Ocak Uyandırmak

Ocak; soy-boy, kök, dirlik-düzenlik gibi mecazi anlamlarda kullanılır. Ocak, aile anlamına da gelir ve bu bakımdan Türk kültüründe kutsal sayılan temellerin başında yer alır.
       Ocağa sövmek, en büyük aşağılama olarak görülür. Alkış ve kargışlarda da ocağın yeri vardır. “Ocağın yansın.”  Hem alkış ve hem de kargış olarak söylenir. “Ocağın yıkılsın,  ocağın sönsün, ocağına incir ağacı dikilsin, ocağına baykuşlar tünesin.” Deyimleri adı-sanı ortadan kalksın, soyu-sopu kalmasın demektir.
    “Allah, ocağını söndürmesin, ocağın şen olsun.” Deyimleri ise adın-sanın anılsın, dirlik-düzenliğin daim olsun anlamında bir alkıştır.
    Osmanlı ordu sisteminde Ocağ-ı Yeniçeriyân,  Ocağ-ı Sipahiyân terimleri yeniçeri ve sipahi askeri birlikleri için kullanılırdı. Bugün kutsal vatanı görevi yerine getirmeye giden gençlerimiz “asker ocağına” gönderilir.
          Zengin bir mitolojik mahiyet taşıyan ocak, Türk kültür sisteminde kutsallık arz eden önemli anlayışlardan biridir. Ocak sistemi, ateş ve atalar kültü ile bağlantılıdır. Ateş ve ocak birlikteliği, ikisinin de aynı anlamda kullanılmasında etkin rol oynamıştır. Şamanların ayinleri ateşsiz yapmamaları, ateş ruhuna hitaben okudukları ilahilerden anlaşıldığına göre aile ocağı kültü ile ateş kültü birbirinden ayırt edilemez. Şaman dualarında “atamızın yaktığı ocak” ifadesinin kullanılması bu manada dikkat çekicidir.
    Halk tabipliğinde herhangi bir hastalığa okumaya ve tükrüklemeye el alan ve babadan oğula geçen kişiler hakkında da ‘’ocak’’ deyimi kullanılır. El almak aynı zamanda bir tarikata intisap etmeye, el vermek bir tarikata almaya denir. Bir töreyi yerine getirmek, bir hastalığı tedavi etmek için izin alanlara: “okumaya el almış, eli var.” sözleri kullanılır. Yol-erkan yenilemek, diriltmek, “ocağı uyandırmak” tabiri ifade edilir.
    Çocuk hastalıkları, ateşli hastalıklar, zehirli hayvan sokması, siğil, ruhi dengesizlik gibi pek çok hastalığın tedavisinde ocaklara başvurulur, ocaktaki el almış izinli kişi şifa ayetleri denilen ayet-i kerimeler, dualar okur, hasta ya karşı nefesini üfler, tükrüğü ile hastalıklı yeri ovar. Böylece hastalığın tedavi olacağına inanılır. Her hastalığa karşı ,bir ocak iyi gelir. Tedaviyi yapan kişiler kadın veya erkek olabilir. Bu ocaklar, genellikle babadan oğula geçer. Ocaklar, bir yatırın yanında bulunur.
    Muska yazımı da bu ocaklarda yapılır. Bir kağıda bazı şifa ayetleri yazılır. Şekiller çizilir, dualar yazılır, üçgen biçiminde bükülen bu  kağıt, yedi kat muşambaya sarılıp üstüne bir bez geçirilip bir kılıfa konur. Muska, hastanın boynuna takılır. Muska, sadece hastalık için değil, nazara karşı da takılır. Bazı kere de bu yazılı kağıt, suya konur, bu sudan üç gün içilir, üçüncü gün dürülüp bükülüp aynı su ile yutulur.
    Bu tür tedavi şekilleri İslamiyet tarafından menedilmekle beraber,  Müslümanların çok rağbet ettikleri usullerdir. Bunlar eski dinlerden kalan inanç ve âdetlerdir.
    Okumak, üflemek, hastalıkları tedavi etmek, muska yazmak için daha önce bu işleri yapan birinden el almak gerekir. El almak o işi yapmak için izin almak demektir. Bu izin ya sözle verilir veya izin veren kişinin, el almak isteyen kişinin ağzına hafifçe tükürmesi ile olurdu. Bu gelenekte tükürük önemli unsurlardan biridir.
       Şaman kültlerinin en önemlilerinden birisi de, ocak kültüdür. Sırasıyla; Gök tengri, güneş, ay, yer – su, ata kültlerinden sonra, ocak kültü yer alır.
Kült; dinsel ve inançlarla ilgili objelerdir. Eski Türk kültüründe ocak ve ateş kutsaldır. Yalnız bunu, eski İran dini olan ateşe tapma ile karıştırmamak gerekir. Çünkü eski İran’da ateş, her şeyi yaratan güç sayılırken; Türk inancında ateş, saygı gerektiren, önem verilen bir öğe olarak yerini almaktaydı.
    ‘’Ülgen, gökten bir kara bir ak iki taş getirdi. Kuru otları ovucunda ezerek, bir taşın üzerine koyup diğeriyle vurdu. Otlar ateş aldı. Ülgen böylece ilk defa ateş yakmasını insanlara öğretip ; ‘’Bu ateş, atamın kudretinden taşa düşmüş ateştir.’’ dedi. Bundan dolayı da özellikle Altay ve Yakut Şaman Türkleri ancak çakmak taşından elde edilen ateşi daha kutsal saymaktadırlar. Altay Türklerinde ateşe karşı söyledikleri dualarda, ateşe,  güneş ve ayda ayrılmasın derler. Altaylarda yaşayan bir inanca, göre, çakmak taşı ile yakılan ateş kutsaldır. Ateşin, kutsanmasının nedeni, güneş ışığını çağrıştırdığı içindir. Ateş, kötü ruhları kovar. Ateşle oynanmaz. Su ile söndürülmez. Ateşe tükürülmez. Ateşe saygısızlık gösterende, uçuk hastalığı oluşur.
   Ateş, ocağın koruyucu ruhudur. Ocak, evin en önemli unsuru olduğu gibi mecazen ev anlamına da gelir. İstiklal Marşımızdaki; “Korkma, sönmez bu şafaklarda tüten en son ocak.”  Dizesinde geçen ocak, kutsal sayılan ev anlamındadır. Bu ocak, aynı zamanda ateş yakılan yer ifadesini de üzerinde taşır. Ateşe saygı gösterilmesi gerekir. Ocak ve ateşi kutlu kabul edilir. Aynı şekilde ocağın üzerine koyulan üçayaklı kazanlar da kültürümüzde önemli bir yere sahiptir.  Ocaktaki yanan ateşin üstüne konulan sacayağı da kutsal sayılır.
    Ocak hâlen Türk kültürünün  saygı duyulan, önemsenen, kutlu kabul edilen değerlerinden biridir.

Add comment