Ahmet Urfalının Yeni Şiir Kitabı Çıktı

Gösterim: 2938
ahmet Urfalı şiir kitabı emirdag.com.tr

1955 Emirdağ Doğumlu eğitimci yazarımız Ahmet Urfalı’nın “Ve Gözyaşı” isimli son şiir kitabı yayınlandı.

 Ve gözyaşı ile ilgili edebiyatçıların görüşleri şöyle: “
 Eğitimci kişiliğinin yanı sıra tarihe ve halk kültürüme yönelik araştırmalarıyla, millî-manevî değerleri yücelten şiirleriyle tanıdığımız Ahmet URFALI altıncı şiir kitabıyla şiir severlere yeniden merhaba diyor.

 Araştırmalarında ve şiirlerinde doğup büyüdüğü, yaşadığı coğrafyanın kültürünü, tarihini (Afyon-Emirdağ,Kütahya-Tavşanlı-Domaniç) ilmek ilmek, nakış nakış işleyen hocamız beslendiği iklimin mümbitliği sanatına yansımışçasına yeni nefesler üflüyor ruhlarımıza. ‘ Ve Gözyaşı’ adını verdiği altıncı şiir kitabındaki her şiirinde gönlümüze akan farklı bir soluğu hissediyoruz.
 Akif’in bir şiirinde dediği’ Şiir için gözyaşı derler.’ ifadesi hocamızın bu eserinde ruhen de ismen de tam yerini bulmuş desek mübalağa etmiş olmayız.Yıllarını eğitime vermiş, yarınların emanetçisi gençlerle bir ömür hemhâl olmuş,  adanmış bir ruhun bazen Mevlâ’ya, bazen Leyla’ya, bazen millî benliğimize, tarihimize, bazen de yitirilmiş, kadir-kıymet verilmeyen değerlerimize karşı hissettiklerini gözyaşı gibi samimi, gözyaşı gibi etkili sözlerle ifade ettiğini görüyoruz.

Hüzün gözyaşıyla örülmüş şiirlerin yanında öğüt, hasret, müjde, ümit temalı şiirleriyle de bizleri millet olarak, birey olarak sevinç gözyaşı akıtacağımız aydınlık yarınlara çağırıyor ve gönüllerimize ümit, güven aşılıyor.

Hocamıza onca yoğunluğu içinde gönül-kültür dünyamıza yaptığı katkılarından dolayı teşekkür ediyor ve şükranlarımı sunuyorum. Noktayı da bu son kitabının arka kapağındaki iki mısra ile koyuyorum.

“Sakla son damlasını sevinç gözyaşının

  Yeni efsanelerin ödülü olsun.”

 

 

                                                                                                                   İrfan AKBAŞ”

 

“Ahmet URFALI, acılar yaşayan Anadolu’nun hüzünler içinde olan insanımızın kurtulacağına inanan ümitli bir gönül insanıdır. Bu yüzden karamsarlığı barındırmaz çevresinde.
Dikenlikler kaplamaz çevresini. En karanlık zamanların bile nurlu ışıklara gebe olduğunu bilir ve bu inançla yazar. Ahmet Urfalı’nın şahsında, yüreği ulu sevdalar taşıyan ve kutlu rüyalara yatan bütün şairleri selâm olsun!

 

Mehmet Nuri Yardım”

 

 

ESERLERİ

 

A.ŞİİRLERİ:

 

1)Sevdalar Sevdalar      1                                 (1990)

 

2)Sevdalar Sevdalar       2                                (1992)

 

3)Al Şafakların Müjdesi                                    (1999)

 

4)Kayı Destanı                                               (2004)

 

5)Gül ve Taş                                                 (2005) 

 

6)Ve Gözyaşı                                               (2008)

 

7)Adı Yemendir                                        (Baskıda)

 

B.ARAŞTIRMALARI:

 

1)Hayme Ana Ve Karakeçili Aşireti                               (1994)

 

2)Vilayetlerin Sultanlığından Sultanlığına Osmanlı  (1999-ortak yayın)

 

3)Kuruluşun Toprağı Domaniç                                     (2003)

 

4)Efsane Kent Tavşanlı                                             (2004)

 

5)Türkmen Destanı Emirdağ                                     (2006) 

 

6)Bir Zamanlar Tavşanlı                                          (2008)

 

7)Tavşanlı Mevlevihanesi                                        (2008)

 

 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

 

 

                ADANANLAR

 

 

                1.

 

 

                Gittiler

 

                Uzak şehirlerin karanlığına

 

                Bir kurt gibi cesur ve yalnız

 

 

                Yiğittiler

 

                Cennet kapılarına yakın durdular

 

                Dillerinde seferberlik türküleri

 

 

                Bittiler

 

                Verimli ovalarda ıssız dağlarda

 

                Fışkırdılar bereket olup

 

 

               Kilittiler

 

               Kutsal değerlerin hazinesine

 

               Alp-erenlerdi adları ve andları ile adanmış

 

 

               İttiler

 

               Ellerinin tersiyle mevki-makam hırsını

 

               Gözleri olmadı parada pulda

 

 

               Yittiler

 

                Tan yeri ağarmadan Kızılelma’da

 

                Kaybedilmiş vatanların buruk hayâliyle

 

 

               2.

 

               Çekinmeden vererek canlarını

 

               Şehitler kanıyla bayrak oldular

 

 

               Gül olup yeniden hasbahçelere

 

               Vatan yapılacak toprak oldular

 

 

                Yüce gönülleri sevecen geniş

 

                Anadolu gibi yaylak oldular

 

 

               Kutsal değerlere mahfaza olup

 

               Korku tanımayan koçak oldular

 

 

              Toplaştılar ulu çağrıya gelip

 

              Erenler mekanı ocak oldular

 

 

              Çoban ateşleri yakıp her dağda

 

              Oğuz’un nesline durak oldular

 

 

              Işık ışık aydınlandı şehirler

 

              Güvenle varılan uğrak oldular

 

 

              Dillerden düşmedi millet sevgisi

 

              Destanlar misali kaynak oldular

 

 

 

              Kurbanlık koçtular Allah yolunda

 

              Derinden Hu çekip adak oldular

 

 

               Bir karasevdadır bu büyük ülkü

 

              Turan’a yürüyen ayak oldular

 

 

 

              

 

 

 

                BOZLAK

 

 

 

              Eski çağlardan kalma bir acının yüzü

 

              Kerpiç duvara yaslanmış oturur öylece

 

              Irmak ırmak derin çizgileriyle ağlar yalnızlık

 

 

 

              Uzun yola gönderilmiş oğulların kederi gözlerde büyür

 

              Haber getirmez göçmen kuşlar çiçek açınca ağaçlar

 

              Yakup’un çilesini artırır ancak Yusuf’un hasreti

 

 

 

             Haneler gurbet ocağına döndü kapılar kapandı bir bir

 

             Uğursuz baykuşlar tünedi viran oldu yuvalar

 

             Hüzünler dolaştı sokaklarında boynu bükük ağıtlarla

 

            

 

 

             Ufuklar yasta umutlar tükeniyor günle beraber

 

             Yüreğe düşüyor yüksekten ve derinden göğün buğusu

 

             Yorgun bakıyor hayata ikindi güneşi dertler içinde

 

 

 

              Bir gönül sızısıdır hatırası yitik aşiretin

 

              Yaylalarda izi kalmamış oğulların ses yok seda yok

 

              Bu fetrete bakıp maveradan yasını tutuyor mezar taşları

 

 

 

 

 

                           GÖZYAŞI KASİDESİ

 

 

                                                                                 Nadide bir divâneyim baştan başa efsâneyim

 

                                                                                Hicranım ahvâline mâtem güler ben ağlarım

 

                                                                                                                                     Esrar Dede

 

 

  BİR:                 Günahsız bir çift gözden akar gözyaşı

 

                           Sanki masum çimenler üstünde çiğdir bahar sabahı

 

                           Titretirken naif  dudakları tuzlu tadı

 

                           Bir şebnemdir kırmızı gül yaprağında

 

                           Bir annenin ağlayışıdır çocuğu için

 

                           Derin denizlerden çıkarılmış inci tanesi gibi

 

                           Büyük sevdaların hüsranlı sonudur acıyla yoğrulmuş

 

                           Hüzzamdan   bir ezgidir hüznün yanında

 

                          Yıldızlar kayarken gökyüzünde ve köpürürken denizler

 

                           Kimsesiz yetimlerin son sığınağıdır gözlerde büyüyen

 

                           İnsanlar azalıyor güleç yüzü sadaka bilen

 

                           Yoksul sessizlikler kuşatılıyor dar zamanlarda

 

 

 

                          Yaradanın yüce bir bağışıdır ihsanlarla dolu

 

                           Ulu yönelişlerde ıslanırken seccade

 

                          Gözlerin duasıdır eller açılmadan diller söylemeden

 

                          Rahmet kapısının girişinde dileklerle yüklü

 

                          Ruhlardaki depremi riyası olmayan tövbelerin

 

 

 

                           Bir göçmendir gözyaşı göz yurdunun ayrılmış

 

                           Ki bu yüzden çığlığına karışır hıçkırıkları

 

                           Soylu hasretler akıtır güzelliklere yorgun

 

                           Ululardan emanettir devredilir gözyaşı

 

 

 

 

                      

 

  İKİ:

 

 

                        Kalbini yatırır bağlamanın koluna

 

                        Kahrını yüklüyor nağmesine şimdi gurbetin

 

                        Yüzünü dönüp sılaya doğru

 

                        Bir bozlak haykırır Anadolu yaylasına

 

                        Eşliğinde süzülür gözyaşı solgun yanağa

 

 

                       Ağır ve kahırlı sevdalar gencecik omuzlarda 

 

                       Birbirine  hüzün sunarlar yaşanmış kederlerden

 

                       Uzun bir haykırıştır sevdaları kutlu kılan

 

                       Unutulurdu köşesinde tanık olmasaydı göçmen kuşlar

 

                       Kimseler bilmezdi kopup gelmeseydi yürekten

 

                      

 

                       Sus ve ağlama artık gözyaşların ele veriyor seni

 

                       Matemini sarıyor gece korkulu karanlığıyla

 

                       Çılgın kısraklar üstünde uğulduyor rüzgar

 

                       Ölümü hatırlatıyor gök gürlemesi

 

                       Sus ve ağlama artık sabırla sessizliğine dön

 

 

 

                     

 

 

  ÜÇ:

 

 

                    Ağlayın diyordu ağlamayana

 

                   Gözyaşı akıtıp o güzel insan

 

 

                    Dualar edildi gözyaşı ile

 

                    Rahmetin ümidi kabule yakın

 

 

                   Kalbe şifa verir içten ağlayış

 

                   Korkuyu dağıtan şefkat ışığı

 

 

                  Katı taşta ne ot biter  ne de gül

 

                  Yeşerir toprakta binlerce  çiçek

 

                 

 

                  İnsan ki duygudur baştan aşağı

 

                  Gözyaşını dökmek insana mahsus

 

 

 

    DÖRT:

 

              

 

                  Bir yetimin elleri arasındaysa başı

 

                  Hıçkırıkları duyulmuyorsa   kanadı kırık güvercinlerin

 

                  Izdırabın  kıvranışına   duyarsızsa gönüller

 

                  Ölmeye uzanıyorsa bir ceylan gözleri açık

 

                  Çıplak ayaklara batan diken batmıyorsa yüreklere

 

                  Gece yıldızlara bakıp şarkılar söylenmiyorsa

 

 

                  Artık gözyaşı dökmenin vakti gelmiştir

 

 

  BEŞ:

 

 

                 Ne şikayet etti ne boyun büktü

 

                 Razı oldu ondan gelen her derde

 

 

                Bir hicran bürümüş ufuklar sisli

 

                Gözyaşı damlamış mezar taşına

 

 

                Gizledi yaşını öz gözlerinden

 

                Acıyı akıttı gönül yurduna

 

 

               Baharda açmadı tomurcuk güller

 

               Sonbahar gazeli şimdi ümitler

 

 

                Unutulmuş hikayesi Mecnun’un

 

                Büyüsü bozulmuş efsanelerin

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ALTI:

 

 

               Bahar gelmişken mavi gözlerine binbir çiçekle

 

               Doğumları çoğalırken az olan

 

               Donanırken türlü rengini dünya mor-yeşil

 

               Sarı saçlarınla sen nereye gidiyorsun

 

 

 

               Niçin geriye dönüp dönüp bakarak gidiyorsun

 

               Öğleye ulaşamamış güneşler gibi batıyorsun

 

               Sensin gül tomurcuklarının ardından ağladığı

 

               Baharına kırağı dokunan gül de sensin

 

 

               Annelerin en dehşetli depremidir hayatlarında

 

               Ansız ve birdebire gelmişken ölüm

 

               Asude yaşantıların üstüne devrilirken dağlar

 

               Yası hatırladıkça büyür sustukça çoğalır ızdırabı

 

 

               Uzanmışsın yabanın toprağına boylu boyunca

 

               Al-kanın kına olmuş o nazik ellerine

 

               Sonra nurlu yüzündeki tebessümle kime bakıyorsun

 

               Nereye gidiyorsun kanatları üstünde meleklerin

 

               Yeni değil hayat karşısında yenilgisi masalların

 

               Ve acımasızlığı gurbet ellerde hüzünlerle gelen akşamların

 

               Tanımsız bir çiledir kor ateşin düştüğü her yürekte

 

               Ve uzak şehirlerin tenha sokaklarında kim duyar ağıdımızı

 

 

               Artık gözyaşı dökmenin vakti gelmiştir

 

 

 

 

 

 

YEDİ:

 

 

              Gökten damla damla iner gözyaşı

 

              Ebemkuşağıyla taçlanır hüzün

 

 

              Acının içine siner gözyaşı

 

              Fırtınalar başlar toprak yarılır

 

 

              Pınar kuruyunca diner gözyaşı

 

             Viraneye döner gönül çaresiz

 

 

              Kederin üstüne biner gözyaşı

 

              Hayat tuz basılmış kılıç yarası

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SEKİZ:

 

 

               İçten kopan gözyaşı

 

               Eritir en sert taşı

 

 

               Kederler üstüne gam

 

               Hüzünle gelir akşam

 

 

              Yanağa süzülen su

 

              Bir hicranın kokusu

 

 

              Kalpte matem yazısı

 

              Ruhun derin sızısı

 

 

              Başlıyor gönül yası

 

              Tükenirken hülyası

 

 

              Kırık dal solgun çiçek

 

              Görülen acı gerçek

 

 

              Geldi ayrılık anı

 

              Şimdi gurbet zamanı

 

 

              Kirden arıt nefsini

 

              Sen bulursun kendini

 

 

              Bir hasretin türküsü

 

              Gönüller üzüntüsü

 

 

              Dert ile titrer sesi

 

              Hayatın son gecesi

 

 

              Her acıyla beraber

 

              Buruk gözyaşı iner

 

 

 

 

 

DOKUZ:

 

 

 

              Sakla son damlasını sevinç gözyaşının

 

                             Yeni efsanelerin ödülü olsun

 

 

 

             

 

 

 

                 

 

HÜZNÜNLE  ÇOĞALIYOR SEVGİN

 

 

 

Mazinin gülistanında ayak izlerim

 

Büyütürken hasretini alca güller

 

Senin hatıran için çiğ düşürür

 

Dikenleridir şimdi kalbimi kanatan acıyla

 

İşte veriyorum kan senin olsun

 

 

 

Uzlet köşesinde bir derviş gibiyim

 

Her çile yolumu kısaltır sana varan

 

Mihnetin kabulümdür kapında bekleyenim

 

Sıyırdım gönlümü puldan rütbeden

 

İşte veriyorum  şan senin olsun

 

 

 

Sensizlik gezilmedik şehirler gibidir tenha ve tedirgin

 

Hüzünler çoğaltıyor sevgini sevdikçe çoğalıyorsun içimde

 

Görkemli şafaklar görünen saltanatındır şimdi gökte

 

Oysa benden bir yorumdur şu karanlık geceler

 

İşte veriyorum  tan  senin olsun

 

 

Sadece hayali kurulan yaşanmamış bir baharsın

 

Ayrılığınsa bir güz yaprağıdır dalından düşen

 

Büyüsü bozulmuş bir rüyasın şimdi adınla

 

Geçmişin özlemiyle buğulanırken gözlerim

 

İşte veriyorum  an senin olsun

 

 

Buruk kederler sunar hayat bize

 

Soğuk rüzgarlar gelir denizlerden

 

Ellerimi tutman gerek olunca sıcaklığında

 

Anlamını yitirmeden içimdeki sızın

 

İşte veriyorum  Can senin olsun

 

 

 

 

 

 

 

 

   PUSU

 

 

 

  Alaca karanlığında gök yalanların büyüttüğü bir sızıdır

 

  Yağız bakışlı halkın mor dağlarındaki korku

 

  Kışkırtılmış bir ihanetin soluğu düşerken ortalığa

 

 

 

 

 Aldanmış bir isyanın sorgusundadır gözler

 

 Nifakın soysuz yüzüdür acılar üstünde sırıtıp duran

 

 Bu gönül yangınını boz bulanık Fırat mı söndürecek

 

 

 

Kızıl bir kamadır gelir kederleri kanatır

 

Bedenler parçalanır can bedenden ayrılır

 

Kan kardeşliği biter mi Çanakkale’de yemini edilen

 

 

 

 

Fitnenin öfkesi sarınca meydanları mateme büründü gökyüzü

 

Bir Davut yıldızıdır görünen ve nefreti içinden parlayan

 

Birliğin anlamını şimdi söylesin kaygısı vatan olanlar

 

 

 

 

 

      YÜRÜKSEMAİ

 

 

 

      Günün bittiği yerde kurulur çadır

 

     Mezar ömrün bittiği yerde kazılır

 

     Bir ulu dağ başında veya eteğinde garip

 

     Hayat bir yoldur üzerinde taşır göçünü

 

     Sarıdan yeşile ölümden hayata

 

     Düşünce toprağa cemre ümitlerle başlar doğuş

 

     Sadece sevgidir büyüyen ve ellerde hissedilen

 

     Eksilip çoğalmak boşalıp dolmak

 

     Bu bir sır değildir semanın altındakiler için

 

 

     Türküsüne yayla ayazı vurmuş canevinde

 

     Sonra düşler sessizliğinde süzülmüş kederler

 

     Mehtap sunmuş gümüş bir tepside tesellisini

 

     Uzak diyarlara götürmüş kuşlar sevdalı türküleri

 

     Yürekler ağlamış yaşlar yerine acısı yürümüş kara toprağa

 

     Niçin feryadı hüsrandadır bozkırın niçin

 

 

     Dedenin kepeneğine bürünmüş torun sıcacık

 

     Elindeki kaval miras kalmış mor kuyunun kuzusu ile

 

     Bir de bu göç başlarda esen bozlak gibi

 

     Asırların efkarını toplamış şu zorlu yokuşlarda

 

 

     Göğün altında ve yerin üstünde

 

     Söylemiş bilgeler en hikmetli sözlerini

 

     Gökyüzü yorgan yeryüzü döşek

 

     Göç dursa hayat biter yıldızlar söner

 

     Suyu tükenir denizlerin ve ırmakların

 

     Burada yeniden dirilişin adı bahardır

 

     Her yağmur damlasında saklıdır rahmet ve bereket

 

     Güzellikleri paylaşılsın diye nevruzun çiçekleri gülümser

 

     Rayihalar yayılır yeniden bağlanır hayatı insan

 

 

     Alaca yamaçları sarınca sürü ve yılkı

 

     Bin müjde bağışlar doruğunda dağlar cömertçe

 

     Unutulur bütün dertler çekilmiş ve çekilecek

 

     Doru kısrak yanında al taylar sevinçler verir

 

     Şükrünü yüklenip akşamın yeli dolaştırır ufku

 

     Dilekler çağırır yeni zamanı yeni hasreti

 

 

 

İLETİŞİM

 

 

Anadolu Öğretmen Lisesi Tavşanlı/KÜTAHYA

 

İş: 0274 614 15 73

 

cep: o505 454 1955

 

e-posta: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

 

Comments are now closed for this entry