Prof. Dr. Zeki kartal sohbeti

Prof. Dr. Zeki Kartal, “Yerel Gelişme Bağlamında Emirdağ ilçesinin Kültürel - Sosyolojik Değişim Süreçleri Sosyo - Ekonomik Gelişim Düzeyi Değişimlerinin Tespiti ve Göç İlişkisi (1950-2014)’’ adlı yürütücüsü olduğu projeyi geçtiğimiz aylarda tamamlamış bulunmaktadır. Kendisiyle bu çalışması ve genel anlamda göç üzerinde sohbet ettik.

İnsanlar topluluk halinde yaşamaya başladıkları günden beri yaşadıkları topraklardan ayrılarak göç etmektedir. Bu göçlerin ana sebepleri nedir? İnsan topluluklarını göçe zorlayan şartlar hangi nedenlerden kaynaklanmaktadır?

İfade ettiğiniz gibi göç vakası insanlık tarihi kadar eskiye götürülebilir. Tarihteki bu göçlerin ana nedeni: genel olarak iklim değişimleri nedeniyle tehlikeye düşen tarım ve hayvancılık bağlamındaki toplumsal üretim için daha elverişli ve verimli topraklara sahip olma arzusu olarak karşımıza çıkmaktadır.
16. yüzyılın başlarında Batı, KristofKolomb, Macellanve Vasco da Gama liderliğindeki projelerle Amerika’yı fethettikten sonra uzaktaki insanları yönetmek ve onların zenginliklerine sahip olmak amacıyla oralara göç etmişlerdir.
Modern çağda ise göçlerin birden fazla nedenleri bulunmaktadır: İlk olarak doğal nedenlerden bahsedebiliriz. Bunlara örnek olarak iklim koşulları, deprem, sel ve heyelan gibi doğal afetler gösterilmektedir. Özellikle savaşları ve ekonomik nedenleri de ekleyebiliriz. Ayrıca İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gelişmiş sanayi ülkelerinin iş pazarlarındaki iş gücü açığını kapatmak için yoksul ülkelerden bu ülkelere anlaşmalı iş gücü göçleri gerçekleşmektedir. Sosyal nedenlere gelince ise yine “gelişmekte olan ülkelerdeki” eğitim ve sağlık hizmetlerinin yetersizliği gibi nedenler kitlesel göçlere sebebiyet vermektedir.
Son olarak tabi siyasi nedenler var. Otoriter/totaliter rejimlere muhalif olan kesimler kovuşturmaya uğradıklarında göç etmek zorunda kalmaktadırlar.

1960’lı yıllarda Batı ülkelerine Türkiye’den yapılan göçler nasıl başladı?

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1950 ve 1960’lı yıllarda kapitalizmin Batı’da altın çağını yaşadığı dönemde Avrupa’da işgücü açığı oluştu. Aynı yıllarda Türkiye’de kırsal kesimde önemli yapısal dönüşümler yaşandı. Önemli oranda işgücü tarımdan kopmuş ve şehirlere göç etti. Şehirdeki bu yeni iş gücü mevcut sanayi tarafından absorbe edilemeyince, buradan Belçika, Almanya, Fransa, Hollanda ve Danimarka gibi ülkelere göç başlamış oldu.

Batı ülkelerine yapılan bu göçler hangi aşamalardan geçti?

Göç edilen ülke açısından bakıldığında “misafir işçi”, “yabancı işçi” ve “göçmen işçi” kavramlarıyla tanımlama aşamalarından söz edilebilir. “Misafir işçi” ve“yabancı işçi” kavramları geçici bir statüye işaret ederken “göçmen işçi” kavramı kalıcı bir statüyü belirtmektedir.
Göçmenler açısından bu durumu değerlendirdiğimizde ise üç aşamadan bahsedilebilir: Birinci kuşağı anlatan ön göç süreci, bu kuşağın eşlerinin ve çocuklarının göçünü anlatan “aile bütünleşmesi süreci” ve son olarak da göç edilen ülkede doğup büyüyen veya aile bütünleşmesi ile gidip orada büyüyen gençlerin memleketlerinde evlenerek başlatılan “evlilik yoluyla göç süreci” aşamalarından bahsedilebilir.

Emirdağ halkı yoğun olarak Belçika’ya göç etmiştir. Belçika’ya göç, ekonomik anlamda Emirdağ’a neler katmıştır?

Burada aldıklarını ve verdiklerini birlikte düşünmeye çalışırsak şu ön saptamaları yapabiliriz. Öncelikle göç Emirdağ’ın genç ve yaratıcı işgücünü aldığı için beşeri sermaye açısından büyük bir kayıp olarak değerlendirilebilir. Diğer taraftan gerek geride kalanlara gönderilen paralar ve gerekse de izin mevsimlerinde yapılan harcamalardan dolayı ilçeye büyük miktarda sıcak para girmektedir. Bu durum ilçe esnafı için bir avantaj yaratırken ilçede enflasyona yol açarak yerli halk içinde dezavantajlı bir durum oluşturmaktadır.
Sonuç olarak makro düzeyde pek bir şey kattığı söylenemez. Ama göç bireysel olarak hem göç edene hem de geride kalana bir şeyler katmıştır diyebiliriz.

Türk toplumunun Batı ülkelerinde karşılaştığı temel sorunlar neler oldu?

Bunu kısaca şöyle özetleyebilirim: Farklı olmasından dolayı yabancı düşmanlığına maruz kalması, ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmesi, hâkim kültür altında kalması ve kendini ifade edecek zemin bulamamasından dolayı vermek zorunda kaldığı mücadele başlı başına temel bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun yanında eğitim, istihdam ve sosyal haklar konularında da sorunlar vardır.

Öğrenimini Almanya’da yapmış bir bilim adamı olarak şahsen karşılaştığınız sorunlar neler oldu?

Ben de Almanya’daki Türk toplumunun bir parçası olarak sosyal yaşamda, yukarıda ifade ettiğim sorunlarla genel anlamda herkes gibi ben de karşılaştım.

Şimdilerde “Yerel Gelişme Bağlamında Emirdağ ilçesinin Kültürel - Sosyolojik Değişim Süreçleri Sosyo - Ekonomik Gelişim Düzeyi Değişimlerinin Tespiti ve Göç İlişkisi (1950-2014)’’ adı altında önemli bir projeyi sonuçlandırdınız. Proje fikri nasıl doğdu? Hangi aşamalardan geçti?

Projenin fikri şöyle doğdu: 2014 yılında göçün 50. Yılı etkinlikleri kapsamında Eskişehir’de Emirdağ Kültür ve Sanat Derneği (ESAB) önderliğinde düzenlenen bir sempozyuma Belçika’dan gelen birçok misafir gibi konuşmacı olarak davet edildim. Buradaki bilgi şölenini yaşadıktan sonra her akademisyen içerisinden çıktığı topluma şu veya bu şekilde katkıda bulunmalıdır düşüncesinden hareketle bu proje fikri ortaya çıktı.
Projeyi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi finanse etti. Paydaşlarımız Emirdağ Kaymakamlığı, Emirdağ Belediyesi, Emirdağ Sanayi ve Ticaret Odasıdır. Kendileri bize Emirdağ’daki saha çalışmalarında destek verdiler. Ayrıca Emirdağlılar Vakfı ve ESAB Eskişehir’deki saha çalışmamızda bize yüksek bir motivasyonla lojistik destekte bulundular. Yine aynı şekilde Belçika’dakiEmirdağlı siyasetçilerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız, iş adamlarımız ve öğrencilerimiz projeye sahip çıkarak Brüksel ve Gent’teki anket çalışmalarını heyecanla hayata geçirdiler. Özellikle öğrencilerimiz bizzat fedakârca sahaya inerek katkılarını esirgemediler. Ayrıca Emirdağ’ın güçlü ve zayıf yönlerini ortaya çıkarmak üzere Emirdağ, Brüksel ve Gent’te SWOT analizi yaptık.
Bu vesileyle projeyi beraber gerçekleştirdiğimiz ekip arkadaşlarım İktisat Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Özcan Dağdemir, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rukiye Tınas, İşletme Bölümü öğretim üyesi Dr. Öğr. ÜyesiHüseyin Gürbüz ve asistanımız Ece Çim’in adlarını zikretmek isterim. Katkıları olmasa proje hayata geçemezdi.

Avrupa'nın ortasında Türk olmak ya da Türk kalmak… Bu Türk'ün ateşle imtihanı mıdır? Bu imtihanda sizce Emirdağlılar başarılı oldular mı?

Bir bakıma öyledir. Özellikle ön göç sürecine katılan birinci kuşak çok zor maddi ve manevi koşullarda yaşamıştır. Doğduğu büyüdüğü topraklardan, sosyal çevresinden, anadan, babadan, çocuklardan, yârden ayrı, uzaklarda kendisine çok yabancı hâkim bir kültürün altında çoğu zaman yabancı düşmanlıklarına da maruz kalarak kültürel bir var olma mücadelesi vermiş ve bugünkü kuşakların şu veya bu şekilde kendilerini ifade edebilecekleri bir zemini yaratmada önemli bir rol oynamıştır. Daha sonraki kuşaklar da bu zemin üzerinde kendilerini hayatın her alanında, ekonomik, siyasi, toplumsal ve sanat alanlarında ifade ederek bu zemini genişletmişlerdir. Diğer yandan Belçikalı Emirdağlılar kültür ve kimlik olarak farklı olanın eşit ve eşdeğer görülmesi konusunda mücadele vererek Belçika ekonomisine yaptığı katkının yanında Belçika demokrasisine de katkı yapmaktadırlar. En azından bu konuda hassasiyet ve farkındalık yaratmaktadırlar.
Başarılı olmaya gelince, orada kalıcı bir topluluk olmayı başardılar. Ancak topluluk olarak Belçika toplumunda ekonomiyi, politikayı, sosyal yaşamı belirlemede ne kadar başarılılar, örgütlüler bunu bilemiyorum. Diğer taraftan bireysel başarıya örnek gösterilecek epey şahsiyet vardır. Bunlar bizim de gururlandığımız başarı hikâyeleri.Bu hikâyelerin Emirdağlıtopluluğunda daha da yaygınlaşması gerekir.

Avrupa’ya göç, Emirdağlıları kültürel ve ekonomik açıdan nasıl etkiledi?

Belçika’daki Emirdağlı topluluğu gördüğüm kadarıyla Emirdağ’dan beraberinde getirdiği özellikle aile temelli dayanışmacı değerler sistemini, kültürünü koruyorlar; diğer taraftan Belçika toplumuyla da uzlaşarak oraya dâhil olmuşlar. Bu karşılıklı etkileşim sürecinde doğal olarak geride kalanlardan farklılaştıklarını düşünüyorum. Ekonomik açıdan ise göçün her göçmene göreceli ve düzeyi farklı olarak katkı sağladığına inanıyorum. Ama bunun bedelini de “gurbet” olarak ödemişlerdir. Hani şu, türkülerde ölümden de zor olarak işlenen kavram.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Son olarak Belçika’daki Emirdağ topluluğuna Belçika’daki toplumsal hayata daha çok katılmalarını bunun için de dile ve eğitime önem vermelerini, her birinin toplumsal statüye sahip birer birey olmalarını arzu ederim.
Ayrıca Brüksel ve Gent’te bize anket çalışmalarımızı organize etmede yardımlarını esirgemeyen hemşerilerimiz: Saint-Josse-ten-Noode Belediye Başkanı sn. Emir Kır, Federal Milletvekili sn. Veli Yüksel, Scharbeek Belediye Başkan Yardımcısı sn. Sadık Köksal, Scharbeek Belediye Başkan Yardımcısı sn. Sait Köse, sivil toplum önderleri sn. Tuncer Sarı ve Metin Edeer, iş adamımız sn. Mahmut Korkmazer’e ve sahada anketi yürüten öğrencilerimize sizin aracılığınızla çok teşekkür eder, tüm hemşerilerime saygı, sevgi ve selamlarımı sunarım.

PROF. DR. ZEKİ KARTAL ÖZGEÇMİŞ
İlk ve ortaokulu Emirdağ’da okuduktan sonra İstanbul Haydarpaşa Erkek Lisesinden mezun oldu. Almanya’da Carl vonOssietzkiOldenburg Üniversitesi, İktisat Fakültesinde Lisans, Yüksek Lisans ve Doktora eğitimini tamamlayıp bir süre kendi fakültesinde öğretim görevlisi olarak çalıştıktan sonra Türkiye’ye döndü. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi olup, İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat Ana Bilim Dalı, Gelişme Teorileri Politikaları ve Stratejileri, Dünya Ekonomisi ve Küreselleşme alanlarında araştırmalar yapmaktadır.

Add comment