Ömer Faruk Köse İrfan kavramı; anlama, bilme, sezme anlamlarına gelmektedir. İrfanın kültür anlamında da kullanıldığı görülmektedir. İrfan; ilgi, zekâ, deneyle ulaşılan zihin olgunluğu, gerçeğe ulaştırıcı güçlü seziş, varış gibi semantik manaları da içermektedir. Marifet de irfanla aynı kökten gelir. Marifet duyularla bilmedir, irfan ise ruhi bir hissediştir. İrfan gerçeğe ulaştırma isteği, hadiseleri güçlü seziş, emin adımlarla sonuca varıştır. Olayları bilme, anlama, sezme ve kavrama biçimidir. Sırları ve gizemleri bilme isteği olarak algılanabilir.
Cemil Meriç, kültürün karşısına irfanı koyar. ‘’İrfan, düşüncenin bütün kutuplarını kucaklayan bir kelime. İrfan kendini tanımakla başlar. Kendini tanımak, önyargıların köleliğinden kurtulmaktır, önyargıların ve yalanların. Kültür, irfana göre, katı, fakir ve tek buutlu. İrfan, insanı insan yapan vasıfların bütünü.’’
Ömer Seyfettin de; ‘’ ilim başka irfan başka, alim başka arif başka.’’ diyerek irfan kavramına daha da açıklığa kavuşturur. Atatürk’ün en büyük emeli; ‘’ Maarif vekili olarak yurdumun irfanını yükseltmektir.’’
Türk sosyal hayatında; ‘’İrfani gelenek, Türk irfanı’’ tabirlerine sıkça rastlamak mümkündür. Günümüzde kaybetme durumunda bulunduğumuz bu değerimizi istisna da olsa bazı örneklerini görmek mümkündür. O güzel insanların davranış ve tutumları farklıdır, basiret sahibidirler, bilginin hamalı değil, değerlendiricileridir. Mektep-medrese görmemiş olsalar da çok mektep-medreseliler onlara hürmet ederek, bilgi ve görgü danışırlar. Onlara köy odalarında, cami bahçelerinde, yâren sohbetlerinde görürsünüz. Sessiz, sakin ve ağırbaşlı dururlar, her söze karışmazlar. Ancak onlar konuşunca herkes susar, sözleri tarih öncesi dönemlerden gelir sanki. Akıl, tecrübe ve sezgiyle ürettikleri hikmetli sözleri gönüllere nakşedilir. Bazen Ahmet Yesevi, Yunus Ahmet UrfalıEmre ve bazen de Hacı Bektaş Veli’dirler. Söz kökleri derinliklerden gelir. Onlar görünüşte sıradan insanlara benzerler. Ancak alınlarında bin ışığın şulesi parlar.
Onlar ‘’Bozkırın Bilgesi’’, toplumsal hayatın barış ve sevgi elçileridir.
Sözü Ömer Faruk Köse’ye getirmek istiyorum. Emirdağ toplumunun bilinç yenilemesinde önemli bir şahsiyet olan Köse, durmak bilmeyen bir azim ve kararlılıkla yöreye ait edebiyattan tarihe kadar pek çok konuyu araştırıp okuyucularıyla paylaşmaktadır. Kendisi sosyal medyanın fenomenlerindir. Yerel tarih ve kültür ile kişisel gelişim alanlarında yetkin bir kalemdir. Bu konularda çok donanımlı bir arşive sahiptir. Yaşadığı yörede toplumsal barış, sevgi ve kardeşliğin yapıcı insanıdır. Yerel tarih ve kültür ile kişisel gelişim alanlarında kitap hazırlıkları yapmaktadır.
Köse, yetiştiği kültürel ortamı bir sohbetinde şöyle anlatmaktadır: ‘’ Çocukluğum köy ortamında geçti. Yedi cepheden yaralı dönmüş gaziler, eşleri şehit düşmüş kadınlar ve yetimler, seferberliğin yoksulluğunu yaşamış insanlarla beş vakit hemhâl oldum.

Onların ağıtlarını dinledim, yüreğimden ağladım. Çevremdeki okumuş, güngörmüş insanlardan feyizler aldım. Onların söylediklerini dinler, anlamak için çaba gösterirdim.
Öte yandan toprağı eşeledim, göğe baktım. Sarı çiçekle söyleştim. Kuşlara el salladım. Ağaçlara selam verdim. Velhasıl tabiatla iç içe yaşadım. Tabiat bana karşılıksız çok şey öğretti. İlimle irfanı ayırt etmek için epey erkim gitti. Yerel tarih, kültür ve edebiyatıyla ilgili geniş bir arşiv oluşturdum. Yaşadığım köyün kültürel yoğunluğu da bu arşivimi zenginleştirdi. Yöremize ilk yerleşmelerden başlayarak kronolojik tarihi takip edebiliyorum.’’
Köse, yaptığı araştırma ve incelemelerin amacını şöyle açıklamaktadır:
‘’ Bir toplumun kültürel değerleri toplumsal hayatın bir yansımasıdır. Biz bu yansımaları, atasözleri, deyimler, ağıtlar, türküler, ninniler ve daha pek çok edebi verimde görürüz. Bir ağıt, o toplumun değer yargılarını ifade eder. Bakmasını ve okuması bilenler için her şeyden sonuçlar çıkarabiliriz. Düşünceler evrensel olabilir, fakat duygular daha çok toplumlara özgüdür. Toplumların en içten, en karmaşık duygularının, şuurlu bir şekilde ifadesini bulduğu nesnele halkın ürettiği özgün eserlerdir. Kültürel yapı dinamik bir özelliğe sahiptir. Geçmişte yaşananların, söylenenlerin unutulmasına gönlüm razı değil. O yüzden unutulsun, kaybolsun istemiyorum. Bunlar yazıya geçirilmediği takdirde unutulabilir.
Çevremizde sürüp giden maddî, manevî değişmenin baskısı altında yaşayış şeklimiz, dilimiz ve edebiyatımız değişmeye devam etmektedir. İçinde bulunduğumuz bu değişim sürecinden dolayı kültürel hayatımız farklılaşmaya devam etmektedir. Bizim gibi göç eden toplumların sonucu olarak kültürel bağ gitgide zayıflamaktadır. Bunu güçlendirerek gelecek kuşaklara emanet etmek başlıca görevimizdir. Şahsen bütün uğraşım bu çizgi üzerinde sürmektedir.’’
Sevgili dost Ömer Faruk Köse’ye kültürümüze yaptığı katkılardan dolayı teşekkür ederken
seçtiği yolda başarılarının devamını diliyorum.