türkmen boyları yerleştirilmiştir. 1240 yıllarında gerçekleştirilen bu iskanda bugünkü  Yörük köylerimiz ve Bayat boyu başta gelmektedir.
     Fethedilen yerlerde hâkimiyetin sağlanması, ya o topraklarda askeri garnizonların kurulması ve tesirli bir denetimin sürdürülmesi veya fatihlerin kendileri ile aynı etnik kökene mensup unsurları o topraklara yerleştirmeleriyle mümkün olabilmektedir. Askeri denetim ne kadar güçlü olursa olsun birinci yol, genellikle geçici olup, kalıcı etkiler meydana getirmemekte ve bu usulle ülkeler gerçek anlamda fethedilmemektedir. Onun için fatihlerin, ister istemez, gerek fetihler sırasında gerek fetihlerden sonra belli bir iskân siyaseti takip etmeleri gerekmektedir.
    11.-13. Yüzyıllar Anadolu'suna baktığımızda Selçuklu Devletinin fethettikleri bu yeni topraklara hâkim olmak, Türkleştirmek ve vatan haline getirmek için sistematik bir tarzda tehcir ve iskân faaliyetlerini sürdürdüklerini görüyoruz.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi 11. yüzyıl öncesi Bizans-İslam mücadeleleri Anadolu'nun tahrip olmasına sebep olmuş buna bağlı olarak ülke nüfusu oldukça azalmıştı. XI. Yüzyıl ve sonrasında vuku bulan Bizans-Türk mücadeleleri ve Haçlı seferleri sırasında vuku bulan ölüm ve göçler dolayısıyla Anadolu'nun yerli nüfusu daha da azaldı. Nüfusun böylece eksilmesi ve fethedilen toprakların miri sistem içinde değerlendirilmesi Anadolu'da geniş iskân sahalarının açılmasına imkân verdi. Bu toprakların bir Türk yurdu haline getirilmesi kesin kararı ile hareket eden Selçuklu sultanları, ortaya çıkan müsait durumdan faydalanarak derhal harekete geçtiler ve açılan topraklara Türkmen topluluklarını yerleştirmeye başladılar. Yalnız Selçuklular bu iskân faaliyetlerinin başıboş ve plansız yapılmasının devletin geleceği bakımından bazı mahzurlar çıkarabileceğini düşünmüş, bu sebeple, tehcir ve iskân politikalarını, bunun, milli menfaatler doğrultusunda, sistemli bir şekilde yapılması gereğini her zaman hissetmişlerdir.

Add comment


Security code
Refresh