Avrupa’ya Göçün Getirdiği Sorunlar

Ahmet UrfalıEkonomik nedenli olarak başlayan Avrupa’ ya göç olgusu, git gide siyasal, kültürel, ekonomik ve psikolojik boyutlar kazanmıştır.Misafir işçilikten siyasal katılımcılığa, kültürel entegrasyona, işverenliğe kadar bir süreç yaşanmaya başlanmıştır.Bu durum karşısında sosyologlar, çeşitli milletlerden Avrupa’ da oluşan bu yeni sosyal gruplara değişik adlar vererek kavramsal açıklamalar yapmaktadırlar.

Bu bağlamda aydınlatılması gereken temel kavram, kültürel kimliktir. Göç sürecinin bir sonucu olarak göçmen topluluğu, birinci kuşaktan başlayarak fırsat eşitsizliğinin yaygınlığını, ayrımcılığın derecesini, toplumsal marjinalliğin çapını algıladığı ölçüde kendisini savunmaya yardım edecek olan kültürel bir kimliğe ihtiyaç duymaktadır. Kuşkusuz bu algılama, kendini birinci kuşaktan çok, ikinci ve üçüncü kuşakta duyurmaktadır. Zira birinci kuşak üyeleri, geldikleri ülkenin bir parçası olmayı amaçlamamış, sahip oldukları düşük statüye rağmen toplumsal konumları anayurda kıyasla yükselmiş sayılmaktadır. Oysa ikinci kuşağın çocukları ve onları izleyenler, durumlarını doğup yetiştikleri yeni ülkenin aynı yaş grubu ile kıyaslamakta ve yoksun bırakıldıkları fırsat ve imkanları daha keskin bir biçimde algılamaktadırlar. Dolayısıyla, birinci ve ikinci kuşağın davranış biçiminde bir farklılık göze çarpmaktadır. Birinci kuşak, dönüş hayalleri ile oyalanmakta, neo-feodal bir uyum biçimi olarak tüketim yolu ile itibar kazanmaya çalışmakta, kolektif kimliğe sarılmaktadır. Gençlerin içinde yetiştikleri ortam benimseyecekleri kültürel kimliği de belirlemektedir. Bu kültürel öğeler içinde dil, öğrenim, toplumsal değerler, din, gelenekler, serbest zamanın faaliyetleri önemli bir rol oynamaktadır.
2013 yılını da içine alan Dokuzuncu Beş Yıllık Kalkınma Planında yurt dışındaki vatandaşlarımız için bazı kültürel öngörü ve tedbirler ele alınmıştır. Bunlar şöyle sıralanmıştır; Eğitimde ve çalışma yaşamında ayrımcılık ve fırsat eşitsizliği, kültürel farklılıkların neden olduğu sosyo-kültürel ve psikolojik sorunlar, yabancı düşmanlığı, çalışma izinleri ve serbest meslek icrası yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın temel sorun alanlarını oluşturmaktadır.Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerde karşılaştıkları siyasi, sosyal ve ekonomik sorunların çözümüne ilişkin politikaları belirlemek üzere Başbakanın Başkanlığında, Yurt Dışında Yaşayan Vatandaşlar Üst Kurulu ve Yurt Dışında Yaşayan Vatandaşlar Danışma Kurulu oluşturulmuştur. Yurtdışındaki vatandaşlarımızın sosyal, psikolojik ve kültürel problemlerinin çözümü, eğitim düzeylerinin yükseltilmesi sağlanacak; kendi kültürel değerlerini muhafaza ederek bulundukları toplumlara uyum ve katılımları desteklenecektir. Ekonomik potansiyelleri yüksek olan yurtdışındaki vatandaşlarımızın ulusal ve uluslararası girişimciliklerinin desteklenmesi, ekonomik birikimlerinin ulusal ekonomiye de destek olacak şekilde değerlendirilebilmesi ve bu konuda karşılaşabilecekleri istismar ve zararların önlenebilmesi amacıyla etkin bir danışmanlık hizmeti verilecek, bu alandaki teknik ve hukuki sorunlar giderilecektir.  TRT'nin, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızı eğitim, sağlık, kültür, sosyal güvenlik gibi konularda bilgilendirerek sorunlarının çözümüne yardımcı olacak ve bulundukları ülkelerde sahip oldukları haklar konusunda bilinçlendirilmelerini sağlayacak eğitici ve öğretici yayınlar yapması artırılarak gerçekleştirilecektir. Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın çeşitli gruplar tarafından istismar edilmesini önlemek amacıyla Diyanet İşleri Başkanlığı ve TRT'nin işbirliği ile programlar geliştirilecektir.Yurt dışındaki vatandaşlarımızın sorunlarının çözümü amacıyla ilgili ülkelerdeki resmi ve özel her düzeydeki kurum ve kuruluşlarla işbirliğine gidilecektir. Göç hareketinin çeşitlenmesi ile ortaya çıkan nitelikli, geçici işgücü göçü gibi yeni göç akımlarının yarattığı sorunların çözümüne yönelik önlemler geliştirilecektir. Kültür Bakanlığınca düzenlenen gösteri, konser, sergi, tiyatro, kitap, kitap fuarları gibi kültürel etkinliklerin yurtdışında sık ve yaygın olarak yapılmasına ağırlık verilecektir. Aslında bu raporda ele alınan konulara bakıldığında sorunu teşhis ve tedavide çelişkiler bulunduğunu  ilk bakışta görmek mümkündür.Zira elli yıllık bu göç macerasında hala işin özüne inilmediğini görmek yurt dışındaki vatandaşlarımızı üzmektedir.Dışarıya gönderilen işçi vatandaşlarımız uzun süre döviz makinesi olarak algılanmış,sosyal ve kültürel sorunlarına dikkat çekilmemiştir.Vatandaşlarımız her türlü tehlikeyi kendi imkanlarıyla bertaraf etmeye çalışmıştır.Yapılan görüşmeler,alınan kararlar hep kağıt üzerinde kalmıştır.
Toplumsal hayatın ürünü olan kültür, toplumsal birliği ve sağlayan en ayırt edici özelliklerden biridir. Kültür, bir toplumun maddi ve manevi alanlarda oluşturduğu ürünlerin tümüdür.Temel gereksinimlerin elde edilmesi için kullanılan her çeşit teknik, araç gereç, düşünce, tutum, davranış ve yaşama biçimleri kültürü oluşturur. Oluşan bu bütünün, genç kuşaklara aktarılması, toplumsallaşma yoluyla gerçekleşir. Sosyalleşme, bireyin doğumdan başlayarak toplum üyeliğini kazanmasında geçirdiği aşamaların tümünü kapsar
Toplumsal çevre etkeni, insanın sosyal bir varlık olması ile ilgilidir. İnsanın toplumsallaşmasında doğuştan getirdiği güç, çok önemli olmasına karşın yeterli değildir. Bireyin toplumsal bir kişi durumuna gelmesi için toplumun da katkısı gereklidir. Birey, kişiliğin en önemli özelliklerini toplumdan alır. Çünkü toplum bireyi sürekli etkiler. Ona kendi dilini, değer sistemlerini, ideallerini, herkes tarafından kabul edilen ve beğenilen davranış tarzlarını benimsetir. Birey, içinde yaşadığı topluma göre toplumsallaşır. Başka bir deyişle toplumsallaşma belli bir yerde, belli bir zamanda yaşamakta olan belli bir topluma göre olur.
İnsanın kendi ülkesinden farklı bir ülkeye gittiğinde karşılaştığı kültürel farklılıklara duyduğu tepkilere kültür şoku denir. Gidilen ülkedeki hemen her şeyin farklı bir durumu vardır. Bu durum karşısında insan, birkaç gün o çevreyi tanımak için yoğun bir gayret sarf eder. Sürekli olarak içinde yetiştiği kültürle karşılaştığı kültürü kıyaslar.İnsan; evini, ailesini, arkadaşlarını özlemeye başlar. Huzursuz ve sinirli olur. Kendine olan güveninin kaybetme korkusuna kapılır. Politik, dini , kadın- erkek ilişkileri, komşuluk, sosyal paylaşım gibi pek çok toplumsal değir ve yargının farklılığı insanı karamsarlığa ve ümitsizliğe sürükler. Ancak insan bu durumdan amacını düşünerek, anlayışlı olmaya çalışarak çıkabilir.
Bir milletin fertlerini birbirine bağlayan temel öğe dildir, kültürdür. Milet, kimliğini dili sayesinde kazanır. Bu bakımdan yabancı bir ülkede en çok aranan şey, Türkçe’dir. Bu dönemde kimlik bilinci çok kuvvetlenir. Aynı dili konuşanlar, hemşehriler arasında güçlü bir dayanışma meydana gelir. Kültürel değerleri korumak amacıyla örgütlenme yoluna gidilir.
Bu arada bazı yetenekli kişiler, kendi toplumundan uzaklaşarak, yabancı toplum içinde kendine yer edinmeye çalışır. Bu sınıf, melez bir kültürün içine girer. Bu durum kök değerleri küçümsemeyi, öz- toplumunu kötülemeyi beraberinde getirir. Bu gönüllü mankurtlaşmadır. Bu kültürel şokun sonucunda ortaya çıkan kültürel yozlaşmadır.
Şimdi asıl sorun, üçüncü kuşaktan başlayarak yoğun kazanan kültürel şokun ve buna bağlı olarak gelişen kültürel yozlaşmanın önünü alabilmektir.Yoksa dördüncü kuşağın ardından yozlaşma çığ gibi gelişecektir.Yetkililerin ve yarınlara kafa yoran kişilerin yapması gereken milli kültürü yaşanır hale getirmek ve onu dünya durdukça devam ettirmektir.

Add comment