YAYLA YOLLARINDA GÖÇ KATAR KATAR

Ahmet UrfalıYüzyıllardan beri sürüp gelen bir tutkudur yaylaya çıkmak.

    Yaylacı, kaderini hayvanlarına bağlar.
    Hayvanlarla ilgili inanışları vardır:
Koyun kutlu,
At yiğittir.

    Çobanı da uğurlu sayar yaylacı.
    
Yaz, bahar ayları az olan çoğalır,
Zayıf olan güçlenir.

    Mart ayından itibaren dağların doruğundaki ağca karlar erimeye başlar.
    
    Dağ, beyaz başlığını çözer.

    Güneş, sazaklardaki nice dağ bitkisini uyandırır.

    Tenha yaylaların dilidir,

Anasını görünce buzağıların böğrüştüğü.

    Türküsüdür yarısına gün vurmuş dağların,
Doru kısrak yanında delice taylar.

    Yaban çiçekleri ile bahar mutluluğunu paylaşır göçerler.
    
Yaylacı, kaval sesi ile maverai duygulara dalar.

    Yüce tepeleri bekleyen türbenin sırrını anlatır,
    Buğulu gözlerle yurdun kocaları.

    Yaylada yurt isimleri, bestesi ile güftesinin uyum sağladığı bir musiki nağmesidir.

    Şiir ezberlemek isteyenler,
                Yayla isimlerini bellesinler önce.

    Her tepenin, her koyağın, her derenin adı şifahi birer yazıttır,
                                Ötelerden gelmiş gibi.
    “Yayla, biraz Türk’ün kendisidir.” (*)

    Bir hürriyet beyannamesidir yaylaya çıkmak.

Kendini daha özgür hisseder,

Topak evine oturup kurulduğunda bilge beyler.

Bu yaylanın erkekleri bey, kadınları hanımdır.

Herkes kendisinin efendisidir.

Kişiler değil, töredir nizamı sağlayan.

Dört mevsimi, dört ayrı yerde geçirir halk:
İlkbaharda yazlak,
Yazın yaylak,
Sonbaharda güzlek,
Kışın kışlaktır göçküncünün yurdu.

Her obanın bir dağı, bir pınarı vardır,
  Bir de mütevazı türbesinde dedesi.

Yaylaya göç,
Dikeyine ritmik bir ahenktir.
Çünkü, Türk, yükseğe çıkar,
Gözü ve gönlü yüceliklerdedir.

Ulu dağlar göçerlerle şenlenir,
Abat olur,
Canlılık bulur.
Senfonik bir bestedir,
     Kuzu melemelerine karıştığında çocuk çığrışmaları.
Ve hayatın kendini yenilemesidir bu.
Yayla havası;

Saf, kuru ve temizdir,
Kalbi ve akciğeri kuvvetlendirir.
Bu yüzden insanı;
Sabırlıdır,
Diridir,
Temkinlidir,
Derinliklidir.

Ona dıştan bakanlar, durgunluğuna aldanabilirler.
Onun ruhunda;
Destanlar çağından kalma bir kahramanlık,
İçin için kaynayan ve patlamaya hazır bir yanardağ bulunur.

Sen,
    Şehrin boğucu havasından,
    Gürültülü ortamından,
    Issız yaylalara,
    Topakevsiz,
    Ağılsız yurtlara bakıp da Karacaoğlan gibi dertlenmektesin:
“İli göçmüş ıssız kalmış yurtları
 Söyleyeyim başa gelen halları
 Kolu tor şahanlı yağız atları
 İlleri gördüm de bunaldım bugün.”

Şimdi kendini beton yığınlarından bir an önce kırlara atıp, tabiatla hemhal olma isteğini açıklasın bakalım psikologlar, sosyologlar…


(*) Falih Rıfkı ATAY

Add comment


Security code
Refresh