EMİRDAĞ’DA DÜĞÜN MERASİMİ-1

Burhanettin ÇilEmirdağ’ımızın evlenme törenleri öteden beri süre gelen âdet çerçevesinde, genellikle harmandan kalkınca, güz sonu yapılırdı. Önce kız isteme işi aracı kadınlar tarafından kesinlik kazanır, otuz- kırk kişilik erkek grubu oluşur, oğlan evinde yemek verilir. Buradan kız evine bir iki lüks lambası yakılarak gidilir. Kız evi heyecanla bu gelişi beklemektedir. Erkek meclisi arı ve kalabalık ise çok memnun olurlar, adeta başları göğe değer. Bu grubun adı, “dünürcü grubu”dur. Meclis içinden adı sanı belli, ağzı laf yapan birine kız isteme görevi, oğlan evinden çıkmadan önce verilmiştir. Kız evi gelenleri güzel karşılar, oturulur, çok geçmez kahveler ikram edilir. Bazı evlerde gelin adayının yakını, bazı evlerde kız evinden genç bir erkek kahveleri ikram eder. Kısa bir hal hatır sormanın ardından dünürbaşı kızın aile büyüğüne dönerek; “Geliş nedenimiz bellidir. Kerimenizi… Oğlumuz… Allah’ın emri, Peygamberimizin kavliyle istiyoruz.” der. Elbette kızın rızası

önceden alınmıştır. Bunun üzerine hane sahibi; “Sizler madem münasip görmüşsünüz, biz de uygun görüyoruz, isteğiniz başımız üstüne, Allah tamamına erdirsin.” dedikten sonra tekrar ağız tadı lokum, çikolata, şeker ikram edilir. Dünürbaşı çok güzel bir memnuniyet edası ile izin ister ve çıkarlar, meclis dağılır.
Bizim günümüzden daha önceleri her ne kadar oğlan ile kız birbirini delicesine sevseler de her iki tarafın aslına, asaletine bakılır. “Vaa… Hiç olur mu köpekçe köpeğin aslı sorulur.” denirdi. Evet hepimizi bir yaratan var ancak, bu dediğim husus mağrur olmak değil, atalarımız buna çok önem verirler, her kapıya varıp konmazlardı. Daima asıl asalet ararlar, “asıl azmaz bal kokmaz” cümlesinden hareketle kız ve damat adayının soyuna sopuna, işine gücüne, dürüst olup olmadığına, kazancını, helal yoldan kazanıp kazanmadığına çok önem verirlerdi. Oğlan evi ile kız evi anlaşarak uygun gördükleri bir tarihte nişan günü belirlenir.
Seksen yüz adet tepsi böreği yapılır, yine helvacılara 70-80 kg helva siparişi verilir. Helvalar, oğlan evinin verdiği bakır leğenlere veya helvahanenin leğenlerine dökülürdü. Bunlar ve nişanlık kıyafetleri alınarak kalabalık bir erkek kadın davetlisi “nişan alayı” çalgılar eşliğinde, şehir merkezinde ise yaya olarak gidilir. Kız evi de yemekler yapar, özenerek hazırlanmıştır. Oğlan evini karşılarlar. Kız evinin davetlileri bir tarafta, oğlan evinin davetlileri bir tarafta otururlar. Bir süre sonra her iki kalabalık birbirine hemen ısınır ve birlikte takıları takarlar, bunu “okuyucu” bir bayan: “Oğlanın veya kızın amcasından, dayısından bir altın veya bir bilezik.” diye sıra ile takılanları söyler. Bizim günümüzde bu işleri nişana ve düğüne davet işini, hiç okuma yazması olmayan mahallemizden Elif Dudu Demirci ismindeki ablamız kapı kapı dolaşarak; “Falan gün falanın nişanı veya düğünü vardır, davetlisiniz.” diye bildirirdi. Yukarıda da söylediğim gibi okuması yazması olmadığı için davetlileri kendisine liste yapıp veremezdik. Ona söylediğimiz isimleri evleri bir bir aklında tutar, sıradan hilesizce dolaşır, bu işi özünsüzden yapar, insanların bir araya toplanıp buluşmasında önemli katkıları olurdu. Elif Dudu, Emirdağ’ımızda bayanlar içinde ilk sigorta emeklisidir.
Önce gelin kız ve “sağdıç” arkadaşı oyuna kalkarlar. Oyunlar oynanır, gruplar halinde misafirler sofraya kaldırılır. Bu arada hiç yoktan kırılıp darılmalar da olur. Akşama doğru ağır ağır misafirler dağılır. Oğlan evi de izin ister dönerdi.
Bu dönem gençlerin nişanlılık dönemi başlar, nişanlılık işareti olan altın veya gümüş yüzükleri ama önceden, ama nişan sırasında takılmıştır. Damat adayı, ilk fırsatta uygun bir gece yakalayıp kız evine gizlice girip evin avlusunda bahçesinde nişanlısı ile görüşme imkânı arardı. Bu zemini daha ziyade evin gelini veya gelin adayının kız kardeşi hazırlar, gençleri buluştururdu. Nişanlılık döneminde damat adayı kesenin ağzını açar, mümkün mertebe eli boş gitmez, hâline uygun hediyeler alır, süslenir öyle giderdi. Bu dönem oğlanın veya ailesinin durumuna göre bazen uzayabilirdi. Esasen oğlan evi, gelin kızını görmeye gitme masraflarından tezden kurtulup bir an önce gelini alıp evine sokmak, düğünün yapılmasını isterdi.
Taraflar anlaşarak düğünün tarihi belirlenir. Düğünler umumiyetle perşembe günü başlar, pazar günü öğle üzeri gelin alınırdı. Pazartesi başlarsa, perşembe günü gelin alınırdı. Eğer başlık parası isteniyorsa, oğlan evi bunu biran önce uygun birisi ile kız evine gönderir ki, kız evi masraflarını karşılasın, diye. Her iki tarafta düğüne hazır vaziyettedir. Düğün etmek, halkın önüne çıkmak, gel beni gör, demektir. Milletin önüne çıkmak elbette kolay olmayacaktır. Kız evi çeyizini, oğlan evi gelin kız için tekrar takılacaklarını, damadın lacivert elbisesini, beyaz mendilini bütün yiyecekleri, içilecekleri et için kesilecek koyununu veya büyükbaş hayvanı hazırlamıştır. Önceden ayarlanan çalgıcılar, perşembe günü gelir, kapıya otururlar. Bugünün adı, “Bayrak Kaldırma Günü”dür. Evin, binanın uygun bir yerine bayraktar tarafından bayrak asılır. Davul zurna çalmaya başlar. Düğün başlar başlamaz, durumu iyi olan yakınları veya dostları canlı veya cansız olarak küçükbaş hayvan gönderirler. Buna, “musluk” denir. Canlı veya cansız davarın boynuzlarına birer elma takılır veya kırmızı kurdele ile süslenirdi. Düğün evine 20- 30 metre kala çalgıcılar karşılardı. Davulun zurnanın bu esnadaki makamına ne denir bilinmez ama nedense insana pek dokunur. Ağır ağır, sanki Kırkpınar meydanındaki yağlı güreşlerini hatırlatır. Böyle kutsal bir yapının, evlilik müessesinin temel atma töreni başlamıştır. Anne baba çok duygulanırlar. Onlar bu düğün meydanında dikilen genci yetiştirip bu güne getirip mürüvvetine erişmiş olmanın sevincini yaşarlar. Davulcu, zurnacı bunu özenerek çalar, gözleri de oğlanın anasındadır. Hemen bahşişlerini alırlar. Bir yandan da etraftan gelen misafirleri de karşılamayı ihmal etmezler. Damat, sağdıç arkadaşı ve bayraktar gayet güzel giyimli, süslenmiş vaziyette salına salına ortalıkta dolanırlar. (Devam edecek)

 

Add comment