‘’ Emirdağ’ı birbirine ulalı
   Altın yüzük parmağına dolalı ‘’ Türküsü, Emirdağ halkının akrabalık ilişkilerini belirtmesi bakımından önem taşımaktadır. Emirdağ’ın ‘’birbirine ulalı olması’’da soy ilişkilerine dayanmaktadır. Hısımlık, evlilik yoluyla birbirine bağlı olanları, akrabalık ise kan bağıyla birbirine bağlı olan kimseleri içine alır. Sülale, uruk anlamında olup soy, hısım-akraba, ev, aile, zürriyet karşılıkları da vardır. Emirdağ’da sülale ilişkilerine çok değer verilir.                        
                        Dağ dayısı, ova emmisi
                        Anamdan dayım, babamdan soyum
                        Bir ot kökü
                        Koca bir çınar ağacının kökleri
                        Otu çek köküne bak
                                                               deyişleri akrabalık bağları ile ilgilidir.

      Esasen eski Türk idari teşkilatlanması; ocak, oba, oymak, boy ve ulus şeklindeydi. Yaylak ve kışlaklarda, bir soyun yaşadığı alana  oba denirdi. Zamanla bu kelimenin yerine mahalle kullanılmıştır. Obaların birleşmesine  oymak  denir ve başlarında kethüda (kahya) bulunurdu. Oymakların birleşmesine boy denilmekte olup başlarında boy beyi veya yörük  başbuğu  olurdu. Boyların birleşmesinden ulus meydana gelirdi.
   Kamus-ı Türki’de ulusun kavim anlamında olduğu yazar. Ulus illere, iller oymaklara, oymaklar uruklara ayrılır.
        Aileden sonraki en büyük sosyal birlik ‘Uruk’ idi. Uruk tabirinin sosyal bünyede neyi ifade ettiği kesin değildir. Büyük bir ihtimal  ‘aileler birliği’ manasında kullanılmaktadır. Aileler veya uruklar bir araya geldiği zaman ‘boy’ meydana geliyordu ve başında, boydaki iç dayanışmayı muhafaza etmek, hak ve adaleti düzenlemek ve gerektiğinde silahla ‘boy’ un menfaatlerini korumak ile vazifeli bey bulunuyordu. Buna göre boy, siyasi mahiyette bir birlik idi. Boylar birliğine ise ‘bodun’ deniliyordu. Başında umumiyetle, arazisinin genişliğine ve halkın çokluğuna göre yabgu, şad, ilteber vb. gibi unvanlar taşıyan idarecileri bulunurdu. ‘Bodun’ müstakil veya bir ‘il’e tabi olabilirdi. Boylar çoğunlukla soy ve dil birliğine sahip oldukları halde, bodunların daha ziyade, boyların sadece sıkı iş birliğinin meydana getirdiği siyasi topluluklar olduğu anlaşılıyor
     Türk cemiyetinin temeli aile idi. Evlenen kız veya erkek, ailesinden kendi hissesine düşenleri alarak ayrı ev kurardı. Aileden sonraki en büyük sosyal birlik       Uruk (sülâle) idi. Uruk veya soylar toplamına ise boy denirdi. Boyların kendilerine ait toprakları, başlarında boy beyleri bulunur, boy beylerini ise aile ve uruk temsilcileri seçerdi.
  Boylar birleşerek siyasî bir birlik haline gelirse, buna "bodun" denirdi. Bodunun başına geçen kimseye "han" adı verilirdi. Birden fazla budun bir merkezden idare edilirse, buna "il" denilmekteydi ki, bugünkü "devlet" teriminin karşılığıdır.
    Türklerin en belirgin özelliklerinden biri, kuvvetli bir teşkilatçılık yeteneğine sahip olmalarıdır. Yaşadıkları hayat da onları hürriyete, istiklâle alıştırdığı için hiçbir zaman devletsiz olmamışlardır.
     Dinimizde de yakın ve akrabalarla ilişki kurmak emredilmiştir.
  ” Muhakkak ki Allah, adaletli olmayı ve ihsanı ve akrabalara vermeyi emreder.’’Nahl suresi, 90. ayet.
   Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
” "Akraba ve yakınlarınızı tanıyın. Çünkü sıla-i rahim (yakınlarla olan ilişkiyi sürdürmek) yakınlar arasında sevgi doğurur…”