YEMEN (Büyük Türk Mezarlığı)

Ahmet Urfalı- Yemen’e gidip de dönebilen dedem Gazi Ahmet ÇAVUŞ’un aziz hatırasına-
    Yemen, Türk hafızasında bir ölüm ülkesidir.Oraya gidenler bir daha geri dönemez. Davullu zurnalı  şölenlerle Yemen’e yollanan yiğitler; kuş uçmaz, kervan geçmez dağ başlarında, cehennem sıcağı çöllerde ölümün acı gerçeğini tadarlar.
    Vatana adanmışlık, millete vefa, devlete sadakat töresi, Türk’ün mayasında var olup asırlardan süzülerek günümüzü kadar ulaşmış, dünya durdukça da devam edecektir. İşte bu yüzden yiğitler; Sarıkamış’ın dondurucu soğuğundan, Yemen’in yakıcı sıcağına kadar uzanan ölüm çağrısına koşarak varmışlardır. Bu, cesaretin de ötesinde Allah’ın Türk milletine bahşettiği kahramanlık ruhunun bir tezahürüdür.
    Yemen mecaramızın yürekler parçalayan destanının anıtlarını, Anadolu bozkırına  ağ pürçekli analar, gözü yaşlı yavuklular ve yüreği yaralı bacılar ağıtlarla dikmişlerdir. Bu ağıtlar, feryat ve hıçkırıklarla yayladan yaylaya  bir ses, bir nefes olup dolaşmaktadır.
‘’Yemen kuşu ötmem demiş
Lâle sümbül bitmem demiş
Tebdil hava gelen kardeş
Ben evime gitmem demiş ‘’
‘’Gitme Yemen’e Yemen’e        
Yemen yolu toz kardeşim
Kapımızdan suya gitti
İstediğin kız kardeşim”  ağıtlarındaki şuur ve ruh hâli geçmişten geleceğe duyarlı gönüllerde canlılığını sürdürmektedir.    
     Yemen bir ağıttır; buruk hatıralarla yüreklere kazınmış, gidip de gelmeyenlerin hâzin hikâyesidir buruk hatıralarla yüreklere kazınmış. Ak alınlara yazılmış kara bir yazgıdır Yemen.Kimsesiz yetimlerle anaların feryadır. Yemen, acısı her acıdan büyük ve dayanılmaz, bir çığlıktır gözyaşlarıyla ıslanmış. Anadolu’da yeşeren nadide goncaların, çöl rüzgarlarında açmadan solmasının Adı Yemen’dir. Bir başka gökyüzü bir başka dünya, tanımı içinde kavuran çölün ve acı kahvenin Adıdır Yemen.Yolların sonunda ölümün soğuk yüzü, uzak vatanların Anadolu’daki depremidir Yemen. Her dağının zirvesinde bir kartal yuvasıdır, başı dumanlı Osmanlı kalelerinin mekânıdır Yemen. Yemen; türküsü dillerde, hüznü gönüllerde büyümüş, bir isyandır. Millet-i necibe’nin şanlı orduya karşı aldatılmasıdır.
Gat çiğneyen savaşçının çekip çekip vurduğu, Türk bedenlerinde derin açılan bir cembiye yarasıdır Yemen.Karanlık zindanlara hapsedilen hilâlin, ihanetlerle örülmüş bir kör kuyusudur Yemen.
    Kanlı Yemen toğrağı baştan başa Büyük Türk Mezarlığıdır. Zira; ansiklopediler “Yemen’de ölen Türklerin sayısını tarih bilmiyor, öğrenmekten de korkuyor” diyor. 300 bin Türk şehidin Yemen’in garip coğrafyasında gariplik içinde yattığını söyleyenlerin abartma yapmadıkları gün ışığı gibi gerçektir. Bilmeyen bilsin, duymayan duysun, görmeyen görsün.
    Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi ile ortadan kaldırdığı Memlûklara bağlı olan Yemen, 1518 ‘de yeni Türk vatanı oldu. Bunun amacı; Mukaddes beldelerin kilidi sayılan Yemen’e Hıristiyan Portekiz’in yerleşmesini önlemek, böylece Hicaz ve Hindistan’ı koruyup kollayarak İran’ın Portekiz’le yaptığı anlaşmasıyı geçersiz kılmak ve sömürgeci devletlerin kuzeye doğru ilerleme emellerini ortadan kaldırmaktı.
   1839’da Hindistan yolunun denetimini eline almak isteyen İngilizlerin Aden’i işgal etmesiyle kışkırtmalar ve vaadler sonucunda şeyhler ve kabilelerin Türk düşmanlığı ivme kazandı. İngilizlerin nifak ve fitnesine bir kere daha inanan Yemen, kendi din kardeşleri katletmekten geri durmadı.
   İngilizlerden para ve silah yardımı gören Zeydi İmam Yahya ile yapılan anlaşma gereğince 30 Ekim 1918’de Yemen’deki Türk askeri İngilizler tarafından esir alındı.
    7. Ordu Yemen’den çekilirken Yemen’in kanlı toprağına gark olmuş şehitlerin gözyaşları kızıl ufuklardan damlıyordu.
Yemen’in mor ufukları ağlıyor geçmişin hayaliyle
Dört yüz yıllık macera son buluyor nihayet
Ellerimizden silahları aldılar kaybettik gururumuzu
Savrulsun Tehama çölünün kızgın kumları

Devlet-i Âliye’nin son sözüydü son umudu
Yorgun bir gayretti yorgun bir çırpınış
Anadolu’nun ağıdı isyanı ve çığlığı mâveradan
Saplansın aldanmışların yüreğine Yemen’in cembiyesi

İslam’ın kilitli kapısıydı  o kanlı Yemen
Asırlarca nöbetini Mehmetçik’in tuttuğu
Bir İngiliz fitnesiyle bozuldu hasbahçeler
Yıkılsın San’a’nın sivri tepeleri yalçın dağları

Esaretle bitiyor Yemen destanı yenilmişlikle
Veysel Karani ağlasın ufuklar yas tutsun
Ağlasın şehitler öksüz kalışlarına hüzünlenerek
Dövünsün bağlı Araplar “Allah yensuru âl-i Osman”(*) deyip
    Türk askerleri Mısır’daki kamplara nakledildi.Bu esir kamplarından Seydibeşir ve Kuveysna en meşhurlarıydı. Buralarda esir tutulan Türk askerleri dezenfekte bahanesiyle krizol banyosu yaptırılarak 15 bini kör edildi. Diğer Türk esirlerde zaman içerisinde kör olmuşlardır.
   Dedem Ahmet Çavuş’un Künye Kayıt Belgesinde:’’ Merkum Yemen Nizamiyesinde Alay 117, Tabur 3, Bölük 2’de 1330 senesinden 28.03.1334 senesine kadar ifa-yı hizmet ettği, K.7 Kumandanlığının 07.11.1334 tarih ve 111/ 100 numaralı emrine atfen İngiliz Kuvve-yi Askeriyesi’ne teslim olunduğu ibraz etmiş olduğu 07.01.1334 tarih ve bila numaralı vesikasıyladır’’ denilmektedir.
    Dedem, İngilizler tarafından Seydibeşir Kampında esir  tutulup  gözleri sonradan kör olan askerlerden biridir. Dedem, Yemen görevinde çavuş rütbesi alarak Yemen Cedit madalyasıyla ödüllendirilmiştir. Dedemin ağabeyi Karabıyık Salih Alay 118, Tabur 1,Bölük 1’de görevli iken  Cebel-i Asir Kıtasında vefat etmiştir.
    Dedem, 1974’te ebedi aleme göçünceye kadar bana, kardeşlerime memleket çocuklarına Yemen ve İstiklal Savaşımızı anlattı.
 Adı her anışta boğazlarda düğümlenenYemen, kaybedilmiş, çalınmış vatandır.
Romalılar talihli Arabistan, Araplar mutlu Yemen derler bu efsunlu ülkeye. Oysa Yemen, bize hep hüzün vermiştir. Ve Türk Mezarlığı diye bilinmiştir dillerde.
Son vilayettir bizden çalınan.Gurbet midir sıla mıdır bilinmez?
   Yemen’in  sert rüzgârları şehitlerimizden haberler veriyor dünyanın dört bucağına. Anadolu’da onlar için yakılmış ağıtlar, dillerimizde pelesenk olup yine hüzünlerimize karışıyor.
     Yemen’in 30 Ekim 1918’de elimizden çalınışının 100.yılında şehit ve gazilerimizi rahmet, şükranve Fatihalarla yâd ediyoruz.

(*) Allah Osmanlı'yı korusun

Add comment


Security code
Refresh