Belçika’da Terör

Buhar gücünden yararlanarak makinalaşmaya geçiş,18. yüzyılda İngiltere’de başlayıp bütün Avrupa’yı sardı. Makinalaşma sonucunda, sanayi devrimi de başlamış oldu. Böylece teknolojideki gelişmeler beraberinde  hammadde ve pazar ihtiyacına olan talebi artırdı. Pazar ve hammadde ise teknolojini yenileyememiş ülkelerde bulunmaktaydı. Pazar ve hammadde arayışları beraberinde sömürgeciliği getirdi.
     Sömürgecilik, işgal edilen ülkelerden Avrupa’ ya altın, gümüş gibi değerli madenlerin yanı sıra ihtiyacı duyulan pek çok hammaddenin de getirilmesini sağladı .
       Baharat ve İpek Yolu ile Akdeniz Limanları ekonomik değerini kaybetti.
Misyonerlik faaliyetleri hız kazanarak, sömürgeler Hristiyanlaştırıldı.
Avrupa zenginleşirken, sömürgelerdeki sefalet, çok büyük boyutlara ulaştı. Avrupa devletleri arasında bloklaşmalar başladı. Dünya, Avrupa’nın açık pazarı haline geldi.
       Avrupa’nın bütün ülkeleri sömürgeler elde edip zenginleşirken Belçika da harekete geçti. Kral II. Leopold; “Topraklarımızı genişletmenin vaktinin geldiğine inanıyorum. Birkaç güzel pozisyonun bizimkinden daha girişken milletler tarafından kapılması tehlikesi karşısında hiç vakit kaybetmemiz gerekiyor. Komşularımızı taklit edin; fırsat çıktığı anda denizlerin ötesine yayılın. Orda ürünlerimiz için kıymetli pazarlar, ticaretiniz için gıda ve büyük Avrupa ailesi içinde daha iyi bir konum bulacaksınız. “ diyerek halkına zenginleşmenin yolunu gösterdi. Belçika, kısa bir zaman içinde Kongo’yu sömürgeleştirdi. Yıllar boyunca Kongo’nun bütün zenginlikleri Belçika’ya getirildi. Belçika aşırı derecede zenginleşirken kara bahtlı, kara derili insanların yurdu Kongo yoksullaştı. Milyonlarca insanın eli kesildi, katledildi.
 Kral II. Leopold’un işgal sırasında sözünü ettiği ; ‘’ Kongo yöresi halkına medeniyet götürmek, bilimsel araştırma ve ticaret yapmak,’’ konu ise  gündeme alınmadı. Bugün Belçika’nın yüksek binalarında, geniş caddelerinde, halkının refahında milyonlarca kara bahtlı, kara derili insanın kanı ve gözyaşı vardır.      Aradan yıllar geçmesine rağmen, Belçika dahil Avrupa’nın hiçbir ülkesi insan hakları ihlâllerinden ötürü kimseyi kovuşturmadı, kınamadı.
    Belçika’yla diplomatik ilişkilerimiz zaman zaman sıkıntılara neden olduysa da ağır-aksak bir durumda günümüze kadar gelmiştir.1960’dan başlayarak Belçika’ya işçilerimizin gitmesiyle bir dostluk havası oluşturulduğu samimi bir duygu biçiminde algılanmıştır. Ancak, Belçika’nın bölücü terör örgütlerine verdiği destek hiçbir zaman eksilmemiştir. Sabancı cinayetinin faili, Belçika tarafından alenen korumaya alınmış, bölücü örgütün  ülkedeki faaliyetlerine zemin hazırlanmıştır. Belçika’nın kalkınmasına alın teri döken Türk işçisinin emeğine saygı duyulmamıştır. Belçika’daki Türk kökenli siyasetçilerin etki alanları daraltılmıştır. Keza, Ermeni tasarının kabulüyle Türk halkına karşı büyük bir saygısızlık yapılmıştır. Avrupa’nın kendinden olmayana karşı gösterdiği tipik tavır, bir kez daha kendini göstermiştir. Belçika, terör örgütlerine destek oldukça kendi huzur ve güvenliğini bozacaktır. Belçika’da aklı başında insanların bulunduğunu görmek istiyoruz. Belçika’nın güvenliği ve huzuru terör örgütlerini desteklemekten değil, teröre karşı mücadele veren ülkelerle işbirliği yapmaktan geçer. Türkiye’nin varlığına kasdeden terör örgütlerini desteklemek Belçika’ya huzur ve güven getirmez.
    Belçika’da yaşayan Türk’ün artık şapkasını önüne koyup düşünme vakti gelmiştir. Küçük politik hesaplar bir tarafa bırakılarak birlik olma zamanı gelmiştir.

Add comment