“Gezginci destancılık” olarak adlandırılan geleneksel meslek, matbaanın yaygın bir biçimde kullanılmasıyla işlerlik kazanmıştır. Sözlü kültür ürünlerinin yazıya aktarılmasının süratle mümkün kılındığı bir aşamada gezginci destancılık, halktan büyük bir ilgi ve beğeni görmüştür. Âşıklar, çeşitli konularda yazdıkları manzum destanlarını bastırıp çoğaltarak, bunları şehir merkezlerinde ve köylerde özellikle pazar yerlerinde ağıt ezgisiyle söyleyerek ücret karşılığında dağıtmışlardır.
      Gezginci destancılık, Tanzimat döneminde taş baskısı tekniğinin kullanımı ile başlamış ve 1980’li yıllara kadar varlığını sürdürmüştür.
Gezginci destan âşıkları, eserlerini teyplere kaydederek pazar yerlerinde seslerini duyurmuşlardır. Destancılar, zaman içerisinde
teknolojik gelişmelere de ayak uydurmuşlardır.  Sözlü söyleyişten, yazılı metne ve kasetçalara geçiş sağlanmıştır. Bu destanlar, haberleşme ve iletişim araçlarının yeterli olmadığı dönemlerde  yerelde olup biten olaylar hakkında haber öğrenme özelliği de taşımaktadır. Bu yüzden, destan metinlerinde estetik özellikler aramak doğru değildir. Destancı âşıklar aynı zamanda çok eski bir Türk geleneği olan ‘’ağıt yakma geleneği’’ni de devam ettirmişlerdir. Ağıt yakma geleneği Türklerde çok eskilere dayanan bir özelliktir. Atalarımızın millet olarak tarih sahnesine çıkmaları ile başlayan bu gelenek, günümüze kadar

devam edip gelmektedir. Dini inançlarımızın ölüm karşısında aşırı derecede bağırıp çağırmayı yasak etmesine karşılık Emirdağ’da ağıt yakma geleneğini sürdürmektedirler. Hatta ölü evinde ağıt söylemeyen kadınlar birbirini ayıplar. Emirdağ halkı arasında ağıt yakma yaygın olarak kadınlar arasında olmakla beraber erkeklerinde ağıt yaktıkları görülmektedir. Ağıtların temeli: yas-matem törenleri içinde değerlendirilmelidir .Bu törenler de eski Türk inancı ‘’atalar kültü’’ne  dayanmaktadır. Yuğ töreni bunun en önemli ritüelidir. Eskiden yapılan yuğ törenleri ile günümüzdeki cenaze merasimleri, eskiden söylenen sagularla günümüzde yakılan ağıtlar arasında benzerlik kırıntılarını bulmak her zaman mümkündür. Türkistan Türkçe’sindeki yığlamak,  ağlamak ve yığlagur, ağlayıcı demektir. Yuğ ve yoğ kelimeleri de bunlarla ilgilidir. Bir ölüm karşısında çaresizlik içerisinde ağıtlar yakmak, karalar bağlamak, yas tutmak, haykıra haykıra ağlamak en eski Türk geleneğidir.
    Gezginci destancıların söyledikleri destanları büyük destan metinleriyle karıştırmamalıdır.
     Yukarıda özetlemeye çalıştığımız bu mesleğin son temsilcilerinden birisi de hemşehrimiz Yaşar Özbel’dir. Yaşar Özbel, Emirdağ-Kurudere doğumlu olup 01.01.1955- 16.04.2016 yılları arasında yaşamıştır. Uzun yıllar çobanlık yapmış, Emirdağ’ın kır hayatının güzelliklerini diline pelesenk yapmıştır. Emirdağ pazarına gelen gezginci destancılardan satın aldığı metinleri okuyup ezberleyerek ilk etkiletişimi sağlayan Özbel, çevrede yaşayan halk âşıklarından ve türkü yakıcılardan da esinlendi. Emirdağ halkının  manzum söz söylemeye alışkanlığından ve ağıt yakma geleneğinden de yararlanarak destanlarını söylemeye başladı. Kendini sadece destanlarla sınırlandırmayan Özbel, halk edebiyatı nazım şekillerinden olan koşmalar da yazdı. Ama Özbel, asıl ününü söylediği destanlarla sağladı. Destanlarından bazı örnekler ; Çatallı’da Odun Dağında Vurulan Sülü’nün Destanı, Emirdağ Kolanşam Köyünde  Vurulan Talihsiz Adnan’nın Destanı, Afyon Köroğlubeli’nde  Trafik Kazasında Hayatını Kaybeden H.Mevlüt Çubukçu’nun  Destanı, Dereköy’ün Eski Mahallesi’nde Oturan Osman Bulduk’un Destanı.. verilebilir. Yaşar Özbel’in bu tarz kırk civarında destanı bulunmaktadır.
     Emirdağ’ın Salı pazarında söz konusu destanları alan okuma bilmeyen kadınlar, okul çocuklarına bunları okutarak topluca ağlaşırlar, ağıt yakmayı bilenler ise eklemeler yapardı.
     Gezginci destancı Yaşar Özbel, böylece çevredeki olaylar hakkında haber vermiş olurdu. Bu konu, ağıt geleneğinin de yaşamasına zemin hazırlardı. Yaşar Özbel’in yaptığı iş, hem edebi hem de sosyal yönden büyük bir öneme haizdir. Bugün kendisinden kalan destan ve şiirler Emirdağ kültürü açısından incelenmeye ve araştırılmaya değer bir özellik taşımaktadır. Belli bir dönemin sosyal ve psikolojik algısı bu eserlerden tespit edilebilir.
   Yazıyı, rahmet ve şükranla andığımız Yaşar Özbel’in ‘’ Belçika Brüksel Seno Mahallesinde Enkaz Altında Kalan Ekizceli Yıldırım Ailesinin Destanı’’ndan birkaç dörtlükle bitirmek yerinde olacaktır:
Abdurrahman Yıldırım ailesi dane
Alevler içinde büyük bir hane
Zehir oldu gurbet bize bu sene
Bizde yandık Belçika’nın ilinde

Belçika Brüksel vatan mı bize
Kucakla selam bizlerden size
İzine geliyok bu sene yaza
Bizde yandık Belçika’nın ilinde


Yanık cesetler sarılmış yatar
Bunların acısı bizleri yakar
Alt kat yanınca üst katı çöker
Bizde yandık Belçika’nın ilinde
…….
Etfayenin  suyu yangını süzer
İçerde bağırıyor Aykut’um  gezer
Aşık Yaşar bunun ağdını yazar
Bizde yandık Belçika’nın ilinde

Ahmet Urfalı