Avrupa’da Yaşlanmak Bir Ayrıcalıktır

Gösterim: 1825
60 yıllarda insan gücüne ihtiyacı olan Avrupa,El emeği ihtiyacını tedarik edebilmek için çeşitli ülkelerden insan getirmiştir. Kendi neslini üremetemediğinden dolayı yaşadığımız asırda dünyanın en yaşlı bölgesi durumuna gelmiştir. Elimizde bulunan bilgilerin  verdiği rakamlarına göre 100 Milyon insanın 60 yaşın üzeri olduğunu göstermektedir. Bazı batı ülkelerinde nüfuslarının yaşlanma oranın yüzde 75’lere kadar vardığı bir gerçektir. Avrupanın yaşamakta olduğu sorunların yanısıra en büyük sıkıntı yaşlanmaktır ve hiç gözardı edilecek bir durum değildir. Bu kitlenin  duruma el atan yetkililer, yaşlı insanların ömürlerinin son dönemlerinde nasıl huzurlu yaşayabilir ? Sorularına cevap arayabilmek için tüm Avrupa ülkelerinde her gün projeler üretilmektedir.
 Peki bu insanlar sizce Avrupalı gözünde nasıl bir durumdadır? ‘Batı kültürü’ maalesef ‘teknoloji ve kalkınma hamlesi’ altında tüm insani değerlerini yitirmiştir. İnsana verilen değer yok denecek kadar azdır. İşte bu tabloda ne yazıktır ki toplum içinde sınıflandırmalar oluşmuştur. Evsizler, okumamışlar,çocuklar, gençler,orta direk,zenginler,ezilenler ve ezenler,aile düzeni olmayanlar ve toplum dışı edilen yaşlılar.
Öydeğerlerin yitirildıği bi düzende bence ‘yaşlı  kesim’ diye nitelendirmekle bile bu emektar insanlara verilen bu tanımlamabile aşağılayıcı yaklaşım içerir.
Neden yaşlı ? Niye bu cefakar insanlara büyüklerimiz ya da daha uygun ve pozitif bir nitelendirme yapılmıyor ?
      Avrupa her geçen gün hayatın her türlü zorluklarıyla pençeleşen bir toplum haline gelmiştir. İnsana verilen yatırım gün geçtikce azalmaktadır. Bazen aile içinde bir köpeğin değeri çocuktan bile üstün yer edinmiştir. İşte bu acı gerçek ışığında bizi en yakından ilgilendiren ise ilk neslimiz olan yaşlı (1.Nesil) gurbetçilerimizdir.
Bu zamanda dahi hiç bir Avrupa ülkesinde ilk nesilimize yönelik belirli projeler tasarlayamamaktadır.Siyasi kariyerim boyunca devamlı kanayan yara olarak gördüğüm  bu ana ve babalarımızın durumlarına tanık olduğumda hem din’en hemde kültürümüzün gerektirdiği yaşam standartlarına ulaşamamakla bereber,çok değerleri ihmal etmişiz.
Nice yaşlı insanlarımız Avrupa’nın ‘bakım ve huzur evlerinde’ hüzünlü bir şekilde son zamanlarını geçirmektedir.
Genellik’le Hıristiyan örgütlerinin elinde bulunan ‘yaşlılar yurtlarında nice nur yüzlü büyüklerimiz çaresiz bir şekilde ölümü bekleyen bir hal içerisindedir.
Düşünün 60’lı yıllarda ‘modern birer köle’ gibi Avrupa yollarına düşen insanlarımız nice zorlu bir hayat yaşamışlardır. Örneğin bir marketten alışveriş yapabilmek için bazen el-kol hareketleriyle iletişim kurmaya çalışmış ya da Anadolundan bir Pazar akşamı uçağa binerek, bir Avrupa ülkesine geldikleri günün ertesi sabahı derhal maden ocağında çalıştırılmaya başlanmış ve bazen tam 4 ay boyunca ‘ gün ışığı’ görmeden fütursuzca çalıştırılmışlardır. Sadece 1 Mayıs İşçi Bayramlarında ancak tatil olduğu için ‘güneş yüzü görme sevincini yaşabilmişlerdir.
 
     Avrupanın kalkınmasında ömürlerini çürüten bu atalarımızı sağlık açısından yaşam ve çalışma şartlarına önem verilmediği bir gerçektir. Ne emeklilik sandığı ne bu insanların iki ülke arası rahat dolaşabilirlik kolazlıkları sağlanmamıştır.
Hastane ve huyur eveleri peronelleriyle konuştuğumuzda ortaya cok kara bir tablo çıkmaktadır. Avrupa’lı insanın ‘sağlıklı ve modern’ yaşam tarzıyla bizim yaşlı insanlarımızın aksine ne kadar ızdıraplar çektiklerini görüyoruz.
Çoğu kez aileleri tarafından unutulmuş ve terkedilmiş bir halde  olan bu insanlarızın psikolojilerinin bozuk olduğunu görmek hiçte zor değildir.Herhangi bir  bakım evine Türk kökenli bir doktor geldiğinde, nice sevinç ve göz yaşlarına şahit oluyoruz. Sanki anadolu hasreti ve  türkçe konuşma özlemleri gözlerinden okunmaktadır.
    Bir  bakımına bu insanlarımıza Din hizmetlerinin ihmal edildiği ise kaçınılmaz, üzücü bir gerçektir. En azından son nefeslerinde baş uçlarında bir hocanın bulunması, son kelimelerinin şehadet olmasına katkı sağlama gerçeği ayrıca bir dini görevdir. Camilerimizin sosyal hizmetleri artık faal duruma gelmesi lazımdır.
     50 yılı aşkın bir süredir devam eden  Avrupa serüvenimizde bu algılamalar içinde neden bazı ülkelerde bizlerin ihtiyaclarını karşılayacak nitelikte yaşlı bakım evleri kurulmuyor?  Neden Türk kökenli doktorlarımız bir özel poliklinikler kurmuyor ? Neden Diyanet ve diğer sivil toplum derneklerimiz çocuklarımızın yaşlı insanlara yönelik sevgi ve ziyaret günleri organize etmiyorlar?
Toplumumuzda her kesimden insanlarımızın güzel bir şekilde kaynaşması ve birbirlerini tanıması açısından kolaylıklar sergilenmiyor ?
  Sosyal faaliyetler açısından batı ülkeleri çabalarını artırmaktadır.Bu tür yaklaşımların ve modellerin , batı ülkelerinde çok ilerlemiş ve önemli yollar katetmiştir. Halen Avrupa topluluğu yaşlanma konusunda çok büyük yatırımlar yapmaktadır.
    Nice dini gurupların Avrupa kalkınma ve yatırım fonlarından destekler almaktadır. Müslüman kökenli yaşlıların sırtından çok sayıda misyoner kuruluşlar büyük paralar kazanmaktadır. Aldatmaca olarak huzur evlerinin bir köşesine bir iki seccade sererek,’ İşte bizim huzur evlerinde ceşitli dinlerden insanlarda barınıyor’ diyerek alınan paraların kendi menfaatlarina yönelik harcamalar yaptıkları bir gerçektir.Modern ve toleranslı görünen Avrupalıların  bu tür yaklaşımlarını sık sık görebiliriz.
    Artık Avrupalı Türkler olarak algılandığımız bir gerçektir. O zaman kendi sorunlarımızı kendimiz dile getirmeliyiz ve ona görede tedbirler almalıyız.
   Evet, son asrın en derin sorunlarından olan yaşlıların sorunlarıyla ilgilenmek gerekir ve bu konuda Bizim Türk kökenli yaşlı insanlarımıza sahip çıkmanın zamanı geldiğini düşünüyorum.
Bu konuda derhal bir ilk nesil komisyonu veyahut bizim yaşlılar adı altında  bu insanlara sahip çıkma organizasyonları yapılması gerekiyor. En azından yılda bir kez bi vefa geceleri organizesi yapılmalıdır.
Yıllar geçtikce sayıları artan bu insanlarımızın sorunlarıda oldukça artmaktadır. Sağlik durumlarına yönelik tedavilerin Anadolu yaşam tarzı şekline yakın olacak şekilde, boş vakitlerinin en iyi  bir şekilde değerlendirmeleri ve onlara olan özdeğer yaklaşımlarıyla kendilerinin önem verdiğimizi hissettiren ve onların  insan olduklarını hatırlatmamız gerekir.
     Türkiyemiz, bu realiteyi görerek Avrupalı yaşlı kitlesini turizm kapsamı içinde ülkemize çekebilir ve ekonomisine katkı sağlayabilir.
İnancımız ve kültürümüzün bu insanlara vermiş olduğu değerleri hatırlatırken Türkiye’mizde neden her yıl bir yaşlılar kongresi organizesi edilmesin?  Düşünün dünyanın her bölgesinden aynı sorunları paylaşan ve cözümler arayan insanların bulusması ne kadar önemlidir.
    Bu tür kongrelerde çok güzel neticeler alınacağına inaniıyorum.Böyle uluslararası projeye toplumun her daliında sorumluluk taşıyan politikacilar,akademisyenler,sendikacılar, bakanlıklar ve sivil toplum liderleri kendilerini sorumlu hissetmelidirler. Yıllarca siyasi temsilcilik etmiş ve dünyanın her yerini gezmiş nice cumhurbaşkanımız,başbakanımız,bakanlarımız,vekillerimiz ve işadamlarımız vardır.Yaşlı insanlarımız hiç kimsenin bilmediği bi şekilde toplum dışı yaşamaktadır. İşte bu insanlarımız tecrübelerini ve  gördüklerini toplumun her kesimiyle paylaşmalıdırlar.
Türkiye’miz için en güzel bir projede her il’in üniversitesiyle ortaklaşa çalışarak ‘ Yaşlılar Üniversitesi’ adı altında emekli olmuş değerli insanlarımızı tekrar topluma kazandırabilmek amacıyla organize olmalıdır. Yaşlı insanımız tecrübesini ve geçmişini paylaşabilmelidir. Kendini emekli olunca ‘toplum dışı’ hissetmemelidir,hissettirilmemelidir.
     Bugünun gençleri elbet bir gün yaşlanacaktır. İşte gençliğinde önem veremedigi sağlığının ve zamanının kıymetini pişmanlık çekmeden bu dünyadan huzur içinde göçmesinde kolaylıklar sağlanması Türk toplumu açısından kutsal bir görev olduğuna inanıyorum.
Saygılarımla
Halis Kökten
Brüksel Belediyesi Meclis Üyesi 

Comments are now closed for this entry