Samimiyet

Gösterim: 2412

        Geçenlerde bir esnaf arkadaşın işyerine gitmiştim.”Selamün Aleyküm.Abi nasılsın?”dedim.Bana bir süre baktı ve:”Gerçekten merak ettiğin için mi, yoksa laf olsun diye mi sordun?” dedi.Düşündüm, gerçekten çoğu zaman laf olsun diye konuştuğumuzu fark ettim.

Artık öyle yüzeysel yaşamaya başlamışız ki samimi olarak hal-hatır sormuyor; karşımızdaki insanın cevabına da iltifat etmiyoruz.İster istemez “Samimiyet” kelimesine takılıyorum.Neden ilişkilerimizde daha yüzeysel,daha samimiyetsiz olmaya başladık?

           İnsanlar gün geçtikçe kendi kabuklarına daha fazla çekiliyor; çekildikçe de etrafında olup bitenlere karşı daha fazla hissizleşiyorlar.Halbuki biz böyle bir millet değiliz.Hep beraber güler, hep beraber ağlarız.Eşimizin, dostumuzun, komşumuzun derdi de,sevinci de aynı zamanda bizim derdimiz, bizim sevincimizdir.Ama öyle bir hale gelmişiz ki artık sırf “Başkaları ne der”, diyerek içimizden gelmeyerek zorlamalarla birbirimizle bir araya geliyoruz.Telefonumuz çaldığında arayan günü birlik görüştüğümüz birisi değilse hemen:”Hayırdır inşallah, şimdi durup dururken bu adam niye beni aradı?”diye düşünüyoruz.Demek ki işimiz düşmedikçe birbirimizi aramıyoruz.

           Samimi olmak  yaptığımız işte ve insanlarla günlük ilişkilerimizde  iyi niyetli, candan ve dürüst olmaktır.Yapılan her işte samimi olmak çok önemlidir.Samimi olmamak özensizliği ve beraberinde vurdumduymazlığı getirir.Yaptığı işte dürüst olmayan bir memuru, bir işçiyi,bir esnafı düşünün.Böyle bir anlayıştan verimli bir iş çıkar mı?Ha unutmadan bir de sahtekar samimiler vardır.Sırf dalkavukluk olsun diye samimi görünmeye çalışırlar .Zaten bunların içtenlikleri de iş bitene kadardır.İşi bittikten sonra ara ki bulasın.Ya:”Bak, ben çok samimiyim.Senin iyiliğini istiyorum.”diyerek aklı sıra alim olup herkese akıl verip eleştiren ilim fukaralarına ne demeli?

“Aldıklarınız kadar basitliğe, verdikleriniz kadar yüceliğe yaklaşırsınız”.

  Samimiyetsizlik ve ilgisizlik bir toplumun en büyük düşmanıdır.Hep beraber mutlu ve huzurlu olmak istiyorsak, “Neme lazım!”, dememeli her zaman başkalarının derdine çare olmaya çalışmalıyız.

“Başlarının derdine ilaç olmayanlar, kendi dertlerine de ilaç bulamazlar.

Yazımı bitirirken konuyla ilgili bir kıssayı sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Yavuz Sultan Selim Han, bir Ramazan günü alimlerle sohbet ederken, Şeyhülislam Zembilli Ali Cemâlî Efendiye dönerek sorar:”Hocam,en büyük günah nedir?” Zembilli gayet rahat:”Neme lazım padişahım”. diye cevap verince koca sultan bozulmuştur.Biraz sesini yükselterek:”Hocam,bir soru sordum size,en büyük günah nedir?”diye üsteler.Zembilli yine umursamaz edalarla “Neme lazım padişahım” der.

Yavuz, Şeyhülislamın kendi sorusunu kâle almadığını düşünerek hiddetlenir:”Hoca!...Bir soru sorduk!” diye çıkışır.Zembilli Ali Cemâlî Efendi büyük alimlere özgü tevazu ve hürmet içinde:”Ben de cevap verdim padişahım!..”diye konuşur.Yavuz,geç de olsa en büyük günahın olaylar,gelişmeler,insanlar karşısında neme lazımcı tavır takınmak olduğunu anlamıştır.

Comments are now closed for this entry