‘’ Bozkır; uçsuz bucaksız, insan ise küçüktür. İnsan, güçlü ve hünerli olmalıydı burada…’’
Cengiz Aytmatov

Bozkır çıplak bir yalnızlığın adıdır…

Boz toprakta rızkını arayan insanın hüzünlü bir haykırışıdır bozlak.
Bozlak, dayanılmaz hasretlerin,
akıl almaz kahramanlıkların,
kılıç zoruyla sağlanan iskânların,
sürüp giden aşiret kavgalarının,
Kerem yanığı sevdaların,
göç eden Türkmenlerin türküsüdür.
Umudunu yitirmeyen yoksulların ortak bir yakarış dilidir bozlak.
Bozlakta isyan yoktur,
ıztırap iniltilerinin ince bir sızısı vardır,
hüznü gözlerden yaş olup damlayan.
Anadolu semâsının altında bir akşam vakti, kerpiç duvara
yaslanıp Tanrı’ya meramını açmak
içini dökmektir bozlak.
Bozlak, boz toprağın sesidir,
yel tozunu kaldırdığında,
önüne alıp götürdüğünde gevenleri.
Acısı yüreğe düşen bir bıçak yarasıdır bozlak,
Ağlaması göze düşen,
üzüntüsü yüze düşen,


uğunması dize düşen…
Bozlak, Avşar ellerinin ağır ağır gitmesi, kalkıp göç etmesidir.
Feryadını dinleyenlerin feth olunması ve feryadır.
İçindeki derdin anlaşılmasıdır bozlak.
Bozlak, Lokman Hekim’in tedavi için verdiği ilacın yaraları azdırmasıdır.
Yaylada yazıda bir göç çığlığıdır bozlak,
mayası naralarla yoğrulmuş.
Alnı akıtmalı tayların kişnemesi,
karagöz kuzuların melemesi,
bozca potukların bozulaması ile
çiğdem kokulu dağ rüzgârlarının
uğultularının Türkmen’ce söylenmesidir bozlak.
Senin ellerine çisil çisil iner yağmur,
sarar bir anne merhametiyle nasır aralarını.
Sen Anadolu toprağı gibi cömertsin
vefalısın,
yaralısın.
Bu yüzden türkülerin bozlaktır, ilhamını asırlık bekleyişlerden alan,
tabiatın sesidir, boran uğultusudur,
sel gürleyişidir.
Sarı buğdayın boyun büküşüdür hasretlere…
Düşmana karşı koyuştur;
Yaradan’ın bağışlamasına sığınmaktır;
bozlak, Oğuz’un duygu yumağıdır, söylendiğinde ağlatan,
duyulduğunda sızlatan…
Kıraç bozkır toprağının ürününü hasat ederken
koparılan feryattır bozlak.

Kerem yanığıdır bozkırın sevdaları…

Aşkını söyleyemeyecek kadar utangaç,
inkâra yönelmeyecek kadar edepli,
acısını yüreğine gömecek kadar erdemli
olan kavruk insanların iniltisidir bozlak.
Boz toprağın üstünde Tanrı’ya yakarıştır.
Ay ile halleşmek,
karayel ile dertleşmektir.
Ahları göğü sarsan bir çığlıktır.
Bozlak, ümitlerine ayaz değen insanın sızısını içine
ılgıt ılgıt akıtmasıdır.

Kerpiç evlerin hicranı,
gurbetlerin ağıdıdır.
Dayanılmaz hasretlerin, zamansız gidişlerin
hüzünlü sesidir.
Eylem ve kederle yoğrulmuş gözyaşıdır bozlak.
Göçüdür, zorla göçürülmüşlerin.
Felekle hesaplaşmaktır bozlak ve her seferinde yenilmektir.
Oğullara öğüttür, asırların birikiminden cömertçe dağıtılan.
Uzak yola gönderilmiş yiğitlerin ardından
anaların iç çekişidir, gözyaşlarıyla.
Yüzü küskün olsa da kalbi barışık olanların ezgisidir bozlak.

Uzun yollara düşer bozkırın oğulları…

Eski çağlardan kalma bir acının yüzü
Kerpiç duvara yaslanmış oturur öylece
Irmak ırmak derin çizgileriyle ağlar yalnızlık

Uzun yola gönderilmiş oğulların kederi gözlerde büyür
Haber getirmez göçmen kuşlar çiçek açınca ağaçlar
Yakup’un çilesini artırır ancak Yusuf’un hasreti

Haneler gurbet ocağına döndü kapılar kapandı bir bir
Uğursuz baykuşlar tünedi viran oldu yuvalar
Hüzünler dolaştı sokaklarında boynu bükük ağıtlarla

Ufuklar yasta umutlar tükeniyor günle beraber
Yüreğe düşüyor yüksekten ve derinden göğün buğusu
Yorgun bakıyor hayata ikindi güneşi dertler içinde

Bir gönül sızısıdır hatırası yitik aşiretin
Yaylalarda izi kalmamış oğulların, ses yok seda yok
Bu fetrete bakıp maveradan yasını tutuyor mezar taşları