Emirdağ Ahileri

Hits: 531

Ahilik, Anadolu’da Türk insanının yetişmesi ve terbiyesinde büyük hizmetler gören sosyal amaçlı bir teşkilattır. Arapça "kardeşim" manasına gelen ahi ile Türkçe "cömert, eli açık" manasında olan "akı" kelimeleri ile yakınlık göstermekte ise de hangisinden geldiği belli değildir. Her iki kelimeden de gelmesi ihtimal  dahilindedir.  Ahilik, 13. yüzyılda Anadolu'da yaşayan Türklerin esnaf ve sanatkârlarının birliğini, çalışma esas ve usullerini teşkil eden sosyo-ekonomik bir Türk kurumudur. Ahilik, ihtiva ettiği hizmetler bakımından cömertlik, mertlik ve mürüvvet manalarına gelen fütüvvet teşkilatının daha da gelişmiş bir şekli olarak görülmektedir. Sonraları esnaf ve sanatkârlar birliğine unvan olarak verilmiştir. On birinci asrın ikinci yarısından itibaren Anadolu'ya girmeye başlayan Müslüman Türkler, Türkistan'da ticaret ve sanayi merkezlerinde yaygın fütüvvet ilkelerini de beraberlerinde getirdiler. Bu ilkeler arasında bilhassa; Müslüman kardeşinin işini görmek, onun yardımında bulunmak, hata ve kusurlarını affedip, husumet ve düşmanlık beslememek, ayıp ve kusurlarını örtmek, kendisini başkasından üstün görmemek, musibete uğrayan düşman bile olsa sevinmemek başta gelmektedir. Diğer taraftan Horasan ve Maveraünnehir'de iken Fahreddin Razi, Ahmed Yesevi ve Şihabüddin Sühreverdi gibi büyük alimlerden ders alan Ahi Evren (1171-1262) daha sonra Anadolu'ya gelerek, Kayseri'de yerleşmiş ve halkı irşat vazifesine başlamıştı. Kayseri'de debbağlık yapıp, elinin emeği ile geçinen Ahi Evren, Türkistan'dan gelen bilhassa esnaf teşekküllerini bir çatı altında toplayıp teşkilatlandırdı. Fütüvvetnâmelerden faydalanarak teşkilatın bir nevi yönetmeliğini yazdı. İslam ahlakını esas alan bu yönetmeliği esnaf ve sanatkâr arasında tatbik etti. Onlar arasında İslam ahlakına dayalı bir birlik ve kardeşlik kurdu. Böylece "ahilik teşkilatı" ortaya çıktı. Diğer taraftan hocası Evhadüddin Kirmani'nin kızı olan hanımı Fatma Bacı da kadınları yetiştirip "Baciyan" grubunu teşkil etti. Ahilik teşkilatı sayesinde Anadolu'da Rumlar ile Ermenilerin elinde olan sanat ve ticaret hayatına zamanla Türkler de katılıp, söz sahibi olmaya başladılar. Ayrıca ahiler, yaptıkları zaviyelerde Müslüman tüccar ve esnafın ahlaki terbiyesi ile de uğraştılar. Ahi zaviyeleri zamanla memleketin her tarafına yayıldı. Ahiler, içtimai hayattaki bu hizmetleri yanında ihtiyaç halinde gazalara ve memleket müdafaasına da katıldılar. On üçüncü asrın ilk yıllarında Çin'in kuzey-batısında katliamlara başlayan, kısa bir müddet içerisinde dünyanın siyasi haritasını alt üst eden ve Anadolu'ya doğru yaklaşan Moğol tehlikesine karşı tedbir aldılar. Moğolların önlerinden kaçıp gelenlere kucak açarak Anadolu insanını, Moğollara karşı gaza aşkı ile doldurarak; cihat yolunda Allah’ın rızasından başka bir şey düşünmeyen kimseler olarak yetiştirmeye çalıştılar ve bu insafsız düşman karşısında kahramanca mücadele ettiler. Moğol zulmü ve gerekse başka karışıklıklarla sıkılan ve bunalan insanlara maddi ve manevi güç ve moral vererek Osmanlı Devletinin kuruluşuna kadar Anadolu'yu dini ve milli birlik içinde tutmaya muvaffak oldular. Bu sırada Söğüt- Domaniç  civarında gelişmekte olan Osmanlı Beyliğinin emrine koşan ahilerin bir kısmı, uçlara yerleşip zaviyeler kurdular. Doğudan bu mıntıkaya gelen Türkmenlerin erkeklerini ahi erkekleri, kadınlarını da Fatma Bacı’nın yetiştirdiği bacıyan grubu terbiye etti. Böylece üç kıtada altı asır at koşturacak olan istikbaldeki Osmanlı neslinin temelini attılar. Bu esnada itibarlı bir ahi olan Şeyh Edebali, Osman Gazi ile yakın münasebetler kurup kızını ona verdi. Orhan Gazi ve Murad-ı Hüdavendigar ahilerden olup, vezirleri Alaeddin ve Çandarlı Kara Halil de ahi idiler. Böylece ahilerden bir kısmı âlim, kadı olarak ilim sahasında, bir kısmı vali ve komutan olarak idari ve askeri alanda, bir kısmı da ticaret ve sanat alanında hizmet vermeye başladılar. Ahilerin İslam’ın emri olan, zamanın kıymetini bilmek, disiplinli bir hayata sahip olmak, istişare etmek, adil olmak ve adalet esaslarını aşıladıkları küçücük bir aşiret, kısa zamanda büyük bir devlet olmaya başladı.
   Anadolu topraklarının Türkleşmesi ve Müslümanlaşması hususunda şeyhlerin önemli bir fonksiyon icra ettikleri muhakkaktır. Maveraünnehir, Harezm, Horasan, Azerbaycan ve Suriye'den göç eden bu dervişler ve şeyhlerin çoğunluğu Türk’tü.  Birçoğunun vakıf yurtlukları vardı ve topraktan gelir sağlıyorlardı.
    Emirdağ yöresinde ahi adı ile tanınan iki ulu kişinin varlığı bilinmektedir. Bunlar, Tez köyündeki Ahi Yakup Dede ile Bayat -Ahalar (Ahîler) köyü öreninde türbesi bulunan Ahi Yusuf’tur. Yine yöremizde yatırları bulunan pek çok alperenin  ahilikle ilgileri bulunmaktadır.
    Emirdağ yöresi 1116’dan itibaren Türkleşmeye başlamıştır. Bölgeye ilk defa Bayat Türkmenleri yerleştirilmiştir. Dolayısı ile bölgenin yönetimi,  Bayat köyü merkezli olarak idare edilmiştir. Selçuklular döneminde sınır boylarına uç güçleri olarak, hep Türkmen toplulukları yerleştiriliyordu. Bunlar, Hıristiyan ülkelerine gaza yapmak amacıyla bir araya gelmiş Oğuz kökenli gazi topluluklardı. Uçlarda yer alırken de genellikle tek bir boy ve oymaktan değil, değişik uruklardan oluşuyorlardı.
  Abdulhalim Durma, Evliyalar  Şehri Afyonkarahisar adlı eserinde  Emirdağ yöresinde bulunan zaviye ve türbeleri tarihî seyir içerisinde anlatır:
‘’Barçınlı nahiyesi dâhilinde 16 zaviye mevcuttur. Barçınlı köylerinden Şaban köyünde Abdaloğlu,  Hacı Viran köyünde Ahi Koçu, Çeşme köyünde Ahi Kuran, Avdan köyünde Ahi Mahmud, Piri Köyünde Ahi Yakub,  İnlüce köyünde Basri Seydi,  Daydalu köyünde Daydalu, Kuzviran (Kuzören) köyünde Gök Nebi, Aligel (Alikan) köyünde Saru Lala, Kuyucak köyünde Sultan Şuca Baba, Pınarbaşı köyünde Şeyhzade ve Pirlice Köyünde ismi belli olmayan bir zaviye vardır. Ayrıca İncüğez mezrasında Âlembüken zaviyesi, bir derbend ağzı olan Karabörklü isimli yerde Bahşayiş Baba Zaviyesi ve köy olmamasına rağmen etrafında 85 kişinin yerleştiği Uryan Baba Zaviyesi ile zaviye iken çevresinde 63 kişinin yerleşmesiyle köy haline gelen Melik Gazi Sultan zaviyesi bulunmaktadır.
  Barçınlı kazasında 16. ve 19. yüzyılda 15 zaviye vardır. Ancak burada 16. yüzyıldan sonra bazı yerlerin Barçınlı kazasından ayrıldığını da ilave etmek gerekir. Ayrıca her iki yüzyıl zaviyeleri karşılaştırıldığında sadece iki zaviyenin isimlerinin birbirini tuttuğu görülmektedir. Bunlar da Seydiler (Şeyhler, İnlüce) Köyündeki Hasan Basri ve Tizlü veya Şaban köylerinden birinde olması gereken Ahi Yakub zaviyesidir. Bunlardan başka İncüğez Köyündeki Ebu’l Müslim zaviyesinin de 16. yüzyıldaki Âlembüken Zaviyesi olduğu tahmin edilebilir. Diğer zaviyelerin 16. yüzyıllardaki zaviyelerle herhangi bir irtibatı tespit edilememiştir.  Haçlılar tarafından yok edilip bugün yalnızca Selçuklu dönemi köy öreni olarak kalmış Ahalar Köyü, ahîlerce kurulmuş bir yerleşim yeridir. Hacı Arap Mahallesi, adını Hacı Arap Camii’nde yatan Şeyh Hatun'dan almıştır.   Nitekim çevrede birer yatır olarak korunan mekânların sahipleri düşmanla çarpışırken şehit olmuş savaşçı derviş kişiler olarak karşımıza çıkmaktadırlar.
Çalca ,yolu oldukça sarp olan ve başındaki yüzlerce yıllık kalın gövdeli ardıç ağacı ile Demirli, Eyerli, Beydağı, Hendi Baba, Kümbet, Çulfacık, Çoraklık, Abdurrahman Gazi, Sarnıç, Alanlar’la Mekecik, Ahi Yusuf  ve Kavak yatırları bu tip dervişlere aittir.
     Bu zaviyeler şunlardır. Bayat yakınında Ahiler’de bulunan  Ahi Yusuf, Ali Beyce (Beyce) Köyünde Beyce Sultan (Belcem Sultan), Balcam Köyünde Hamza Fakih, İnandı Köyünde Haydar Çelebi, Bademli Köyünde Kocayatak (Samur Dede), Boynu Yoğunlu aşiretinde Mezraa-i Sarı Kavak, Arslanlı Köyünde Sarı Lala (Arslanlı ve Sarı Lala), Pürnek köyünde Şeyh Şabanlu (Mustafa Efendi) ve Veysel köyünde Veysel Karani zaviyeleri vardır. Ayrıca yerleri tespit edilemeyen Göğertaş Sultan, Hacı Ramazan ve Akpınar (Uzun Dede, Pınarcık, Arap Viran) zaviyeleri ile ilgili kayıtlar da mevcuttur.’’

Add comment