PEHLİVANLARLA ANILARIM

Burhanettin ÇilDevletin bize tanıdığı silahı alıp belime takmadım. Bursa’da haciz mahallinde iki kez ayrı yerlerde bıçaklandım. Olay Gazetesi hastahanede benimle söyleşi yapmaya gelmişti. Ben; “Beni bırakın. Şurada karşı odada güreşte dünya şampiyonumuz Dinarlı lakaplı Mehmet Pehlivan yatıyor.” dedim. Gazete muhabirine tanıttım. Aslen Bulgaristan göçmeni Mehmet Pehlivan çok duygulandı, ağladı; “Bir aydır buradayım, kimse gelmedi, senin sayende hele şükür beni gördüler.” dedi. Poz poz fotoğraflarını çektirdim. Söyleşi yaptılar. Baş-pehlivanımız Atatürk’ten övgüyle bahsetti, gözleri doldu. “Biz dış ülkelere güreşe giderken gece veya gündüz hava limanında bizi uğurlar, cebimize harçlık koyardı.” dedi. Adamın boyu 1. 90 cm. omuzları geniş ve dik, ayakları 46 numara, elleri pençeli, diz kapakları oldukça yapılı, çatal bilekli, insan azmanı, babayiğit, dev gibi bir insandı. Bununla birlikte, son derece güzel konuşan, terbiyeli, muhabbet insanı idi. Hiç çocukları olmamış, bir kız çocuğu evlat edinmişler ve onu büyü-tüp evlendirmişler. Bir gün samimiyetimiz ilerlemiş ki, sohbet ederken hanımı yaşlı teyze: “Yavrum, bu deli muhacir güreşi kaybederim korkusu ile bana pek yaklaşmazdı.” dedi. Ben

utanarak yere baktım. Başpehlivanımız; “Hanım doğru söylüyor. Bizler dini bir uğruna çalışır, milli duygularımız iyice kabarırdı. Her gittiğimiz yerden şampiyonluğu alarak dönmek duygusu ile çalışırdık.” derken her ikisinin de gözlerinden yaşlar döküldü. Ne acıdır ki, koskoca dünya şampiyonunun emekliliği bile yoktu, maddi sıkıntı içerisinde oldukları belliydi, hanımının getirip götürdüklerinden anlıyordum. Beni çok sevmişlerdi yanlarından ağlayarak ayrıldım. Teşekkür ettiler, garipleştiler, üzüldüler. Neden Dinarlı diye anıldığını sorunca; “Bulgaristan’dan yeni gelmiştik. Afyon vilayeti Dinar ilçesine Panayır kurulmuş. Güreşmek için gittik. Ben rakiplerimi alıp alıp devirdim. İlçe Kaymakamı ve nüfus memuru da oradaymış. İkisi birlikte beni Dinara kazandırmak için kaydımı he-men oraya yaptılar. Bundan sonra ‘Dinarlı’ lâkabını aldım.” dedi.
Ben Balıkesir’de görev yaparken pehlivanlarla çok samimi olmuştum. Şöyle ki; “Dünya şampiyonu Kurtdereli Mehmet sağ olsaydı, geçime muhtaç duruma düşseydi, Valiliklerin yardım fonundan yapılacak yardımla mı geçinecekti?..” demiştim. Esasen onun hayatını yazmaya teşebbüs edip yanıma Balıkesir merkezden bir avukat arkadaşımın kardeşini alarak köyüne kadar gitmiştim. İşte bu sözüm üzerine Balıkesir’in çarşı meydanındaki pehlivanlar kahvehanesinde benden bahsederler. Kepsut ilçesinde her yıl yapılan geleneksel yağlı güreşlerde toplanan hasılatı iki yıl o günün özel idare müdürü Müezzin Bey ile kendilerine eşit şekilde dağıttık.
Başpehlivan Ahmet Taşçı, “Magurus” lâkaplı Hüseyin Gümüş’ün güreştikleri meydanları dolduran güreşlerdi. 1987 yılında Hüseyin Gümüş Kırkpınar güreşlerine giderken Kep-sut ilçesinde Gökköylü İsmail Demir’in lokantasında İsmail ile birlikte kendisine ziyafet çektik, davul zurna temin edip uğurladık. Magurus da sağ olsun, o yıl altın kemeri aldı getir-di. Dönüşü çok muhteşem oldu. Balıkesir’de karşılamaya git-tik. Bir traktör galerisinin önünden geçerken galeri sahibi acente bir adet traktör hediye etmişti. Aradan 15-20 gün geç-tikten sonra Ahmet Taşçı ile birlikte çıktılar, geldiler. Yine İsmail Demir’in lokantasında yemek yerken Ahmet Taşçı’ya sordum: “Bana doğruyu söyle, hanginiz daha güçlü.” deyince. “Bu deli Muhacir istese, her yıl altın kemer getirir. Ancak çok merhametlidir, karşısındakini meydanlardan silmek istemez, şurada şu güreşi falana bırak desek, bırakır.” dedi. Magurus ve İsmail Demir ile çok güzel günlerimiz geçti. İsmail Demir ve çocukları çok çok saygılı, gözleri bol, misafiri seven insanlardı.

Add comment