Türk Zaferleri

Ahmet Urfali
Ağustos ayının Türk tarihinde ayrı bir yeri vardır. Milletimizin büyük zaferlerinin pek çoğu bu ayda gerçekleşmiştir. Türk’ün zaferi her zaman fetihle taçlanır. Zafer, bir savaşı kazanmak ve bir yeri almak anlamındadır. Fetih ise, zafer sonucu ele geçirilen yerdeki halkın gönlünü kazanmaktır. Zafer, fetihle kalıcı hale gelir. Ağustos ayında aziz milletimizin gerçekleştirdiği zaferlere bakacak olursak;
26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi
11 Ağustos 1473 Otlukbeli Zaferi
23 Ağustos 1514 Çaldıran Zaferi
24 Ağustos1516 Mercidabık Zaferi
29 Ağustos 1521 Belgrad’ın Fethi
29 Ağustos 1526 Mohaç Zaferi
1 Ağustos 1571 Kıbrıs’ın Fethi
5 Ağustos 1919 Erzurum Kongresi
23 Ağustos 1921 Sakarya Meydan Savaşı’nın başlaması
26-30 Ağustos 1922 Büyük Taarruz ... muhteşem tablo karşımıza çıkar.
Bir Ağustos gününde Anadolu’yu vatan yapmanın kapıları aziz milletimize açılırken Büyük Taarruz’un sonucuyla da Anadolu ebedi yurdumuz olmuştur.
Sultan Alpaslan savaş öncesi askerlerine şöyle seslendi:’’ Kumandanlarım, askerlerim! Biz ne kadar az olursak olalım, onlar ne kadar çok olursa olsunlar, daha fazla bekleyemeyiz. Bütün Müslümanların minberlerde bizim için dua ettiği şu saatlerde kendimi düşman üzerine atmak istiyorum. Ya muzaffer olur gayeme ulaşırım, ya şehit olur cennete girerim. İşte şehitlik kefenim, savaş meydanında ölürsem beni bu elbise ile gömersiniz.’’
Atatürk, Sakarya Meydan Muharebesine; ‘’ Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. ‘’diyerek başlamış, ‘’Ordular , ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri...’’ emri ile bu savaşı sonuçlandırmıştır.
Bizler zaferlerimizi gururla anarken yenilgilerimizden de gerekli dersleri çıkarmayı bilmeliyiz. 21.Asrı Türk yüzyılı yapabilmek için çıkış noktamızla varış yerimiz arasında kuvvetli bağlar kurmalıyız.
Gençlerimize, geçmişteki yüce ülkülerimiz her an hatırlatarak birlik ve beraberliğimiz pekiştirilmelidir. Turan, Devlet-i Ebed-Müddet, Nizam-ı Âlem, Osmanlı Barışı, İla-yı Kelimetullah gibi Türk milletinin yüksek idealleri geleceğimizi kurarken hareket noktamız olmalıdır.
Cemil Meriç’in "Muhteşem bir maziyi, daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim." Sözünü her Türk kendisine şiar etmelidir.
Tarih bilinci kendiliğinden ortaya çıkmaz; zaman, mekân ve şartlara tarih bilgisi ile bakmak, görüleni yaşanılan anın değerleri ile yorumlamak suretiyle doğar. Milletlerin ortak ruhunu dokuyan, besleyen ve zenginleştiren kuru tarih bilgisi değil, tarihteki olaylara ve geçmişten kalan her şeye, anın ihtiyaçlarına göre getirilmiş yorumlarla oluşmuş; hayata ve tarihe, varlığı ve ruhu ile iştirak etmekten doğan tarih bilincidir. Tarih bilinci geçmişten beslenmekle beraber ileriye doğru giden düşünceye dayanır ve geleceğe yön vermede belirleyici yer tutar. Gelecek tasavvuru tarih bilinci ile oluşur. Tarihin biriktirdiği her şey; bütün bir medeniyet, yaşama şekli, maddî ve manevî değerler buna yardımcı olur. Tarih bilinci, tarih bilgisi yanında, geçmişle doğrudan temasa geçmeye de ihtiyaç duyar. Geçmişle teması ise ancak tarihten bugüne kalan eserler sağlayabilir. Bu eserler sadece mekânı fethetmek suretiyle değil, mekânla birlikte zamanı da fethederek devamlılığı sağlayan eserlerdir. Ancak her şeyin yerli yerinde, olması gereken şekilde akıp gittiği dönemlerde tarih, çoğunlukla kuru ve sığ bir öğrenme programı olarak kalır. Tarihî eser ve olayların anlam ve hali hazıra getirebilecekleri bakış derinliği üzerinde pek durulmaz. Millet ve devlet bünyesinde derin dalgalanmalar, sarsıntı veya atılımlar, köklü hamleler, derin çöküntüler, önü alınamayan bunalımlar, hızlı gelişme ve değişmeler olmadığı zamanlarda tarih, düşünce hayatına yoğun şekilde giremez, bakış açısı oluşturamaz. Çevre, o çevre içinde yaşanmış olaylar, o olayların kahramanları, ortaya konmuş eserler, varlıklarını, sadece bilgi düzeyinde, donuk ve cansız şekilde sürdürürler. Millet hayatında belirli bir saat gelmeden belli bir anlayış toplumda akis bulamıyor. Tarih bilinci de böyledir. Milletler, daha çok yükselme ya da çöküş devrelerinde tarihleri ve sosyal yapıları üzerinde açık seçik bir görüş ve düşünceye ulaşmak için gayret gösterirler. Bu düşünce ve görüşler de çoğunlukla mimarî başta olmak üzere çeşitli sanat eserlerindeki tarih dokusu etrafında şekillenir. Bu eserler, tarih bilincini oluşturacak duygu ve düşünceler için çıkış noktası olur. Bu duygu ve düşünceler de zamanın ihtiyaç duyduğu değerlere göre yeni anlam ve fonksiyon kazanır. Millî ruh ve benlik, onlar etrafında, kendisine kuvvet kazandıracak yeni ifade alanları bulur. Şairler, yazarlar, düşünürler, bu eserler üzerinden tarihe, günün beklentilerine cevap verecek yeni yorumlar getirirler. Bütün bunları bize, özel şartlar içinde tarih bilinci kazandırır.
Milletimizin her ferdi, asırlardan günümüze intikal eden temel değerlerimize sahip çıkarak, yaşayarak geleceğe doğru emin adımlarla yürümelidir. Askeri zaferlerimizin yanında her alanda başarılar sağlayarak geleceğimizi kurmalıyız.
Yazımızı muhteşem mehterimizin seslendirdiği marşların bir beyiti ile noktalayalım:
‘’Sen böyle yürürken tuğla sancakla,
Türk'ün savaşları geliyor akla...’’

Add comment